Sünni-Şii çatışması sona mı eriyor?
08.03.2007 Vatan
İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın kısa ama epey yankı uyandıran Suudi Arabistan ziyareti yayılma eğilimi gösteren “Sünni-Şii ihtilafı”na son verebilir mi? Bu soruya yanıt vermeden önce bazı hususları hatırlamakta yarar var:
1) S. Arabistan’ın resmi mezhebi olan Vahhabilik Sünniliğin Hanbeli kolundan türemiştir. Alabildiğine katı kuralları olan ve farklı İslam yorumlarını kolaylıkla “dindışı” olarak niteleyebilen Vahhabiliğin, diğer Sünnileri kucaklayabilmesi, daha ileri gidip temsil edebilmesi imkansız. Öte yandan İran’ın resmi mezhebi olan Caferilik de dünya Şiilerinin tümünü kapsamıyor. Kaldı ki Caferilerin hepsi de Ayetullah Humeyni’nin geliştirdiği “velayet-i fakih” doktrinine sıcak bakmaz.
2) İki ülke de şeriatla yönetilme iddiasında, ama aralarında dağlar kadar fark var. Örneğin İran’da devrimden beri sürekli seçimler yapılıyor, S. Arabistan ise siyasi katılıma asla izin vermiyor. İran’da toplumsal, kültürel ve hatta siyasi hayatın aktif bir parçası olan kadınlar S. Arabistan’da araba bile kullanamıyorlar.
3) Tahran’ın rejim ihracı politikalarından en çok ürken ülkelerden biri, hatırı sayılır bir Şii azınlığa sahip olan Suudi Arabistan olmuştur. ABD ve İsrail’in desteğine sahip olan Suud ailesi mollaların yayılmasını engellemek için bir yandan Sünni İslamcı hareketleri denetim altına alırken diğer yandan Saddam Hüseyin liderliğindeki Irak’ı İran’a saldırttı ve yıllarca süren Irak-İran Savaşı’nı finanse etti. İran da İslam ülkelerindeki radikal hareketleri teşvik etti, gerektiğinde terör yöntemlerine başvurmaktan da çekinmedi.
4) S. Arabistan ve İran, Sosyalist Blok’un yıkılmasının ardından Orta Asya, Kafkasya ve Balkanlar’da amansız bir çekişme içine girdiler. Petrolden elde ettikleri paraları, dinlerini neredeyse unutmuş olan milyonlarca Müslüman kökenliye kendi İslam yorumlarını benimsetebilmek için harcadılar. Ayrıca Çeçenistan, Bosna gibi bölgelerde silahlı direniş yürüten Müslüman gruplara yardım etmede birbirleriyle yarıştılar.
İç çekişmeler
Sünni ve Şii alemleri tekparça olmadığı gibi, farklı etnik kökenler ve mezheplerden insanların yaşadığı S. Arabistan ve İran da teksesli ülkeler değildir. Her iki ülkede rejimin farklı fraksiyonları arasında kıran kırana bir iktidar savaşı yaşanıyor. Örneğin S. Arabistan’ın Ortadoğu politikasını, yıllarca Washington Büyükelçiliğini yaptıktan sonra Ulusal Güvenlik Danışmanlığı’na getirilen Prens Bandar bin Sultan belirliyor. Bandar İran’a karşı sert politikaları savunuyor. Rakibiyse Prens Turki el Faysal.
İran’da da Ahmedinejad tüm iktidarı kontrol edemiyor. Dini lider Ayetullah Ali Hameney, bizzat kendisi veya Ali Ekber Velayeti gibi danışmanları aracılığıyla onu çok kalın kırmızı çizgiler içine hapsediyor. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden yenik çıkan Haşimi Rafsancani ve Ali Laricani’nin devlet içinde neredeyse Ahmedinejad kadar etkili, hatta yer yer daha güçlü pozisyonlara sahip olmaları da İran’daki “derin devlet” olgusunun önemini gözler önüne seriyor.
Gerek S. Arabistan, gerekse İran’ın bugün ayrı ayrı güçlü görünebilmelerinin temel nedeni iç çekişmelerinden Ortadoğu’da pozitif olarak yararlanabilmeleri. Türkiye içinse aynı şey söylenemez. Türkiye o kadar kendi iç çatışmalarına boğulmuş ki istikrarlı bir Ortadoğu politikası geliştiremiyor, geliştirse bile hayata geçiremiyor, geçirse bile kendi kamuoyuna bunu benimsetemiyor.
|