Sıradaki gelsin...

17.02.2011 Vatan

Başlığa bakıp, Soner Yalçın ve arkadaşlarından sonra hangi gazetecilerin Ergenekon soruşturmasına dahil edileceği üzerine spekülasyon yapacağımı sananları hayal kırıklığına uğratacağım. Neredeyse eli kalem tutan herkesin, sevmedikleri, nefret ettikleri ve şu ya da bu şekilde susturmak istedikleri gazetecilerin listesini yaptığı bir ülkede yaşamanın utancı yeter de artar bile.

Biz uç kutupların kara liste yazıcılarını kendi ayıplarıyla başbaşa bırakıp gözlerimizi Ortadoğu’ya çevirelim. Malum Tunus’tan sonra Mısır’da da yılların otoriter rejimi yerle bir oldu ve gözler diğer ülkelere çevrildi. Yemen, Bahreyn, Libya ve İran’dan peş peşe gösteri haberleri geliyor. Bu arada birçok bölge ülkesinde otoriter/totaliter yöneticilerin ömürlerini daha da uzatabilmek için çeşitli manevralara başvurduklarını da gözlemliyoruz. Fakat onların bu hayli utangaç reform kırıntılarının Ortadoğu’da yükselen özgürlük ve demokrasi taleplerini bastırabilmesi mümkün gözükmüyor.

İran’daki muhalif ruh

Peki sırada hangi ülke var? Daha Mübarek gitmeden, 1 Şubat günü, “hiçbir ülke bu dalgadan kendini kurtaramaz” diyerek gerek saltanatla yönetilenler (Ürdün, Fas, Suudi Arabistan, Kuveyt...), gerek cumhuriyetler (Suriye, Cezayir, İran...), gerekse askeri rejimler in (Sudan, Libya...); bu arada hem laik görünümlüler in (Suriye, Cezayir, Fas...), hem de şeriatla yönetildikleri söylenenler in (Sudan, İran, Suudi Arabistan...) potada olduğunu yazmıştım.

O yazıda da belirttiğim gibi, genel kanının aksine Ürdün, Fas, Yemen , Suriye gibi ülkelerden önce Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez ülkeleri yle İran’ın sıralamada öne çıkacağını düşünüyorum.

Evet İran! Tam da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Tahran’da, İran’ı yönetenlere “protesto gösterilerinden korkmayın. Onlara izin verin” dediği sırada bu ülkenin sokakları yeniden karıştı ve gösteriler sırasında yer yer çatışmalar yaşandı. Göstericilerin güvenlik güçleri dışında rejim yanlılarının da saldırılarına maruz kalması tabii ki akla Mısır’ı getiriyor. Mübarek yandaşlarının Tahrir Meydanı’nda estirdiği kısa süreli dehşetin rejimin yıkılışını hızlandırdığı ortada. Bakalım İran’da süreç nasıl gelişecek.

Yine de elimizde çok sayıda ipucu mevcut. Muhammed Hatemi’yi üstüste iki kez cumhurbaşkanlığına seçerek reform beklentilerini dile getirmiş olan İranlılar, Hatemi ve ekibinin, toplumun beklentisinden ziyade rejimin bekasını gözetmesi nedeniyle çok büyük bir hayalkırıklığına uğradılar. Ama özellikle genç kuşakların başını çektiği özgürlük ve demokrasi mücadelesi sona ermedi. Hatta İran’ın bölgede bu anlamda başı çektiğini, daha çevre ülkelerde yaptak bile kımıldamazken seçimlere hile karıştırıldığı iddiasıyla sokaklara dökülen binlerce İranlı kanıtlamıştı.

İslamcı domino teorisi

Mısır’dan sonra sıranın İran’da olup olmadığı sorusu, Ortadoğu’daki ayaklanmaların asıl hedefinin ne olduğu yolundaki tartışmaları aydınlatması bakımından da son derece önemli. Malum bazı çevreler, Tunus, Mısır ve diğer bölge ülkelerindeki ayaklanmaların eninde sonunda İslamcıların ellerini güçlendireceğini ve bunun da doğrudan İran’ın nüfuzunu artıracağını ileri sürüyorlar. Mısır başta olmak üzere bölge ülkelerinin çoğunda İslami yapıların en güçlü hareketleri oluşturduğu ve yeni inşa edilecek rejimlerde İslamcıları dışlamanın mümkün olmadığı bir gerçek olmakla birlikte, bu ülkelerin neredeyse tümünün er ya da geç “şeriat düzeni”ne geçeceği iddiası hayli abartılı.

Eğer İran da Tunus ve Mısır’ın ardından giderse, “İslamcı domino teorisi” anında çökmüş olacak ve bölge halklarının ortak arayışının, din temelli bir rejim değil, kendilerine daha fazla hak, özgürlük ve refah vadeden demokratik yönetimler olduğu ortaya çıkacak. Böylesi bir durumda Ortadoğu’da daha önce benzeri pek görülmemiş demokrasi deneyleriyle karşılaşacağımız aşikârdır. Evet çok zor, farkındayım. Ama Türkiye, Mısır ve İsrail’le birlikte bölgenin en kilit ülkesi olan İran’da da demokrasi yolu açılırsa gerisi nispeten daha kolay olacaktır.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
06.06.2026 CHP'nin yol ayrımı: Toplum ya da devlet
05.06.2026 Ve Bahçeli de Kılıçdaroğlu dedi
04.06.2026 CHP'de taraflar anlaşabilir mi?
03.06.2026 Evet, tarihe tanıklık ediyoruz da ne oluyor?
02.06.2026 Devlet bu kadar akıl yoksunu mu?
01.06.2026 Ekrem İmamoğlu'ndan hâlâ niçin çok korkuyorlar?
31.05.2026 Kılıçdaroğlu'nun etkin pişmanlık başvurusu
30.05.2026 "Bay Kemal" "Reis"i kurtarabilecek mi?
30.05.2026 Hilmi Hacaloğlu: “Kılıçdaroğlu konuştukça daha da batıyor, artık siyasi bir mevtadır”
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı