ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Stephen Hadley 30 Ekim’de Bağdat’a gitti, 8 Kasım’da da Başkan Bush’a Irak Başbakanı Nuri El Maliki hakkında rapor verdi. New York Times Gazetesiyse 29 Kasım günü, yani Ürdün’deki Bush-Maliki görüşmesinden bir gün önce bu raporu manşetten yayınladı. Hadley özetle “Maliki güçlü olmaya çalışan bir lider, ama bunun nasıl olacağı konusunda güçlük çekiyor. İyi niyetli ama olaylar, ya ne olup bittiğinden bihaber olduğu ya niyetini yanlış aktardığı ya da niyetlerini icraata dökecek yeteneği olmadığını gösteriyor” diyordu.
Maliki ne mi yaptı? Tabii ki Bush’la görüştü.
Saddam’ın idam süreci, Hadley’in haklı olduğunu gösterdi. Örneğin kendisi Dava Partisi’nden olmasına rağmen idamı Mukteda Sadr’ın adamlarında havale etti. Aslında bu şaşırtıcı değil. Çünkü Dava’nın geleneksel rakibi Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi (IİDYK). Bu partinin “Bedir Tugayları” diye İran Devrim Muhafızları tarafından eğitilmiş çok etkili bir milis örgütlenmesi var. Davacılar ise, Mukteda Sadr’ın “Mehdi Ordusu”nun önünü açarak IİDYK’yı dengelemek istiyorlar. Zaten Maliki hükümeti de Sadr yanlısı 30 milletvekili sayesinde ayakta duruyor; hatta şu günlerde Sadrcıların şantajı nedeniyle sallantıda. Kimbilir belki de, hükümete desteklerini sürdürmeleri karşısında Saddam’ın başını Sadrcılara sunmuştur.
Talabani şaşırttı
Maliki, Saddam’ı “Irak halkına bayram armağanı” vermek için alelacele idam ettiklerini söylüyor. Yani Saddam’ın infazına derinden üzülen Sünni Arapları Iraklı saymıyor. “Nasılsa Irak bölünecek” denebilir. Doğru, ama Şiiler Sünnilerle komşu olmaya devam edecekler. Hatta bir dizi Sünni ülkenin kuşatması altında kalacaklar ki sırtlarını sadece İran’a dayamaları yetmeyebilir. Benzer bir durum Kürtler için de geçerli. Onlar da ister güçlü bir federasyona, ister bağımsız bir devlete sahip olsunlar, Sünni Araplarla komşu olacaklar. Üstelik muhtemelen arkalarında İran gibi bir destekçileri olmayacak.
Başbakan Maliki’nin yeteneksizliği ve beceriksizliği şaşırtmadı da peki Irak’taki siyasetçilerin en tecrübeli ve kurnazı olan Cumhurbaşkanı Celal Talabani’ye ne demeli? Talabani, Saddam’ın idamını engellemeyerek, en azından geciktirmeyerek (örneğin Saddam’ın Kürtlere yönelik katliamları nedeniyle yargılanmasını şart koşabilirdi, bu da epey zaman kazandırırdı) çok önemli bir fırsatı tepti. Hazır “ilke olarak idama karşı”yken şu Bayram günü rezaletine izin vermeyerek hem Irak, hem bölge, hem uluslararası kamuoyu nezdinde itibar kazanabilirdi. Bu arada Türkiye’de giderek tırmanan Kürt düşmanlığını da bir nebze olsun dizginleyebilirdi. Böylelikle Irak’ta iyice şiddetlenmiş olan iç savaşın havasını biraz olsun alabilir ve daha önemlisi, ister tek, ister iki, ister üç parça halinde yola devam edecek olan Irak’ta egemen olan düşmanlık ve intikam duygularını kısmen köreltebilirdi. Olmadı, yapmadı veya yapamadı.
Üç küçük devlet
Artık Irak’ta belirleyici dürtüler nefret, düşmanlık ve kan davasıdır. Bu talihsiz ülke muhtemelen üçe bölünecek. Sonuçta ortaya üç “milli güvenlik devleti” çıkacak. Yani her an komşularından gelebilecek saldırılara karşı tetikte olan, bütçesinin aslan payını silahlanmaya ayıran, bu nedenle silah üreticisi ülkelere göbekten bağlanan ve bütün bunları yapabilmek için kendi halkının aşından, işinden, hak ve özgürlüklerinden kesecek olan üç ayrı küçük devlet.