Serkan Turgut ile söyleşi: İzmirliler niçin kaygılı, öfkeli ve umutsuz?

06.06.2026 medyascope.tv

6 Haziran 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. İzmir'de BAYETAV’ın, Bir Arada Yaşarız Vakfı’nın Mevsimlik Barometresi. Bunu uzun zamandır yapıyoruz; her mevsim yaptıkları araştırmayı, araştırmayı yürüten isimlerle tartışıyoruz. İşte 2026 Bahar Araştırması’nı BAYETAV'ın Akademik Çalışmalar Koordinatörü Serkan Turgut'la konuşacağız. Serkan, merhaba.
Serkan Turgut: Merhaba Ruşen hocam. Davetiniz için teşekkürler.

Ruşen Çakır: Şimdi sizinle beraber adım adım bu barometre, İzmir'in nabzını biz de Medyascope'ta tutuyoruz. Bu çalışma ne kadar oldu? 3 yıl oldu mu?
Serkan Turgut: 3 yıl olmadı ama yedincisini yayınlıyoruz. 2 yıla yaklaştık.

Ruşen Çakır: Evet. Biz de her mevsim bunu takip ediyoruz. Burada tabii çok bulgu var üzerinde konuşulacak. Kimisi tabii çok İzmir'e özgü olabilir ama bir ölçüde de Türkiye'yi de yansıtan yerler de olduğu muhakkak. Ama bunun İzmir Barometresi olduğunun altını özellikle çizelim. Çünkü İzmir gerçekten Türkiye'de kendi başına bir şehir yani, öyle söyleyelim. Bu anlamda bir değeri var. Ama bir diğer yandan da, katılıyor musun bilmiyorum, Türkiye'nin diğer yerlerine de benzemeye başlayan bir şehir diyeceğim. Doğru değil mi?
Serkan Turgut: Çok haklısın. İki türlü şey var. İnsanlar şeyi çok seviyor; bir İzmir istisnası üzerinden konuşma eğilimi var. Kısmen doğru, İzmir diğer yerlerden farklılaşan çeşitli özelliklere sahip. Ama bir taraftan bizim için şöyle bir şey var; İzmir, en azından seküler kesimin, yani iktidara muhalif kesimin kaygılarını anlayabilmemiz için ve bir metropol kent üzerinden analiz edebilmek için uygun bir ortamı sağlıyor. Ama bir taraftan da zaten bizim bu barometreleri yapma nedenimiz bu. İzmir diğer şehirlerden farklı değil; yaşam tarzı açısından, korkuları açısından, endişeleri açısından benzeşiyor. O yüzden böyle İzmir'le Türkiye'nin konuşmasını, İzmir'den Türkiye'yi konuşmayı çok arzuladığınız için biz böyle bir çalışma yürütüyoruz.

Ruşen Çakır: Şimdi bu araştırmada çok husus var ama özellikle en çok gündem olan meseleden biraz yürüyelim istiyorum. Mutlak butlan meselesi, ki İzmir CHP'nin çok güçlü olduğu bir şehir. Ama şöyle bir husus var; siz bu araştırmayı yaptığınızda mutlak butlan kararı çıkmamıştı. Siz bunun sonuçlarını yazarken karar çıktı ama yine de CHP içi tartışmaları sormuşsunuz konuştuğunuz yurttaşlara. Onu bir özetler misin? Mutlak butlanın arifesinde İzmir'de insanlar CHP içi tartışmaya nasıl bakıyorlardı?
Serkan Turgut: Bu bir süredir tartışılıyordu. Bir taraftan bekliyorduk hepimiz ‘‘Mutlak butlan; buna da şey yapılır mı, cüret edilir mi bu düzeyde?’’ diye. O yüzden barometrenin bir parçası kılmak istedik. Mayıs’ın ilk haftasında sahaya çıktı arkadaşlarımız ve orada sorduk ama mutlak butlan kararından ziyade şöyle bir soruydu; "Kemal Kılıçdaroğlu yeniden CHP'nin başına dönerse desteklerim." Böyle bir ifadeyi sunduk İzmirlilere ve %75'i "kesinlikle katılmıyorum" diye ifade etti bunu. Yani kesinlikle, o 5'li Likert ölçeğinde 4 kişiden üçü ‘‘kesinlikle’’ dedi. Yalnızca %14'lük bir kesim destekleyebileceğini ifade etti. Aslında bugün muhtemelen biz yaz barometresinde daha CHP'ye odaklı ve bugünkü verilerimizi, bu mutlak butlan kararı öncesinde yapmış olduğumuz saha çalışmasının etkilerini ölçmek için tekrarlarız diye düşünüyorum ben. Yani ortada mutlak butlan kararı yok, Cumhuriyet Halk Partisi'ne polis zoruyla girme söz konusu değil; bunlar yaşanmadan sorduğumuzda bile aslında Kılıçdaroğlu sayfasının İzmirli için, sekülerler için kapandığını görüyoruz. Yani böyle bir liderlik tartışmasının olmadığını görüyoruz. Yani muhalefete ilişkin çeşitli kaygılar var. CHP'nin ülkenin sorunlarını çözebileceğine dair inançta bir temkinli olma hali söz konusu ama liderlik meselesine ilişkin aslında çözülmüş bir durum söz konusu. Yani Özgür Özel'in bu süreci o anlamda iyi yürüttüğünü ve CHP'deki liderlik tartışmasını bitirdiğini söyleyebiliriz. Kılıçdaroğlu'nun da sanırım yani biz ölçtüğümüzde %13-15'den çok daha düşük seviyeye indiğini de söyleyebilirim.

Ruşen Çakır: Peki buraya girmişken devam edelim. Şunu sormak istiyorum; araştırmanın biraz dışına çıkacağız tabii ama günlerdir Türkiye'nin gündemi 21 Mayıs'tan beri bu. Çok şey oldu. Genel Merkeze girildi vesaire oldu. Senin oradaki gözlemlerin nedir? Çünkü İzmir'de hem vakıf anlamında hem başka faaliyetler anlamında özellikle CHP tabanına yakın olduğunu, yani onları gözlediğini de biliyorum. İnsanlarda nasıl bir duygu hali gözledin? Mesela araştırmayı sonra yapmış olsaydınız ne kadar acayip bir şey olurdu ama ben bu anlamda senin kişisel gözlemlerini merak ediyorum.
Serkan Turgut: Evet. Yani bence bir şans, öncesinde sormuş ve böyle bir veriye sahip olmamız bir şans. Çünkü sonrasında bunu ölçme şansımız olacak. Bir 2 ay sonra tekrar sahaya çıktığımızda etkilerini gözlemleyeceğiz. Tabii bu kararın alınma zamanlaması, insanların tatile çıkacağı Kurban Bayramı arifesi; böyle bir şey söz konusuydu. Bu anlamda mesela İzmir boşalır, o zaman içerisinde kimseyi bulamazsınız. Yani insanlar Kurban Bayramı'nda tatile, yazlıklarına giden insanlar ve hava çok sıcak. Çok fazla dışarıda olmadıkları bir zaman dilimiydi ama arife günü ilk mitingini Özgür Özel İzmir'de yaptı. Cumhuriyet Meydanı'nda yapmayı düşündü ve Cumhuriyet Meydanı kapatıldı valilik kararıyla. Ben o gün gözlemek için, böyle bir çalışmayı da yaptığımız için sahada bulundum. Onu ifade edeyim size. Ve inanılmaz bir şey vardı, Özgür Özel'e yönelik bir ilgi söz konusuydu. Yani daha öncesinde de ben Kılıçdaroğlu geldiğinde de, Özel geldiğinde de, Erdoğan geldiğinde de gidip görmeye çalışıyordum. Yani kitleyi anlamaya çalışıyorum. Bu sefer böyle bir Özgür Özel'in etrafında kümelenmeye çalışan insanlar vardı. Çok ciddi bir öfke vardı. Etrafta insanlarla konuştuğumda Kılıçdaroğlu'na yönelik bir öfke vardı. Ve polis tabii Cumhuriyet Meydanı'nı kapatmış durumda. Özgür Özel oradan Ankara'da yaptığı gibi bir yürüyüşü başlattı, Gündoğdu Meydanı'na doğru bir yürüyüş başlattı ve böyle insanların çok heyecanlı olduğu bir yürüyüş ve sonrasında çok heyecanlı bir konuşma gözlemledik. Yani bu gerçekten neredeyse Kılıçdaroğlu sayfasını tamamen tabanda kapatan, CHP tabanında kapatan ve Özgür Özel'in de liderliğini perçinleyen bir sonuç üretmişe benziyor. En azından İzmir özelinde bunu söyleyebilirim o tepkilerden anladığım kadarıyla.

Ruşen Çakır: Peki, şimdi biraz oradan doğrudan siyasete geçelim. Hep soruyorsunuz insanlara parti eğilimlerini. Şimdi CHP'nin kalesi İzmir, CHP için hâlâ sapasağlam duruyor mu yoksa bu araştırmanızda birtakım değişiklikler gözlediniz mi?
Serkan Turgut: İzmir CHP açısından belki de şöyle bir istisna özelliği taşıyabilir; çeyrek asırdır CHP tarafından yönetilen bir belediye ve yerel yönetimleri açısından da beğenilmeyen bir yer. Yani şehir insanları açısından gerçekten yerel yönetimlerden ölçüyoruz; %25 ile 35 arasında bir yerel yönetimlerden, belediyeden memnuniyeti gözlemliyoruz. Altyapısı çok kötü olan bir şehir İzmir. O anlamda yollar kötü, köprüler kötü. Böyle bir durum söz konusu. Tabii bunu İzmir'in yerel yöneticilerinin beceriksizliğiyle de açıklayabiliyorsunuz. Bir taraftan da iktidar için CHP'nin yerel yönetim başarısızlığını gösterebilmek için özel olarak da çaba sarf edilen ve bir baskı oluşturulan bir kent olduğunu da düşünüyor insanlar. Ama buna rağmen yine de bir şey var; CHP yönetimine, yerel yönetimler özelinde ciddi bir eleştiri söz konusu. Hatta bu kez şeyi sorduk; "CHP dışında bir partinin İzmir'i yönetmesini isterim" sorusuna %55 oranında "evet" oyu çıktı. Yani %55 bu ifadeyi destekledi, %10 kararsız, ortada olduğunu söyledi. Yani bu bence ciddi bir sorun. %65 oranında "keşke bu şehri CHP dışında bir parti yönetse" diyor. Ama buradaki kritik mesele Ruşen hocam, ‘‘AK Parti'ye kesinlikle oy vermem’’ diyen de %60-65'lik bir kesim var. Yani bu şey anlamına gelmiyor; AK Parti İzmir'i kazanabilir anlamına gelmiyor. Ama böyle fantezi düzeyinde, belki de işte ortada sandık yok, "keşke İzmir'i başka bir belediye yönetse" düşüncesinin de İzmirliler içinde olduğunu görüyoruz. Bunun tabii şeye yansıdığı da ortada, mesela şeyi soruyoruz; "CHP ülke sorunlarını çözer" ifadesine %36'lık bir olumlu yanıt var. Bu düşük. Yani bir şekilde insanlar %53 oranında yeni dönemde iktidarın değişebileceğini düşünüyor ama iktidara aday olabilecek Cumhuriyet Halk Partisi'nin ülkenin sorunlarını çözebileceğine yönelik çok ciddi bir inanç söz konusu değil. Bunlar da tabii o siyasal mobilizasyonu, inancı, belki örgütlenmeyi, heyecanı azaltan unsurlar.

Ruşen Çakır: Şimdi siyasetten devam edelim. Çözüm süreci. Her yayında bunu konuşuyoruz. Hatta bir araştırmayı ağırlıkla bu konu üzerine yapmıştınız. Şimdi burada bakıyorum, destekte ciddi bir azalma saptamışsınız. Onu biraz anlatır mısın? Bu oran, düşüş bana ciddi geldi. Neden olduğu konusunda bir şeyler söyleme imkanımız var mı?
Serkan Turgut: Bu 6 ay önceki durumla kıyasladığımız bir ölçüm. O yüzden düşüş 6 aylık bir düşüşe denk geliyor. Özellikle Cumhur İttifakı seçmeninde bir düşüş söz konusu. Yani DEM seçmeninde de düşüş var ama çok büyük bir düşüş söz konusu değil. Yani bu Cumhur İttifakı içerisinde inancın azaldığını da görüyoruz. Aslında genel anlamda da bir inanç azalıyor. Yani sanki böyle bu çözüm süreci rafa kalkmış, bu anlamda bir heyecan da ortadan kalkmış gibi bir durum var. Somut yaşamda bunun yasal pratiklerini görmüyoruz. Bir taraftan Erdoğan ve Bahçeli arasında da çıtanın birbiriyle çok uçlarda olması, insanlarda o kitle içerisinde de bir anlayış farkını ortaya getirmiş gibi görünüyor. Yani şey biraz problemli aslında; "Kürt sorunu yoktur" söyleminin iktidar cenahında da çok ciddi bir karşılık bulmaya başladığını görüyoruz. Yani, ‘‘Bütün sorun çözüldü aslında, Kürt meselesi kalmadı.’’ Dolayısıyla çözüm sürecine yönelik heyecan da ortadan kalkıyor. Tabii buranın İzmir olduğunu da unutmayalım. İzmir'de de CHP kitlesinin daha yüksek bir oranda olduğunu düşünürsek ve bu son dönemdeki operasyonlar, CHP'ye yönelik baskının artması da çözüm sürecine yönelik inancı ve onun demokratikleşmeyi sağlayabileceğine yönelik duyguyu aşındırmışa benziyor.

Ruşen Çakır: Şimdi burada ilginç bir tablo var şu anda; ‘‘İktidarın performansı ve uluslararası prestij algısı’’ diye dört tane cümle vermişsiniz. Dört ayrı cümle. Bunlara verilen cevapları vermişsiniz. Erdoğan'ı soruyorsunuz. "Cumhurbaşkanı Erdoğan ülkeyi başarılı yönetiyor" cümlesine %55 "hayır" diyor. "AK Parti iktidarı Türkiye'nin temel sorunlarını çözme kapasitesine sahip" sorusuna %60 "hayır" diyor. Yani burada net bir karşı duruş var. Ama "Türkiye'nin uluslararası prestiji son yıllarda arttı" cümlesine %45 "hayır" diyor. Yani yarısı bile değil. "Savaş durumunda ülkemizi en iyi yönetecek liderin Erdoğan olduğunu düşünüyorum" cümlesine de %47. Yani ülkede özellikle iç meselede güven vermeyen ama uluslararası alanda ve kriz anlarında Erdoğan'a yönelik ilginin daha da arttığı görülüyor. İzmir gibi bir yerde bu rakamlar bana çok çarpıcı geldi açıkçası.
Serkan Turgut: Evet. Yani ben de kabuller, olumlu oranlar üstünden gideyim. Erdoğan'ın ülkeyi başarılı yönettiğini %29'luk bir kesim düşünüyor. AK Parti'nin sorun çözme kapasitesi, yani ‘‘Ülkenin sorunlarını çözebilir’’ dediğimizde bu 1/4'e düşüyor, %24'lere düşüyor İzmir'deki oran. Ama "Ülkenin uluslararası alanda prestiji son yıllarda arttı" dediğimizde %38'lere, "Savaş durumunda ülkeyi en iyi Erdoğan yönetir" dediğimizde %40'lara yükseliyor. İşin bence en çarpıcı sonuçlarından biri bu. 18-30 yaş arasında %50'lere çıkıyor; Erdoğan'ın savaş durumunda ülkeyi en iyi yönetecek kişi olduğu düşüncesi İzmir'de iki gençten birinde olumlu yansıyor. Normalde şunu beklersiniz; yani iktidarlar, kurumlar Weberci anlamda bakacağınız zaman meşruiyetini nereden alır? O kurumsal işleyişten alabilir ya da karizmatik yönetimlerden alabilir. Bunun anlamı; sizin ekonomik yaşantınızdan, ülkedeki o gündelik problemlerinizin çözümüne kadar rızayı iktidarlara buradan veriyor olmanızı bekleriz. Ama burada çok düşük oranlar, dört kişiden anca biri bu konuda olumlu görüş belirtiyor. Fakat kriz dönemi liderliği meselesi geldiği zaman Erdoğan'ın açık ara öne çıktığını görüyorsunuz. Tabii son 10 yılda belki de başından beri yürütülen bir durum var; yani "Erdoğan kriz lideridir. Uluslararası alanda en iyi o yönetir. Savaş teknolojisi ülkemizde gelişiyor. Dünyanın en iyi, en güçlü ülkelerinden biri oluyoruz ordumuzla." Bu çok iyi işlendi açıkçası. Bunun üstüne bir de uluslararası alanda son dönemde savaşların bölgemize hâkim olması, İran'daki, Suriye'deki durumlar ve iktidarın bunu çok iyi söylemleştirme başarısı, kitlede, yurttaşlarda İzmir ölçeğinde bile iktidarı değerlendirirken rızayı gündelik yaşamındaki memnuniyeti üzerinden değil, olası bir kriz anında ülkeyi en iyi kim yürütebilir üstünden sağlanabiliyor. Bu bence muhalefetin de en büyük açmazı. Çünkü muhalefeti biz değerlendirdiğimiz zaman; "Muhalefet ülkeyi düze çıkarabilir mi? Sorunlarını çözebilir mi?" gibi gündelik yaşam pratikleri üstünden ve rasyonel zeminden değerlendiriyoruz muhalefeti. Ama iktidarı değerlendirmeye geldiğimiz zaman bir savaş tehdidi, ‘‘Ülke savaşa girebilir, Ortadoğulaşabilir ve burada bizi en iyi Erdoğan koruyabilir’’ düşüncesiyle şey yapıyor. Yani böyle sanki oyun iki farklı alanda oynanıyor gibi. O açıdan böyle asimetrik bir rıza üretimi söz konusu.

Ruşen Çakır: Şimdi muhalefetle ilgili sorduğunuz, "muhalefetin en büyük sorunu" diye sorduğunuz 4-5-6-7 seçenek var. Bunlarda en baskın olanın güven vermemesi olduğu, ardından iktidar baskısı geliyor. Bu çarpıcı bir şey. Yani iktidar baskısının birinci sırada gelmemiş olması bana ilginç geldi.
Serkan Turgut: Şöyle bir durum var; şeye de baktığınız zaman aslında, birazdan belki ona geliriz, "CHP hangi koşulda iktidara gelebilir?" sorusunu yönelttiğimizde %15'i DEM Parti’yle yan yana gelirse iktidara gelebileceğini düşünüyor. O kadarlık bir grup, %16'lık bir grup da "milliyetçi seçmene yönelirse" diyor. Yani İzmir'de CHP'ye oy veren insanlar homojen bir kütleyi oluşturmuyor. İçerisinde milliyetçi eğilimleri çok yüksek bir grup var ve bu anlamda baktığınız zaman Özgür Özel'in belki de Kürt meselesi konusunda olumlu bir pozisyon almasını bir güven problemi olarak düşünebiliyor ve ideolojik bir problem olarak ortaya koyabiliyor. Aksine milliyetçi kesimle ilişkili Cumhuriyet Halk Partisi'nin ve Özgür Özel'in ortaya koymuş olduğu performans ya da Yavaş'ın, İmamoğlu'nun söylemleri vesaire geldiği zaman bu sefer daha ‘‘demokrat, özgürlükçü’’ diyebileceğimiz ve Kürt meselesine daha olumlu yaklaşan kesimde bir güven problemi yaratabiliyor. Yani böyle Cumhuriyet Halk Partisi'nin kitlesine baktığımız zaman içinde milliyetçi eğilimler, sola yakın kesimler, Kürt meselesine olumlu bakan kesimler var. Dolayısıyla bu grubu, söylemler ve gündelik performanslar üzerinden güven duyacakları bir zemine taşıyabilmek için çok ciddi bir boş gösteren olmanız lazım. Yani işte Yavaş mesela hiç konuşmadığı için en yüksek güvenoyunu alabiliyor. Çünkü boş bir gösteren, yani kriz anlarında ciddi ve insanların "ya ben buna katılmıyorum ya da katılıyorum" diyebileceği bir pozisyon alma gereği duymuyor. Ama siz ülkeyi yönetmeye adaysanız pozisyon almak zorundasınız. Aldığınız zaman da ne yazık ki Cumhuriyet Halk Partisi içerisindeki farklı CHP'li olma halleri bu güven problemini bir numaraya taşıyor. Bunun içerisinde bir de tabii iktidar kesimlerini, o ‘‘diğer’’ dediğimiz irili ufaklı milliyetçi grupları, Zafer Partisi'nden Anahtar Partisi'ne böyle farklı grupları da dahil ettiğiniz zaman o güven meselesinin anlaşılır olduğunu görebiliyoruz.

Ruşen Çakır: Bu sosyal medyada düzenleme paketi geliyormuş. Onun haberleri çıkmaya başladı. "Kimlik doğrulamasıyla girmesi zorunlu olsun mu olmasın mı?" sorusuna verilen cevap beni biraz şaşırttı açıkçası. Yarıdan fazlası neredeyse, değil mi, doğru buluyor?
Serkan Turgut: Evet, doğru buluyor. Gençler daha doğru buluyor. Yani bu anlamda 50 yaş üstünü daha şey görüyorsunuz, bu konuda o anonimliğin korunması gerektiğini savunuyor. Ya da işte Kürtler bu konuda en azından o anonimliğin siyasal bir baskı aracı olarak ya da adli soruşturmaların bir parçası olmayacağımızın güvencesi olarak durduğunun daha çok bilincinde. Ama şey de çok farklılaştı Ruşen hocam; bu dijital medyadaki ayrımcılıklar, linçler, bunlara en fazla maruz kalan kesim bunu, sosyal medyayı en sık kullanan kesimler. Artı sosyal medya, yani güven duyulmayan bir mecra. Bilgisine de güven duyulmuyor, algoritmik yapısına da güven duyulmuyor. Eskiden ilk zamanlarını düşünün, Twitter ve benzeri platformlar aslında muhalif kesimlerin örgütlenebildiği, organize oldukları algoritmalara, seslerini duyurabilecekleri algoritmalara sahipti. Bugün oradaki aşınma da şeyi ortadan kaldırdı, yani sizin hayatı dönüştürmeye ya da kamusal faydaya yönelik eylemlerinizi yükselten, buna sesini çıkaran bir yerden ziyade sizin linç olduğunuz, her şeyin çarpıtıldığı bir mecraya dönüşüyor ve ne yazık ki %58 oranında, hatta gençlerde çok daha yüksek bir oranda "kimlik doğrulamasıyla girilebilir" gibi daha böyle baskıcı, özgürlüğü ortadan kaldıran bir noktaya insanları taşımış oluyor.

Ruşen Çakır: Son olarak ruh hali meselesi, en hazin bölüme gelelim. Yani İzmir böyleyse ülkenin diğer kesimi nasıldır diye insanın sorası geliyor. Çünkü İzmir hep şey olarak algılanır ya; Türkiye ortalamasının üzerinde mutlu, müreffeh, kendiyle barışık. Ama burada en öne çıkan duygular ne? Bir kere öfkeyi görmüştüm. Şimdi sıralamayı bulmaya çalışıyorum bir yandan. Ama neydi? Stres, kaygı, öfke, çaresizlik. Özellikle kadınlarda bunun çok yüksek olduğunu saptamışsınız. Umut en sonlara doğru gidiyor. Mutluluk iyice aşağıda bir yerde. Bu sadece ekonomiyle mi, siyasetle mi ilgili, hepsiyle birlikte mi, nedir? Niye insanlar kaygılı, öfkeli ve kendilerini çaresiz hissediyorlar?
Serkan Turgut: Şöyle söyleyelim; gerçekten şey çok yüksek, şehirde, İzmir'de yaşamaktan memnuniyet yüksek düzeyde. Ama mutluluk, umut baktığınız zaman en düşük duygu hallerini oluşturuyor şehirde. Stres çok yüksek ve sizin dezavantajlı konumunuz arttıkça, mesela gençseniz stres daha yüksek, öfke daha yüksek, umut duygusu düşüyor, mutluluk duygusu düşüyor. Kadınsanız benzer bir örüntü söz konusu oluyor. Kürtseniz benzer bir örüntü oluyor; umut çok düşük, mutluluk çok düşük, stres oranı çok yüksek. Sınıfsal pozisyonunuz, yine öyle. Bu böyle çoklu şeylerin bir parçası. İnsanlara sorduğumuzda şehrin yarısı geçinemediğini söylüyor. %40'lık diğer bir yarısı anca geçinebildiğini ama birikim yapamadığını söylüyor. Şimdi böyle bir ortam var, sürekli bir tasarrufla hayatınızı sürdürmeye çalıştığınız bir ortam söz konusu. Bunun yaratmış olduğu bir mutsuzluk hali, öfke hali söz konusu. Bir de burada tabii siyasi olarak yaşananlar söz konusu. Bizim bu barometrenin en önemli bulgularından biri bu siyaset meselesine aslında insanların nasıl yaklaştığı, yani kurumlara güvenin ne durumda olduğu. Bakın, İzmir'de sadece %15'lik bir kesim yargıya güvenebildiğini belirtiyor. Yargıya güven %15. Medyaya güven %7'lere inmiş durumda. Sendikalara güven %14'te. Yani siz eğer bir protesto gösterisine katıldığınızda, bir şikayetinizi ya da biriyle bir probleminizi çözmek için yargıya gittiğinizde adil bir şekilde yargılanacağınızı düşünmüyorsanız, söylemiş olduğunuz herhangi bir şey yüzünden başınıza bir şeyler gelebileceğini düşünüyorsanız bu sizin siyasetle olan ilişkinizi de etkilemeye başlıyor, hayatı dönüştürebileceğinize yönelik duygularınızı da ortadan kaldırıyor. Dolayısıyla ortaya çıkan şu: Siyaset evet, bu ülkede vazgeçilmez; çünkü siyaset bizim hayatımızın her alanını etkileyebilme gücüne sahip. Yani işinizden olabilirsiniz, işinizi kaybedebilirsiniz, çok zengin olabilirsiniz. Yani olumlu ve olumsuz hallerde sizin siyasal pozisyonunuz her şeyi belirleme gücüne sahip. Fakat siyaset aracılığıyla da hayatı dönüştürebileceğinize dair inancınız zayıflamış durumda. Bu da sizde stres ve sadece bir maruz kalma hali yaratıyor aslında. Yani ülke olarak, İzmir özelinde de konuşacak olursak, siyasetten vazgeçemiyorsunuz, siyasete maruz kalıyorsunuz, siyaset aracılığıyla hayatı dönüştürebileceğinize güven duymuyorsunuz. Bunun sizde yarattığı duygu umutsuzluk, mutsuzluk ve ne yazık ki stres, öfke. Ruşen hocam, siyaset kırılımına baktığınızda bunu çok daha net görüyorsunuz. Yani CHP'lilerde stresin %8'e çıktığını, umudun %5'lere düştüğünü görüyorsunuz. Cumhur İttifakı'nda tam tersi bir durum görüyorsunuz. Yani sizin siyasal pozisyonunuz bu ülkede duygu dünyanızın nasıl olacağını belirleyecek bir hale gelmiş durumda. Ne yazık ki bu da belki kayıtsızlık, belki öğrenilmiş çaresizliği yaratan bir unsura dönüşüyor.

Ruşen Çakır: Evet, son dedim ama son olarak bir de şeyi sorayım; başlarda bahsettin kısmen ama, şimdi bu araştırmaları hep beraber değerlendiriyoruz ve tabii ki en çok ‘‘İzmirliler İzmir'de yaşamaktan memnun mu?’’ sorusunu düzenli bir şekilde soruyorsunuz ve nedense başından beri ben genelde bir memnuniyetsizlik görüyorum. Yanılmıyorum değil mi? Bu araştırmada da öyle. Yani sonuçta olaya tabii ki daha belediyeyi ilgilendiren bir husus anlamında baktığımız zaman ulaşım ve diğer konularda bir şikayet hali var. Öyle değil mi?
Serkan Turgut: Yerel yönetimlerin durumundan ciddi bir şikayet var. Yani altyapı durumundan ulaşımına, artık bir trafik problemi var İzmir'in. Yani İstanbul'u aratmayan bir İzmir söz konusu. Binalar yükseliyor ama altyapı ona uygun değil. Bunu gündelik yaşamında deneyimleyen ve bundan rahatsız olan çok büyük bir kitle var. Yani İzmir için birçok insanda "köy gibi" duygusu hakim, fakat bir şey söz konusu değil, yani İzmir'de yaşamaktan yine de memnun insanlar, onu söyleyebilirim. Yani %66-70 arasında biz bir memnuniyet ölçüyoruz. Çünkü İzmir görece birçok insan için kendini yine özgür hissedeceği, rahat hissettiği, kamusal alanları kullanabildiği; o anlamda mesela yerel yönetimlerin kıyı şeridini kullanma meselesi, kamusal alanlarda insanların oralara dahil olabilme açısından sorduğumuzda yüksek memnuniyet oranlarına ulaşabiliyoruz. Bu anlamda iki farklı durum var: İzmirli İzmir'i seviyor, İzmir'de yaşamaktan memnun; İzmir'in daha iyi yönetilmesi gerektiğine dair bir itirazı ve memnuniyetsizliği var. Bu ikisi birbirinden farklı.

Ruşen Çakır: Evet, Serkan çok teşekkürler. BAYETAV'ın İzmir Barometresi'nin 2026 Bahar Araştırması’nı Dr. Serkan Turgut'la değerlendirdik. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
14.06.2026 Kimler tarihin doğru tarafında duruyor: CHP Lüleburgaz mitinginden izlenimler
13.06.2026 “Baba ocağı” diye diye…
12.06.2026 Yeni "yerli ve milli" muhalefet partisi olma yolundaki CHP
11.06.2026 Fatoş Pınar Türker'in onuru işkenceyi yendi
09.06.2026 Alişer Delek: “Kılıçdaroğlu kurultayı bir yıldan önce yapmaz”
09.06.2026 CHP son hız kopuşa gidiyor
09.06.2026 Hafta Başı (85): Özel-Kılıçdaroğlu düellosu
09.06.2026 Vahap Coşkun ile söyleşi: “İki CHP’nin bir arada durabilme ihtimali giderek azalıyor”
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
06.06.2026 CHP'nin yol ayrımı: Toplum ya da devlet
14.06.2026 Kimler tarihin doğru tarafında duruyor: CHP Lüleburgaz mitinginden izlenimler
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı