Prof. Ahmet İnsel ile söyleşi: Fransa'da sokak hareketleri nasıl başladı, nasıl devam ediyor?

20.10.2026 medyascope.tv

20 Ekim 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır:Merhaba, iyi günler. Dünyanın dört bir tarafında protestolar var. Farklı farklı gerekçelerle gençler, halk değişik yerlerde, sokaklarda ama en çok dikkat çekenlerden birisi Fransa'da öğrencilerin bir ayı aşkın süredir sokaklardaki hareketliliği. Neler oluyor? Fransa nasıl tartışıyor bu yaşananları ve Fransa'da yapılacak olan seçimlere bu olayların etkisi ne olabilir? İşte bütün bunları Paris'te Profesör Ahmet İnsel'le konuşuyoruz. Abi merhaba.
Ahmet İnsel: Merhaba Ruşen.

Ruşen Çakır:Evet, 68'de Fransa hep akla gelir. Yıllar sonra 68 dedik. Şimdi 2026 ve Fransa'da sokakta gençler. 17 Eylül'de başladı ve geçen cumartesi günü bayağı da bir dönüm noktası gibi bir şey yaşandı. Türkiye'den kör topal insanlar anlamaya çalışıyorlar ama orada yaşayan birisi olarak ve bu konulara aşina birisi olarak bize bu bir ayı nasıl özetlersin?
Ahmet İnsel: Ruşen, bir kere bu 17 Eylül'deki lise öğrencilerinin lisedeki koşullarla ilgili, hem fiziki koşullar hem ders programları hem üniversiteye giriş için yeni uygulanan, 4-5 senedir uygulanan sistem bütün bunlarla ilgili memnuniyetsizliklerini ifade eden ve bir lisede başlamıştı Paris yakınlarında Saint-Denis'deki bir lisede. Liseyi bloke etmek, lisenin girişini kapatmayla başlayan hareket hızla başka birçok lisede, 400 civarında lisede benzer eylemlere dönüştü, aynı taleplerle. Yani kabaca, çok kısaca ifade edersem 3-4 tane aslî talep. Birincisi bu yaz sıcakları. Biliyorsunuz bu sene çok sıcaklar olmuştu, Haziran ayında; “Yaz sıcaklarında binalarda kavruluyoruz, kış soğuklarında donuyoruz; binaların durumu çok kötü.” İkincisi, “Hasta olan veyahut izinli olan öğretmenlerin yerine çoğu yerde veyahut bazı yerlerde yedek öğretmen gelmiyor, derslerimiz boş geçiyor” şikayeti. Üçüncüsü, üniversiteye giriş sistemini 5 sene önce değiştirmişlerdi. Bu giriş sistemi algoritmalar üzerinden oluşuyor; “Niçin üniversitede hangi bölüme kabul edildiğimizi bilemiyoruz, bu bizi çok rahatsız ediyor.” Zaten bu 2-3 yıldan beri ailelerin de dile getirdiği bir gerginlik konusu. Ve dördüncü olarak da, “Lisenin ders programları altüst oldu. Bazı günler sabah 8'den akşam 18'e kadar dersimiz var, bazı günler öğleyin 3 saat boşluğumuz var, öğlen yemek arası verilmeyen günler var. Ders programları yeni sistemle özellikle lisede altüst oldu” diyen bir memnuniyetsizlik. Bu memnuniyetsizliğin arkasından üniversite öğrencileri desteklemek için devreye girdiler ve burada işi biraz çığrından çıkaran iki şey oldu. Birincisi, hükümetin bu tepkilere karşı ilk başta biraz lakayt davranması; bunların banliyödeki öğrencilerin hareketi ve bunu destekleyen, bunu fiştekleyenlerin de Fransa'daki sol cenahta yer alan Boyun Eğmeyen Fransa'nın militanlarının, milletvekillerinin, yerel belediye meclisi üyelerinin bu öğrencileri kışkırtması olarak gösterip her seferinde olduğu gibi işin arkasında bir aşırı sol veyahut sol parmağı arayan bir davranışa girdiler. İkinci neden de polisin bu 18 yaşından küçük, kimisi 14-15 yaşında olan çocukların, lisenin girişlerini bloke etmesi, bazı yerlerde çöp kutularını ateşe vermesi gibi sembolik diyebileceğimiz eylemleri birdenbire aşırı bir şiddetle bastırmaya çalışmaları ve zannediyorum hükümetin içişleri bakanının böyle bir polisin şiddetle müdahalesi, güç kullanarak, orantısız güç kullanarak müdahalesinin öğrencileri başka yerlerde korkutup işin genişlemesini engelleyeceği varsayımından hareket etmesi işi tamamen çığrından çıkardı. Çünkü bu sefer, bu polisin müdahalesi nedeniyle yaralanan çok fazla olmadı ama ilk baştan, bu orantısız güç kullanımına tepki olarak üniversite öğrencileri de devreye girdiler. Üniversite öğrencileri devreye girince iş giderek daha fazla büyümeye başladı. Üniversiteler işgal edilmeye başlandı. Bu sefer polis daha da şiddet kullanmaya başladı ve yaralananlar olmaya başladı. Gözünü kaybeden öğrenci, bir elini kaybeden öğrenci, bir tanesinin ağzına gelmiş galiba gaz bombası veya ona benzer bir fişek; dişleri kırılmış ve dolayısıyla bunlar daha da tepkiyi büyüttüler.

Ruşen Çakır:Bir de anladığım kadarıyla Paris'te başlayan hareket bütün ülkeye yayıldı.
Ahmet İnsel: Paris'in banliyösünde başladı hatta. Paris Saint-Denis'de başladı, bütün Fransa'ya büyük ölçüde yayıldı. Tabii Fransa'da 4.000 civarında lise var. 4.000 lisede de başladı dersem doğru olmaz ama 4.000 lisenin neredeyse %20'sinde, %25'inde başladı. Kimisinde çok büyük eylemler olarak, kimisinde daha çok destek eylemleri olarak başladı. Bir üniversite liseliler koordinasyonu oluştu. Bir Liseliler Sendikası adı altında aslında bir lise koordinasyon ekibi var. Üniversite öğrenci sendikaları devreye girdiler ve arkasından da tabii şöyle bir endişe başladı: Çünkü toplumda da bir memnuniyetsizlik var hayat pahalılığından dolayı. Özellikle bu Trump'ın İran'a yönelik, İsrail ve Amerika'nın İran'a yönelik saldırısı sonrası, biliyorsun Türkiye'de de aynı şey yaşanıyor, petrol fiyatlarının hızla artmasının yarattığı bir fiyat artışı, enflasyon şoku var. Diğer taraftan hayat pahalılığının genel olarak orta ve alt sınıflarda birkaç yıldan beri giderek artan bir rahatsızlık oluşturduğunu biliyoruz. Öğretmenler aynı zamanda bu öğrencilerinin şikayetlerinin yanında öğretmenler de  maaşlarının düşük olması, çalışma koşullarının kötü olması nedeniyle şikayetlerini dile getirmeye başlamışlardı. Ve 17 Ekim günü öğrenciler ve liselilerin yanında sendikaların da katıldığı, yani şu geçen cumartesi günkü yürüyüş bir hayat pahalılığına karşı yürüyüştü. Biliyorsun bu hayat pahalılığına karşı yürüyüşü İtalya'da, ondan sonra Belçika'da, başka ülkelerde, Polonya'da falan da giderek artan bir memnuniyetsizliği ifade eden bir toplumsal hareket haline dönüşmüş durumda ve bu yürüyüşe çok büyük bir katılım oldu cumartesi günü.

Ruşen Çakır:Burada şunu sormak istiyorum: Demin sen dedin ya, sola atfedildi bu olaylar. Ben mesela özellikle liselilerin ilk eylemleri başladıktan sonra birtakım Fransız medyasına çıkan, mesela bir çocuk var adını şimdi hatırlamıyorum, bir sembol isim olan, mesela o çocuk bayağı bildiğimiz solcu yani. Ve bayağı da sol literatüre de hakim ama...
Ahmet İnsel: Ağzı çok iyi laf yapan bir çocuktu.

Ruşen Çakır:Evet. Şimdi o tür şeylerden dolayı mı böyle yapıldı, yoksa benim anladığım kadarıyla bir zamanlar olduğu gibi Fransa'da öyle güçlü ve en alttaki gençleri böyle mobilize edebilecek bir sol var mı Fransa'da?
Ahmet İnsel: Yok. Ama şöyle, şuradan kaynaklandı: Bu ilk lise hareketinin başladığı Saint-Denis bölgesi sağın çok rahatsız olduğu bir şekilde Boyun Eğmeyen Fransa Partisi'nin adayı Afrika kökenli bir siyahinin belediye başkanı seçilmesi ve onun seçildiği tarihten beri sürekli sağ bu kişiyi hedef olarak gösteriyor. O da toplumsal taban hareketlerine çok yakın birisi. Dolayısıyla lisenin önüne gidip öğrencilere belediye başkanının destek vermesi, bu biraz evvel dediğim imajı güçlendiren veya onu destekleyen bir eylem, bir hareket oldu. Oradan hareketle “Boyun Eğmeyen Fransa bunları kışkırtıyor” kampanyası başladı. Burada da şöyle bir şey var sağ açısından: Tabii bütün bunlar Nisan ayının ortasında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminin manevraları. Çünkü şöyle bir şey var: Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turuna aşırı sağ adayın karşısında kim kalacak? Aşırı sağ aday Marine Le Pen'in ikinci tura kalacağı %100 kesin. Burada artık kimsenin şüphesi kalmadı. İlk turda %30'dan fazla oy alacak ve ikinci tura o kalacak. İkinci tura onun karşısında merkez sağın adayı mı kalacak, yoksa Boyun Eğmeyen Fransa'nın lideri Mélenchon mu kalacak? Ya da Sosyalist Parti'nin şimdi yeni, kendileri bir ara ön seçim yaptılar, Sosyalist Parti ve diğer Sosyal Demokrat Parti’nin adayı Glucksmann mı kalacak? Dolayısıyla burada merkez sağın veyahut sağın, merkez solun da en büyük endişesi Boyun Eğmeyen Fransa liderinin ikinci tura kalması. Dolayısıyla da biraz onu şeytanlaştırma operasyonu da burada yapıldı aynı zamanda.

Ruşen Çakır:Evet. Burada peki şunu sormak istiyorum: Sağ, aşırı sağ diyelim, Le Pen'in partisi...
Ahmet İnsel: Radikal, evet, aşırı sağ.

Ruşen Çakır:Evet, radikal sağ bu eylemlerden memnun sanki. Özellikle bu eylemlerin bir vandalizm olarak lanse edilmesi boyutu, ki onu Fransız medyasında da çok yapan var diye biliyorum, sosyal medyada da var. Bu yönüyle bir güvenlik sorunu olarak gösterip bundan endişe eden kesimlerin oyunu alma... Tutuyor mu bu politika?
Ahmet İnsel: Şimdi tutup tutmayacağını daha, Ruşen, tespit etmek için çok erken. Çünkü esas bugüne kadar bu çok fazla etkili değildi. Çünkü sonuçta çocuklar işte biraz etrafı, çöp kutularını yakıyorlar falan ama çok büyük bir vandalizm dediğimiz bir olay gerçekleşmemişti. Biraz belki bir iki üniversiteye giren kişiler ortalıkta biraz yakıp yıktılar demeyelim de biraz ortalığı tahrip ettiler ama mağazaların soyulması, yıkılması olayları ilk defa cumartesi günü oldu. Ve tabii ki bu olay çok büyük. Bu az buz değil, yani sadece Paris içinde 200'den fazla mağaza tamamen talan edildi. Limoges Belediyesi tamamen yakıldı. Lyon'da bir meydanda tarihi bir bina olan turizm bürosu, ajansı tamamen yandı. Bütün bunlar biraz kasıtlı yangınlar aynı zamanda; yani bir yanlışlıkla, bir hatayla yapılmış yangınlar değil. Ve Fransa çapında Marsilya'da olsun, Toulouse'da olsun, Bordeaux'da olsun, Paris'te, Lille'de göstericilerin arasına karışmış epey kalabalık, yani 10 bin 100 bin değil ama 1000, 2000, 3000, 4000’le ifade edilen bazı gruplar tamamen vandalizme yönelik, yani yakıp yıkıp yağmaya yönelik davranışlarını sürdürdükleri için aşırı sağ lideri Marine Le Pen hemen ne çağrısı yaptı, ‘‘Olağanüstü hal ilan edilmesi lazım’’ çağrısı yaptı, hemen. Onun gözünde tabii ki sol, aşırı sol onun rakibi olan, işte kimse o aşırı sol dedikleri şey. Şimdi yeni bir kavram ortaya attılar biliyor musun? Aşırı sol, Boyun Eğmeyen Fransa. Ama onun da solu varmış gibi bir de ‘‘ultra sol’’ diye bir kavram çıktı şimdi karşımıza. Bir sol var, bir aşırı sol var, bir de ultra sol var. Şimdi aşırının ultrası nasıl olur bilmiyorum ama işte böyle bir sol daha var. Artık oraya kimileri Troçkistleri koyuyor, kimileri anarşistleri koyuyor, kimileri antifa hareketleri koyuyor. Ne olduğunu pek bilmiyoruz. Bu siyah elbiseleriyle, başlarında siyah kasklarıyla, siyah eldivenleriyle gelen bir ekip, bir grup. Bu grubun pek yağmayla alakası yok, bu grubun esas derdi polisle çatışmak. O grubun arkasından da çekirge sürüsü gibi gelen bir yağmacı grup geliyor, örgütlü bir yağmacı grup geliyor. Onlar polisle çatışırlarken öbürküler de o polisin orada meşgul olmasından fırsat bilip mağazaları yağmalıyorlar.

Ruşen Çakır:Peki bu arada bir de şey sanki var, böyle birtakım görüntüler gördüm; polisin yarattığı, güvenlik güçlerinin yarattığı birtakım provokasyonlar da var herhalde.
Ahmet İnsel: Tabii, tabii. Muhakkak ki o çekirge sürüsü gibi dediğim sürünün içinde ne olduğunu bilmiyoruz. Yani sivil polisler de vardır büyük ihtimalle, birkaç tanesi ortaya döküldü. Ama esas polisin provokasyonu normal... Mesela cumartesi günü République Meydanı'nda çok büyük bir kalabalık toplanmıştı ve çok barışçı bir kalabalıktı. 50-60 kişilik bir orkestra meydanda çalıyor falan ve birdenbire göz yaşartıcı bombalar atılmaya başlandı bu polis tarafından. Ne olduğunu kimse anlayamadı, birdenbire ortalık karıştı. Şimdi polisin dediğine göre yağmacı bir grup yaklaştığı için onları dağıtmak için yapmış. Ama onları dağıtmak için bütün halkın üzerine, oradaki göstericinin üzerine göz yaşartıcı bomba atınca ortalık karışınca, tam o sırada karıştığı andan itibaren de yağmacıların harekete geçme alanı oluşmaya başladı. Yani polisin çok ciddi biçimde bir aşırı güç kullanımı ve diğer Avrupa ülkelerinde kullanılmayan bazı toplu gösterilere karşı kullanılması sınırlı veya yasak olan bazı silahımsı malzemeler kullanması... Örneğin çember altına alınmış o insanları kurtarmak için kullanılan el bombalarını ortaya atması ki bunlardan birkaç tanesi bir kişinin, bir çocuğun elinin parçalanmasına, geçtiğimiz gün gene bir başkasının elinin parçalanmasına neden oldu. Polisin esas burada... Aşırı sağdan bahsediyorduk. Aşırı sağ açısından bu olaylar, yani göstericilerin gösteri yapmaları değil, gösterilerin birdenbire yıkıma, vandalizme ve dolayısıyla bir büyük kaosa işaret eden haberlere malzeme olması aşırı sağ açısından tabii ki çok uygun bir ortam yaratıyor, onlara uygun bir söylemi kullanıyorlar. Dolayısıyla da önümüzdeki günlerde bu tabii ki belli bir orta sınıf kesim için daha aşırı sağa doğru bir seçim yapmak gerektiğinde elinin oraya oy vermeye gitmesine imkan yaratabilir.

Ruşen Çakır:Şeyi sormak istiyorum: Şimdi 68 denince akla öğrenciler kadar öğrencilere destek veren aydınlar gelir. Çok iyi biliyoruz; mesela Godard'ın Cannes Festivali'ndeki çıkışı mesela, Jean-Luc Godard'ın filan. Bu sefer nasıl yaşanıyor? Bu gençlerin bu protestolarına Fransa'da çok güçlü olan bu entelektüel camia, sola yakın ya da daha o merkezde yer alan kesimler ilgi gösteriyor mu yoksa bir mesafe koyma mı var?
Ahmet İnsel: 68'de olduğu gibi sözünün ağırlığı toplumda çok büyük olan entelektüel kalmadı Ruşen. Bir kere öyle bir şey var. Yani ne Sartre var ortada, ne Althusser var, ne Godard var. Ama sinema çevrelerinden, edebiyat çevrelerinden bu gençlerin taleplerini destekleyen, onların taleplerinin arkasında yatan motivasyonları doğru analiz eden ve bunları gazetelerde, basında ifade ederek bunun sadece bir gençlik tepkisi olmanın ötesinde, gençlik tepkisi olmasının veya yakıp yıkma arzusu olmasının ötesinde bir toplumsal krizin ifadesi olduğunu açık biçimde ifade eden epey insan tabii ki söz alıyor. Burada ağırlıklı olarak dile getirilen şu: Evvelden gençler bir gelecek ümidi üzerinden hareket ederlerdi; şimdi gençlerin en büyük sorunu gelecekle ilgili herhangi bir olumlu ümitlerinin kalmamış olması. Tabii bu 68 ile aradaki büyük farkı oluşturuyor biliyorsun. 68 geleceğe son derece ümitli, ‘‘geleceği biz kuracağız’’ diyen gençlerin hareketiydi. Şimdiki gençlik hareketi ise gelecekteki gelişmelerden ürken ve onun endişesiyle hareket eden bir hareket. Bunu şimdiki hareketin yanlış olduğunu, algının yanlış olduğunu söylemek için söylemiyorum; öyle, durum öyle. Şu anda gelecek kuşaklar bugünkü kuşaklardan daha kötü bir dünyanın kendilerini beklediği kanaatine sahipler. Dolayısıyla da ona karşı çok daha endişeli, tepkili bir davranış sergiliyorlar ve bunu açıkça sosyologlar ve psikologlar dile getirebiliyorlar. Gençlerin kendilerinin de ifade ettikleri şeyler bu. Tabii ki bunu o gençlik heyecanı içinde ve gençlik masumiyeti içinde liseli öğrenciler çok neşeli bir şekilde de dile getirebiliyorlar. Gürültülü, eğlenceli, danslı, müzikli yürüyüşler var ama orada dile getirilenlerin arkasında çok büyük bir gelecek endişesi var. Bu gelecek endişesi hem Fransa'da aşırı sağın iktidara gelme ihtimalinin yüksek olmasından kaynaklandığı gibi çevre kirliliği, işsizliğin artması, diplomalı işsiz sayısının artması, profesyonel mesleklerin, diplomalı mesleklerin önümüzdeki dönemde giderek değer kaybeder hale gelmeleri... Ve şunu görüyorlar: Evvelden anneler, babalar çocuklarının kendilerinden daha iyi bir refah seviyesine geleceği ümidiyle, beklentisiyle yaşarlardı. Artık bu durmuş durumda. Yani yeni gelen kuşaklar anne ve babalarından daha düşük bir refah seviyesi içindeler. Bu emeklilere yönelik de bir sitem de getiriyor doğrusunu söylemek gerekirse. Bütün bunların birleşmesinden kaynaklı olan bir tepki hareketi aynı zamanda.

Ruşen Çakır:Bu söylediklerin aklıma, çok alakasız değil aslında, Ekrem İmamoğlu'nun savunmasını getirdi. O savunmasının bir yerinde, son gününde "İlk kez yeni kuşaklar bir önceki kuşaktan daha yoksul" dedi. Tüm dünyada ve dünyadaki birçok yerdeki hareketlerin arkasındaki husus da bu aslında. Ancak şöyle de bir husus var, son olarak onunla noktalayalım: Thomas Piketty, meşhur ekonomist, Fransa'nın şu anda çok zengin olduğunu söylüyor. Yani Fransa yoksullaştığı için insanlar yoksullaşmıyor.
Ahmet İnsel: Hayır. 

Ruşen Çakır:Tam olarak ne oluyor?
Ahmet İnsel: Çok iyi dokundun Ruşen. Thomas Piketty'nin yazısını çevirdik, yarın Birikim Güncel'e koyacağım bu söylediğin şeyi çok iyi anlattığı için. Le Monde'da çıkan yazısından bahsediyorsun büyük ihtimalle.

Ruşen Çakır:Evet, tam ondan bahsediyorum.
Ahmet İnsel: O yazıyı çok sevdim ve onu çevirdik, yarın Birikim Güncel'e koyacağız. Thomas Piketty çok doğru bir şey söylüyor. Diyor ki: Bakın, üniversite öğrencilerinin şikayet etmesi elbette haklıdır. Diyorsunuz ki — şimdi sayıları unuttum — 10 yıl öncesine nazaran Fransa'da yükseköğrenime verilen pay, ayrılan kamu bütçesi diyelim 10 milyardan 15 milyara çıktı. Ama aynı zamanda enflasyon, yani burada bir %50'lik artış oldu ama, aynı zamanda enflasyon %70 arttı. Dolayısıyla bir taraftan alım gücü olarak üniversite, yüksek öğrenim alım gücünü kaybetti. Diğer taraftan 10 sene önce 2 milyon öğrenci varken üniversitede — sayılar doğru değil, verdiğim sayılar, sadece şey için söylüyorum —şimdi 3 milyon öğrenci var. Dolayısıyla hem alım gücü düştü hem de öğrenci başına üniversiteye yapılan harcama düşmüş durumda. Dolayısıyla diyeceksiniz ki, ama böyle bir sorun var, diyeceksiniz ki; ‘‘efendim Fransa borçlu, vereceğimiz imkan kalmadı.’’ Halbuki diyor, Fransa'nın serveti, yani bütün o finansal servetleri falan koyduğumuzda bundan katbekat artmış durumda. Dolayısıyla burada Thomas Piketty'nin söylediği, öğrencilerin de dile getirdiği, halkın dile getirdiği, bu hayat pahalılığına karşı olan yürüyüşün dile getirdiği aslında bu sistem, neoliberalizmin son aşamasında çok büyük bir gelir dağılımı eşitsizliği üzerine, artan bir gelir dağılımı eşitsizliği üzerine oluşmuş bir sistemden bahsediyoruz. Ve o gelir dağılımı eşitsizliği büyük bir kesimin alım gücünün azalmasına ve çok küçük bir kesimin servetinin büyümesine yol açıyor. Bu tabii ki sadece Fransa'ya özgü değil; Amerika'da da durum böyle, İngiltere'de de böyle, Türkiye'de de böyle.

Ruşen Çakır:Tabii Türkiye'de de kesinlikle böyle. Evet abi, çok sağ ol.
Ahmet İnsel: Önümüzdeki günlerde, şöyle bir şey söyleyeyim gelecekle ilgili: Şimdi 5 Kasım'da sendikalar, Fransız sendikaları, öğrenciler de buna dahil olabilir, Fransız sendikaları çok büyük bir genel grev çağrısı yaptılar. Öğrenciler de gelecek cumartesi günü yeniden yürüyüşe geçme çağrısı yapıyorlar ve ona 2018'de başlayan, seninle epey burada program yapmıştık onunla ilgili, Sarı Yelekliler'in de harekete geçmesi bekleniyor. Yani o taşra orta sınıfının harekete geçmesi bekleniyor. Olur olmaz bilmiyoruz. Ve bütün bunlar tabii aynı zamanda Macron'un son döneminin çöküş sahneleri. Hani Amerikan, İngiliz literatüründe, sosyolojisinde topal ördek konumu vardır tarif edilen; şimdi tam anlamıyla bir topal ördek Macron ve hükümet.

Ruşen Çakır:Çok teşekkürler Ahmet İnsel, çok sağ ol.
Ahmet İnsel: İyi günler.

Ruşen Çakır:Evet, Fransa'da gençlerin başlattığı hareketleri Paris'te Profesör Ahmet İnsel'le değerlendirdik. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
24.10.2026 Bir yanılsama olarak "muhalif medya”
23.10.2026 Aykut Erdoğdu ile söyleşi: “CHP, Erdoğan’ı padişah ilan etmeye çalışan mekanizmanın aparatına dönüştü”
23.10.2026 Sahi Fatma Betül Sayan Kaya'ya ne oldu?
22.10.2026 Azerbaycan, Türkiye ile başörtüsü krizini niçin tırmandırıyor?
20.10.2026 Prof. Ahmet İnsel ile söyleşi: Fransa'da sokak hareketleri nasıl başladı, nasıl devam ediyor?
19.10.2026 Hüseyin Kocabıyık ile söyleşi: İmamoğlu'nun savunmasının gösterdikleri
18.10.2026 İmamoğlu'nun savunmasının ardından: "Beni teslim alamayacaksınız!”
17.10.2026 Fon krizinin üstü örtülebilecek mi?
16.10.2026 İmamoğlu'nun savunmasının ikinci gününden izlenimler: "Aklanması gereken kişi ben değilim”
16.10.2026 Türkiye’nin Gidişatı (25): Fon vurgunu bize neler söylüyor? | Önce T24, ardından Halk TV | Cemil Tugay’ın seçimi
24.10.2026 Bir yanılsama olarak "muhalif medya”
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı