Türkiye’nin Kürt Sorunu - 1

22.01.2004 Vatan

Neden böyle bir dizi?
Türkiye’de Kürt kökenli vatandaşların birtakım sorunları ve beklentileri olduğu ortada. Kimileri olayın ekonomik boyutunun daha belirleyici olduğunu ileri sürerek “Güneydoğu sorunu”ndan bahsederken başkaları siyasi ve kültürel talepleri öne çıkararak “Kürt sorunu” demeyi tercih ediyor. Tabii ki yaşananlara sadece terörle mücadele perspektifinde bakanlar da var. Şahsen gazeteciliğe başladığım 1985’den beri söz konusu olanın “Kürt sorunu” olduğunu düşünüyorum. Yine de Vatan’da bu yazı dizisini yapmayı kararlaştırdığımız andan itibaren isim bulmada epey zorlandık.
Açık söylemek gerekirse bu sorunumuzun çözümünde, yıllarını PKK ile mücadeleye hasretmiş iki güvenlik görevlisinin katkısı büyük oldu. Derdimizi açtığımız bu kişiler, söz konusu olanın “tabii ki Kürt sorunu” olduğunu, başka türlü bu kadar insanı bu kadar uzun süre seferber etmenin mümkün olmadığını söylediler. Kuzey Irak’taki gelişmeler ve bunların Türkiye’de yol açtığı tartışmalarsa işimizi daha da kolaylaştırdı. Ortada çok çelişkili bir durum vardı. En fazla Kürt nüfusuna sahip ülke olan Türkiye kendi topraklarındaki sorunu geçiştirip komşusundaki Kürtlerin geleceğine doğrudan ya da dolaylı olarak müdahil olmak istiyordu.
Yazı dizimizin Türkiye’nin kendi Kürt sorununu özgürce tartışma ve bunu çözmeye yönelik fikirler geliştirme, adımlar atma konusunda bir katkı sağlamasını umuyoruz.

Katkılarınızı bekliyoruz


Bu nedenle “Türkiye’nin Kürt sorunu” adını verdiğimiz dizimizin çalışmalarına Ekim ayının sonlarında başlamıştık. Fakat Kasım ayında İstanbul’da yaşanan terörist saldırılar planlarımızda aksamaya yol açtı. Bugüne kadar toplam 42 kişiyle görüştük. Bunların büyük çoğunluğunu Kürt kökenli aydınlar, politikacılar, belediye başkanları oluşturuyor. Ayrıca bu sorunun değişik boyutları üzerinde çalışan uzmanların ve farklı siyasi partilerin görüşlerini de aldık. Dizi boyunca yeni görüşmeler yapmayı da düşünüyoruz. Ama en önemlisi siz okurlarımızın katkılarını bekliyoruz. Okuyucularımızın gerek Kürt sorunu hakkındaki görüşlerini, gerekse yazı dizimiz hakkındaki eleştirilerini dördüncü günden itibaren yayınlayacağız. E-mail ve fakslarınızda açık kimliğinizin ve bulunduğunuz il ya da ilçenin belirtilmiş olması gerekiyor.

Cevabını arayacağımız sorular


Dizi boyunca birçok sorunun cevabını bizzat muhataplarına veya konunun uzmanlarına sorarak arayacağız. Soruların bir bölümü AB uyum paketleriyle birlikte yaşanan gelişmelerle ilgili. Bu nedenle hemen herkese “paketler Kürt sorununun çözümü için yeterli mi?” ve “uygulamada neden tıkanıklar yaşanıyor, bunlar nasıl aşılabilir?” diye sorduk. Her ne kadar Türkiye’nin Kürt sorununu tartışsak da Kuzey Irak’taki gelişmeler dizimizde önemli bir yer tutuyor. Bugünden itibaren Kuzey Irak’ın Kürtler için yeni cazibe merkezi olup olmadığının, buradaki gelişmelerin Türkiye’yi nasıl etkileyeceğinin cevaplarını arıyoruz. Buna bağlı olarak, Kuzey Irak’taki binlerce PKK’lının (yeni adıyla Kongra-gel üyesinin) geleceğini de tartışıyoruz. Dolayısıyla “PKK ABD ile anlaştı mı?”, “Terör sahiden bitti mi?”, “PKK neden sürekli isim değiştiriyor?”, “Eve dönüş yasası neden yürümedi?” sorularını muhataplarımıza sorduk.
PKK’yı tartışırken Abdullah Öcalan olgusuna el atmak da kaçınılmazdı. Öcalan’ın devlet tarafından ne derece kontrol edildiği, hâlâ örgütü yönetip yönetmediği, dışardakilere hangi talimatları gönderdiği ve bunların hayata geçip geçmediğini de masaya yatıracağız. Kamuoyu yoklamalarına göre AKP’den sonra en fazla belediye başkanlığını kazanması beklenen DEHAP’ın yerel seçimlere nasıl hazırlandığını yöneticileri ve aday adayları anlatacak. AKP’nin soruna nasıl baktığını yetkili ağızlardan okuyacaksınız. Bu arada Hizbullah’ın Güneydoğu’da hâlâ etkili olup olmadığı, ne tür arayışlar içinde olduğunu da ele alacağız.

DİYARBAKIR’DA YUVARLAK MASA


Yazı dizimiz için 17 Ocak 2004 günü Güneydoğu’nun altı önemli ismiyle Diyarbakır’da bir araya geldik. Aralık sonunda yayın hayatına atılan Güneydoğu Ekspres gazetesinde gerçekleştirdiğimiz bu yuvarlak masa toplantısına şu isimler katıldı: Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı ve Güneydoğu Ekspres Gazetesi Sahibi Naci Sapan, 1997-2002 arasında Batman Barosu başkanlığı yapan Sabih Ataç, bölgedeki birçok sivil toplum faaliyetinin başlatıcısı, yazar Şeyhmus Diken, dört yıldır Diyarbakır Sanayi ve Ticaret Odası Başkanlığı görevini yürüten Kutbettin Arzu, geçen yıl Amerikan Time dergisi tarafından “modern çağın kahramanı” seçilen Kadın Merkezi (KAMER) Başkanı Nebahat Akkoç, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı için DEHAP İl Başkanlığı görevinden ayrılan Fırat Anlı.
Altı kanaat önderine iki soru sorduk: 1) Kuzey Irak’ta yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz? Kuzey Irak tüm Kürtler için bir cazibe merkezi mi oluyor? 2) Tekrar çatışma ortamına dönülür mü? Dönülmemesi için atılması gereken en acil adım nedir?

Nebahat Akkoç (KAMER Başkanı)
"Türkiyeli Kürt olmak ayrıcalıktır"

Benim hem Kürt, hem de kadın kimliğim var. Kadın kimliğimden baktığım zaman bana göre Talabani ve Barzani birer aşiret lideridir. Ordaki kadınların en ufak bir özgürlüğü yoktur, onların siyasal konumunun ne olduğu kadın sorunu çözülmediği sürece çok kıymetli olmayacaktır. Kürt kimliğimi masaya koyup düşündüğüm zamansa tabii ki Türk devletinin bu soruna yaklaşım tarzını kırıcı ve çok ürkek buluyorum. Irak’ta bir istikrar görmüyorum. Irak benim için hiçbir zaman cazibe merkezi olmadı, önümüzdeki on yıl içinde de olacağını hiç sanmıyorum. Açıkçası bence Türkiyeli Kürt olmak bir ayrıcalıktır. Burası her zaman Irak’taki Kürtler için bir cazibe merkezidir ve öyle olmalıdır. Türkiye’de kadın olmanın da, Türkiye’de Kürt kadını olmanın da bir ayrıcalık olduğunu biliyorum Siyasi anlamdaki şiddetin durduğunu, kısa vadede de yeniden yaşanmayacağını düşünüyorum. Ama şiddetin diğer boyutunu asla göz ardı etmemeliyiz. Örneğin kadınlara yönelik şiddet ciddi bir şekilde devam etmekte. Şiddetsizliğin çok yeni ve farklı bir kültürü olduğuna ve bizde böyle bir altyapının olmadığına inanıyorum. Buna yatırım yapmadığımız zaman uzun vade için çok olumlu şeyler düşünemiyorum. Yeni bir dil ve davranış şekli geliştirmemiz gerekiyor. O kadar kemiğimize işlemiş şiddete dayalı kültürlerin mensuplarıyız ki her an yeni bir kıvılcımla ateşlenebilir. Şu anda herkes sağduyulu davranıyor ateşe bir su serpilmiş içten içe kaynasa da hani alevi ve dumanı görünmeyen bir durum söz konusu. O kadar şiddete dayalı ki ilişkilerimiz şiddeti ret ettikleri anda evli bir çift birlerine nasıl davranacaklarını bile şaşırıyorlar.AB konusunda biz Kürtlerin çok hesap yaparak düşündüğümüzü düşünmüyorum. Her birimiz ihlal edilen hakkımızı düşünerek AB’yi talep ettik.

Naci Sapan (Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı)
“Şiddet tekrar canlanmaz”

Kuzey Irak’taki gelişmeler Türkiye’deki Kürtleri ilgilendiriyor. Herkesin gözü orada ve ekonomik anlamda da bir cazibe merkezi olduğu yönünde insanların kafasında bir şey var, ama henüz ticaret açısından patlayan bir şey yok. Türkiye’nin Irak Kürtleri ile ilgili olumlu ve net politikalar üretmesi gerekiyor. Böylece Türkiye’deki Kürt sorunun çözümü de kolaylaşacaktır. Süreç devam ediyor, geriye dönüşü yok. Dolayısıyla şiddetin tekrar canlanacağı inancında değilim. Kürtler AB’yi, demokrasi getireceği ve demokrasinin temelleri oturacağı için çok fazla istiyorlar. Demokrasiyi AB ailesinde yer alan bir Türkiye’de çözersek, Kürt sorunu da zaten bu işin temelinde olduğu için çözülür. Türkiye’deki Kürt sorunun çözümündeki en acil sorunu da yine demokrasi sorunu olarak görüyorum.

Şeyhmus Diken (Sivil toplum aktivisti)
“Demokrasiyi derinlemesine yerleştirelim”

Dünyanın neresinde bir Kürt varsa ve o Kürt ne zaman Kürtlük adına bir şeyler söyleme ya da yapma arzusu duyarsa orada kırmızı çizgi başlıyor. Türkiye bu sıkıntıyı beyninden silip atamazsa ne Irak meselesi çözülür ne de Kuzey Irak meselesi, ne de Ortadoğu’da ciddi bir kapı açılır. Türkiye’nin Kuzey Irak politikasının olumlu bir çizgiye gelmesiyle AB sürecinin çok daha kolaylaşacağına inananlardanım. Irak’la olan sınırımızın artık çok fazla bir anlam ifade etmediğini görüyorum. Açık konuşmak gerekirse, şiddetin yeniden yaşanması kaygısı ya da kuşkusu ortada. Bu sorunun yanıtını verebilmek çok zor. Bu tabii ki demokratikleşme yolunda ciddi anlamda atılacak adımlarla ilgilidir. Türkiye’nin Kürt sorunu söz konusu olduğunda en acil sorun nedir diye sorulursa elbette yine aynı şey gelip dayatıyor: gerçek anlamda demokrasiyi talep etmek ve demokrasiyi derinlemesine yerleştirerek Türkiye’yi birleştirmek.

Fırat Anlı (DEHAP Diyarbakır eski İl Başkanı)
“ABD Kongra-gel militanlarını teslim etmez”

Irak’ta ABD’nin en yakın müttefiki Kürtlerdir. Orada federasyon değil bunun biçimi tartışılıyor. Fakat Türkiye kendi ülkesi söz konusuymuş gibi federasyona karşı çıkıyor. Halbuki Turgut Özal’ın yaptığı gibi Kürt kozuna oynamalı, Kürt kartını başkalarının eline vermektense, Kürt dostu bir ülke olarak bunu eline almalıdır. Son günlerde bazı değişmeler var ama bunlar çok kalıcı görünmüyor. Üslup çok önemli. “baldırı çıplak Kürtler” demek, Star gibi “kerkürt” yani “eşek Kürt” diye manşet atmak burada tepkilere neden oluyor. Star gazetesi yakıldı, Telsim kartları iptal edildi. Kuzey Iraktakilerle çok sıkı bağlantılarımız şu an yok ama bu önümüzdeki süreçte bu bağlantılar güçlenecek, özellikle ticaret anlamında. Bir Kürt olarak Talabani ve Barzani’ye bir laf söylediği zaman üzülüyorum. Talabani Ankara’da protesto edilmişti, sınırı terk ederkense Silopi ve Cizre’de ayakta alkışlandı. Şu an Türkiye’deki bir Kürt için orası cazibe merkezi değil ama nasıl gelişeceğini bilemiyorum. Oradaki insanlar özellikle ekonomik anlamda daha iyi bir yaşam standartlarına kavuştukları anda Türkiye’nin en yoksul insanlarının yaşadığı bu bölgedeki bir insan için çok cazip olabilir. AB’ye girmiş, kişi başına gelirini yükseltmiş bir Türkiye bilmem şu kadar olmuş bir Kürt için caziptir. Bir İstanbul, bir Bodrum, bir İzmir, bir Ankara her zaman cazibe merkezidir. Güneydeki Kürtler için de Türkiye cazibe merkezidir. Ne var ki her geçen gün, çok iddialı bir laf olacak ama, Türkiye Saddam’ın rolünü oynuyor. İran ve Suriye bu kadar net değil, ama Türkiye tam bir Kürt düşmanı devlet pozisyonunda ve bu çok tehlikeli bir gelişmedir. Türkiye Kongra-gel’i Irak’tan çıkarmak istiyor. Ama onlar çıktığı zaman ne olacak sorusunun cevabı yok. ABD onları teslim etmeyecek, bu çok açık. Şubat ayı içerisinde ABD’nin verdiği süre dolar ve Kongra-gel mensuplarına oradan çıkın derse gerçekten şiddet çok yakındır. Binlerce silahlı insan yeniden Türkiye’ye dönecek olursa çatışma riski yükselir. Halbuki bu kişiler ısrarla Türkiye’ye gelmek istediklerini söylüyorlar. Ama devlet onlara “gel, teslim ol 25 yıl cezaevinde yat” diyor. Bunu gidermenin birinci yolu genel af çıkarmak ve göç mağdurlarının sorunlarının çözülmesidir.

Kutbettin Arzu (Diyarbakır Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı)
“Ayrılmak isteyenimiz yok”

Türkiye-Suriye sınırı 830 km ve dünyanın en bereketli topraklarını mayınlarla, tel örgülerle, termal kameralarla döşemişiz. Ekim ayında burada düzenlediğimiz fuara Irak’tan yoğun bir katılım oldu. Şu anda Irak’ta, tabii kuzeyde daha yoğun olmak üzere bölge işadamları çok iyi ticari ilişkiler kurmuş durumdalar. Bu işadamlarının Türkiye’ye gelişinde büyük sıkıntılar yaşandı. O zaman gerek İçişleri bakanımız gerek Diyarbakır ve bölge milletvekillerinin yoğun çaba ve desteği oldu ve o günden bugüne de bayağı iyileşmeler oldu. Irak’ın yeniden yapılanmasında en avantajlı bölge ve en avantajlı ülke bizim ülkemiz ve bizim bölgemiz. Türkiye rolünü iyi oynarsa Ortadoğu’da bir cazibe merkezi olur. Gerek coğrafi konumu gerek Batı ile olan ilişkileri, gerek toplumsal ve ekonomik seviyesi onu cazibe merkezi kılıyor. Irak ve Kuzey Irak Türkiye için bir cazibe merkezi olmaz. Ama Irak’ta ayrı bir yapılanma olursa buradan oraya bir kayış olur ya da bir ayrılık düşüncesi gelişir gibi bir yanlış saplantı var. Türkiye’nin bu fobi üzerinde politikaları üretmesi çok yanlış. Türkiye’deki Kürtlerin ayrılmak gibi bir amacı yok. Belki marjinal insanlarda bu olabilir ama toplumun büyük kesimine baktığınız zaman bizim ayrılık gibi bir düşüncemiz yok. Şiddetin bir daha yaşanmaması herkesin ortak talebi ama bunun için alınması gereken önlemler var. Bunlar hem ekonomik, hem de demokratik önlemlerdir. Kopenhag kriterlerinin dışında Maastrich kriterlerini de bir an önce hayata geçirmek gerekiyor. Bölgenin ekonomik sorunlarını çözmeden diğer sorunları çözmeniz mümkün değil. Bu kadar genç ve işsiz bir nüfusun olduğu bir yerde her türlü sıkıntı oluşur.

Sabih Ataç (Batman Barosu eski Başkanı)
“Etnik olarak Kürt, kültürel olarak Türküz”

Türkiye’deki Kürtler Irak Kürtlerini ayrı, kendini ayrı değerlendiriyor. Türkiye’de Kürtlerle Türklerin çok içiçe olmasından kaynaklanan bir olay. Hatta şöyle de diyebilirim: Burada Kürtler iki kimliklidir; etnik anlamda Kürt, ama kültürel anlamda Türk durumundalar. Çoğulcu, çokkültürlü, herkesin kendini özgürce yaşayabildiği bir yapı Türkiye Kürtlerini tatmin ediyor ve bunu demokratik cumhuriyet ya da demokratik uygarlık olarak dillendiriyorlar. Kürtlerin söylediğiyle Türklerin söylediği, elbette marjinal küçük gurupları söylemiyorum, burada uzlaşıyor. Eğer bu gerçekleşirse Türkiye rahatlayacak. Böylece burası bir model olur. Aksi taktirde model galiba Kuzey Irak olacak. Şu anda ilgi çeken ülke Türkiye’dir, ama onlar daha hızlı ilerleyebilirler. Bence etnik temelli ya da ulus devlet açılıyor. Bu açılmada sınırlar bitiyor. Kim yeniden sınır kurmaya çalışırsa kaybedecek, ama kim sınırlarını dünyaya açarsa, kim daha çok adım atarsa o kazanacak. Dileğim Türkiye’nin daha çok adım atmasıdır. Şiddetin geri gelmeyeceği fikrine yürekten katılıyorum. Ama hâlâ dağda silahlı bir grubun olması beni bir şüphede bırakıyor. Bu konuda hakikatten bir şey yapılmalı. Kürtlerde bir laf var, derler ki “birine otur diyeceksen küçük bir bez hazırla oturması için.” Türkiye eğer bu şiddet tehlikesinden tamamen kurtulmak istiyorsa dağdaki insanların gelip oturabilecekleri küçücük bir bezi hazırlamak zorundadır. Türkiye Kürt sorununu çözmek için acil olarak gerçekten çoğulcu, çokkültürlü bir yapıya gitmelidir.

PARİS KÜRT ENSTİTÜSÜ BAŞKANI KENDAL NEZAN
“En makul lider Turgut Özal’dı”

Diyarbakırlı Kendal Nezan 1968’de Fransa’ya yerleşti. En son 1974 yılında Türkiye’ye gelen Nezan aslen nükleer fizikçi ve Fransa Ulusal Araştırmalar Merkezi’nde çalışıyor. Ama biz kendisini 20 yıl önce kurduğu ve başkanlığını yaptığı Paris Kürt Enstitüsü nedeniyle tanıyoruz. Nezan, Fransa eski Cumhurbaşkanı François Mitterrand’ın eşi Danielle Mitterrand’ın açık desteğiyle Kürt sorununu Batı kamuoyuna taşıdı. PKK’ya hep karşı çıkan Nezan’ın lobi çalışmalarından Iraklı Kürtler kadar İranlı Kürtler de yararlandı. Nezan ile Kürt Enstitüsü’ndeki odasında görüştük:

Kürt sorununu bugün itibariyle nasıl görüyorsunuz?
Nezan:
Bugün Kürt sorunu dünyanın vicdanında yer bulmuş, dünya kamuoyunda tanınan bir sorun. Bugün artık AB’nin gündeminde olan bir sorundur. Irak’ta Kürtler kendi çabalarıyla Türkiye’yi iki defa en Amerikalı müttefikleri nezdinde zor durumda bırakıp politik ve diplomatik planlarını durdurabildiler. Irak Kürtleri bugün çok önemli bir politik, diplomatik, ekonomik rol oynuyorlar. İran’da her 30 yılda bir devrim ve rejim değişikliği oluyor. Önümüzdeki yıllarda tekrar bir değişiklik olmasını bekliyoruz ve o çerçevede İranlı Kürtler özerk veya federal bir statü kazanabilirler. Türkiye’de durum çok karışık çünkü devlet Kürtleri Batı bölgelerine dağıtarak Kürt sorununu topraksızlaştırmak istiyor. Halbuki Türkiye’de makul değerlendirmelere göre 15 milyona yakın Kürt var. Kürt nüfusun yarısı burada olduğu için Türkiye’de çözüm olmayınca genel bir çözümden bahsedilemez.

AB sürecindeki paketleri nasıl karşılıyorsunuz?
Nezan:
Tabii politikada niyetlere göre karar verilmez, fiiliyat nedir ona göre değerlendirmek lâzım. Ben bunu sayın Turgut Özal Kürt dili üzerindeki yasakları kaldırdığı zaman da söylemiştim. Kendisi Türk liderlerden bunu söyleyen ender insanlardan biridir. Olumlu bir gelişmeydi. Bu son iyileştirme hareketleri de bir olumlu, fakat son derece sınırlı gelişmeler. Kürt sorununu çözmeye yetmez veya bir çare başlangıcı olamaz. Çünkü küçük bir azınlığın değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu iki halktan birinin kültür ve kimlik sorunu söz konusu. İki halkın ortak devletinde halklardan birinin kendi dilinde üniversiteleri, okulları, 40’a yakın televizyon kanalı olur da öbür halka özel Kürtçe kursları, radyo televizyonda birkaç dakikalık programlarla bu sorun geçiştirilemez. Bunu ne Kürtler kabul edebilir, ne Avrupalılar buna yakın olabilir. Ki komşu ülkede, biliyorsunuz Kürtlerin kendi dillerinde ilk, ortaokul, lise, üniversiteleri var, televizyonları, hükümetleri, parlamentoları var. Irak’taki gelişmeler Türkiye’deki Kürtler tarafından da izleniyor, Avrupalılar da bunun bilincinde.

Cazibe merkezi Kuzey Irak mı oldu Türkiye Kürtleri için?
Nezan:
Türkiye Kürtlerinin önemli bir kesimi umutlarını oraya bağlamış gibi görünüyor. Ben en son bu yaz Irak Kürdistanı’nda ve Irak’ın Bağdat ve Güney bölgelerini de gezdim. Her gün Türkiye’den işadamları, bazı aydınlar ve çeşitli bahanelerle gelen insanlar var. Kürtler şimdiye kadar bölgenin bölünmesine neden olabilecek bir faktör olarak göründü, politikalar ona göre geliştirildi ve bugünkü çıkmazlara gelindi. Türkiye, Yavuz Sultan Selim zamanında yapıldığı gibi, bu üniter devlet çıkmazından çıkıp federatif bir çözümü kabul etse Kürtlerin ezici çoğunluğunun da sınır değişikliğini değil mevcut sınırlar içinde bir federe sistemi destekleyeceklerine inanıyorum.

PKK silahlı mücadeleyi bıraktık diyor. KADEK’in kendini lağvetmesi inandırıcı mı?
Nezan:
Kürt hareketi eğer demokratik, barışçıl, şiddeti dışlayan ve sınırları sorgulamayan bir ideal etrafında toparlanabilirse hem Batı hem dünya kamuoyunda büyük bir saygınlık kazanır ve Türk kamuoyunu da zamanla etkileyebilir. Nitekim 1970’li yıllardan bu yönde bir gelişme vardı. PKK bu hareketi şiddete dönüştürerek Kürt hareketini bir çıkmaza götürdü. PKK’nın son strateji değiştirmeleri, isimlerini değiştirmek istemeleri aslında PKK dışındaki Kürt kamuoyuna da pek inandırıcı gelmiyor. Fakat bence Türk devleti de PKK’nın tamamen şiddetten vazgeçip siyasallaşması, barışçıl mücadele vermesini istemiyor. Komünizm tehlikesi kalmadı, İslam bir ölçüde iktidarda, kala kala ellerinde Kürt tehlikesi kaldı. Bir genel af çıksa dağdaki bütün PKK militanları silahları bırakıp Türkiye’ye döneceklerdi. Bu mesaj birkaç Avrupa ülkesi tarafından Türkiye’ye iletildi fakat Türkiye bunu istemedi

Bir ara Turgut özal’dan söz ettiniz?
Nezan:
Kürtler açısından şüphesiz en makul insan Özal’dı. Özal dünyayı tanıyan, başkalarını dinlemesini bilen, diyalogu seven bir kişilikti ve bu yönde birtakım adımlar atacağına inanıyordum. Çevresindeki bazı kişilerle diyaloğumuz vardı. Bu gelişmeler eğer devam edebilseydi bugün Türkiye bu durumda olmayabilirdi. Özellikle Irak Kürtleriyle çok daha olumlu bir diyalog olabilirdi. Bugün orada büyük ekonomik olanaklar var, Türkiye o olanaklardan da yararlanabilirdi ama Özal politikalarını sonuçlandırmadan maalesef öldü veya öldürüldü.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

YAZI DİZİSİ
1 Türkiye’nin Kürt Sorunu - 1 22.01.2004
2 Türkiye’nin Kürt Sorunu - 2 23.01.2004
3 Türkiye’nin Kürt Sorunu - 3 24.01.2004
4 Türkiye’nin Kürt Sorunu - 4 25.01.2004
5 Türkiye’nin Kürt Sorunu - 5 26.01.2004
6 Türkiye’nin Kürt Sorunu - 6 27.01.2004
7 Türkiye’nin Kürt Sorunu - 7 28.01.2004
8 Türkiye’nin Kürt Sorunu - 8 29.01.2004
9 Türkiye’nin Kürt Sorunu - 9 30.01.2004
10 Türkiye’nin Kürt Sorunu - 10 31.01.2004
11 Türkiye’nin Kürt Sorunu - 11 01.02.2004
12 Türkiye’nin Kürt Sorunu - 12 02.02.2004
13 Türkiye’nin Kürt Sorunu - 13 03.02.2004
14 Türkiye’nin Kürt sorunu - 14 04.02.2004
15 Türkiye’nin Kürt sorunu - 15 05.02.2004
16 Türkiye’nin Kürt Sorunu - 16 06.02.2004

Son makaleler (10)
12.01.2018 Ve Gül düello teklifini kabul etti
11.01.2018 HDP’nin krizi
09.01.2018 Ve Erdoğan Gül’e taarruzu başlattı
08.01.2018 Çıkmazdaki MHP ve Devlet Bahçeli
05.01.2018 Selahattin Demirtaş’ın kararı
04.01.2018 Transatlantik: İran’da protestolar & Suriye’de Rus hava üssüne saldırı
03.01.2018 Abdullah Gül’ün şansı
02.01.2018 İran’da neler oluyor? Neler olabilir?
29.12.2017 2017’nin muhasebesi
28.12.2017 Abdullah Gül ne yapmak istiyor? Ne yapabilir?
12.01.2018 Ve Gül düello teklifini kabul etti
15.08.2016 Un reportage du 28 décembre 1986 – les Fethullahçı, le groupe religieux qui a réussi à infiltrer l’armée
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
29.08.2015 Interview with the Director of Religious Affairs Mehmet Görmez on Salafism, ISIS and Turkey (full text)
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
31.03.2015 Die Staatskrise und ihre möglichen Auswirkungen auf den Lösungsprozess
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı