Ümit Akçay ile söyleşi: Mehmet Şimşek giderse neler olur?

18.02.2026 medyascope.tv

18 Şubat 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır
: Merhaba, iyi günler. Mehmet Şimşek yine gündemde. İktidar içerisinden Mehmet Şimşek'e yine saldırılar var ve artıyor. Bunu Berlin Ekonomi ve Hukuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Doçent Ümit Akçay'la konuşacağız. Ümit, merhaba.
Ümit Akçay: Merhabalar.

Ruşen Çakır
: Şimdi geçen yıl nisan ayında Yeni Şafak bir Mehmet Şimşek avına çıkmıştı. O zaman seninle bir yayın yapmıştık. Sen de bayağı serinkanlı bir şekilde "buradan bir şey çıkmaz" demenin akademik versiyonunu dile getirmiştin. Nitekim çıkmadı ama herhalde bütün o saldırılar Mehmet Şimşek ve ekibini epey bir rahatsız etmiştir. Şimdi iş biraz daha boyutlandı. MÜSİAD doğrudan devrede, Sabah gazetesi devrede. Sabah gazetesi şu anda iktidar medyasının amiral gemisi gibi ve iktidarın içerisinde çok güçlü ilişkileri var, yani Yeni Şafak'la kıyaslanmayacak ölçüde. Bir diğer husus da gazetenin başında eski ekonomi bakanının, Berat Albayrak'ın kardeşi var, Serhat Albayrak var. Şimdi işler biraz daha ciddiye binmiş durumda. Sen katılıyor musun, önce onu sorayım?
Ümit Akçay: Evet. Ben de yayına girmeden önce baktım bu konu ne zaman gündeme gelmiş diye. Ben ilk bu konudaki yazıyı 2024'te yazmışım. Sonra 2025'te sizinle yaptığımız program sırasında tekrar yoğunlaştı. O zaman da TÜSİAD başkanı ve yönetim kurulu üyelerine bazı hukuki soruşturmalar açılmıştı. Onun üzerine gelmişti. Şimdi de üçüncü kere gündeme geliyor bu konu. Şimdi niye gündeme geldi konusunu açmak gerekirse, esasında geçtiğimiz haftaki Merkez Bankası toplantısı bir işaret fişeği olmuş gibi görünüyor. Çünkü Merkez Bankası enflasyon raporunda ortaya çıkan şey şu oldu: Enflasyon hedeflendiği şekilde düşmüyor. Yani hedefi %16 olarak 2026 sonunda tuttular. Ancak aralığı yukarı kaydırdılar ve ocak ayındaki enflasyon oldukça yüksek geldi. Dolayısıyla "bir patinaj çekiliyor, patinaj çekiyoruz" hissi, "bu iş bir yere gitmiyor" hissi daha da belirginleşti. Şimdi Merkez Bankası toplantısı ilginç de bir yanıyla; dediler ki 2025 yılında geçtiğimiz yılda %24 hedef vardı, ancak %30 ya da 31'e geldi enflasyon. Bunun gerekçelerini açıkladılar. Ancak bunların hiçbiri inandırıcı değildi. Çünkü reel ücretler baskılanmış. Ücretler artıyor, o yüzden enflasyon artıyor diye bir gerekçe yok. Uluslararası emtia fiyatları, petrol fiyatları uygun gidiyor. O gerekçe söz konusu değil. Yine dövizi kontrol ediyorlar, oradan bir şok gelmemiş. Dolayısıyla bu enflasyon neden artıyor konusuna sağlıklı bir açıklama getiremedi Merkez Bankası yetkilileri. İşte ‘‘Ramazan ayı geliyor, ek fiyat artışları var ya da altın fiyatı yükseliyor; bunun yükselmesi nedeniyle oluşan refah etkisiyle insanlar harcama yapıyor, bu enflasyonu sürdürüyor’’ gibi geçici palyatif açıklamalar var. Dolayısıyla bu patinaj çekiyoruz hissi daha da belirginleşti. En son bir de yeni atanan Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Fatma Özkul yaptığı açıklamada, bu kur politikası sorulduğunda özellikle reel kurun değerlendiğini, Türk lirasının değerlendiğini ancak bunun sürdürülebilir olmadığını söyledi. Yani bu politika yapıcılar düzeyinden ilk kez bu düzeyde, en yüksek düzeyde kabul edilmiş oldu ve hemen ardından sizin söylediğiniz işte MÜSİAD Başkanı...

Ruşen Çakır
: Pardon Ümit, araya bir girebilir miyim? Şimdi benim gibi konunun daha şeyi olan... Fatma Hanım'ın yaptığı o açıklama, bir tür devalüasyon olabilir anlamına mı geliyor? Yani doları ya da dövizi baskılıyorlar, bayağı bir baskıladılar ama "artık bu sürdürülemez" deyip bir anda bunun değer kazanması ve Türk lirasının değer kaybetmesi gibi bir operasyon olabilir mi mesela?
Ümit Akçay: Orası net değil, ama net olan bunun sürdürülemez olduğunu söylemiş oldu. Yani bu esasında MÜSİAD gibi, ihracatçılar gibi, tekstil sektörü gibi kesimlerin uzun süredir söylediği laftı; ‘‘Biz buradan zarar görüyoruz, bu sürdürülebilir değil.’’ Ama Mehmet Şimşek ve diğer ekonomi yönetimi, ‘‘Enflasyonu düşürmek için bunu yapmak zorundayız’’ diyordu. Şimdi başkanlık düzeyinde ilk kez bunun sürdürülemez olduğu belirginleşti. Şimdi sizin sorduğunuz "Bu bir devalüasyona mı tekabül ediyor?" sorusunu kimse bilmiyor. Çünkü eğer o olursa bütün enflasyon istikrar programı boşa gitmiş olacak, başladığımız yere dönmüş olacağız. Bu his, tam da sizin söylediğiniz ve bu konuştuğumuz his insanların itirazlarının daha da artmasına neden oluyor. Çünkü neredeyse 3 yıl oluyor. 2023 baharından itibaren, haziranından itibaren uygulanıyor bu. Başladığında 38'di enflasyon Nebati döneminde, şimdi de 30 oldu. 3 yıl sonra yani buraya mı geldik? Bütün bu dönemde de çeşitli verilere baktığımızda bazı sektörler çok olumsuz etkilenmiş durumda bu durumdan. Zaten vatandaşın yani geniş toplum kesimlerinin alım gücü giderek eriyor. Buna karşı da iktidarın bir çıkış stratejisi yok. Yani "şu olunca bunlar düzelecek" gibi bir hikâye bize anlatılmıyor.

Ruşen Çakır
: O zaman şöyle söyleyebilir miyim? Şimdi senin Evrensel'deki son yazılarından birisi, belki de sonuncusudur şu anda emin olamadım, orada "2027" diyorsun, "seçim" diyorsun. Diyelim ki 2027 değil 2028, fark etmez aslında. Yani sonuçta çok az bir zaman var ve üç tane olaydan bahsediyorsun. Bir, programın sürdürülmesi; iki, iktidarın korunması; bir de rıza üretimi. Rıza üretimi derken esas olarak da geniş toplumsal kesimleri kastediyorsun herhalde. Bir avuç zenginin vesairenin değil yani seçmenin, değil mi esas olarak.
Ümit Akçay: Evet.

Ruşen Çakır
: Sandıkta ne olacak? Sandıkta seçmen oy verecek ki iktidar yerinde kalabilsin. Ama bunu yaparken de programı sürdürebilmesi lazım. Ama programı sürdürdüğü zaman vatandaşın rızası azalıyor ve verdiğin örnek çok önemli; Mehmet Şimşek geldikten sonra yapılan ilk yerel seçimde iktidar büyük bir hezimet yaşadı. Ne olacak şimdi?
Ümit Akçay: Şimdi bu büyük bir açmaz iktidar açısından. Yani politikaları nasıl şekillendirecekleri açısından. Burada basit bir faiz indirimiyle çözülebilecek bir işten daha büyük bir sorundan bahsediyoruz. Çünkü tam da sizin özetlediğiniz gibi, şimdi Mehmet Şimşek giderse kısmı, belki onu daha sonra konuşuruz ama Mehmet Şimşek giderse ortaya çıkacak istikrarsızlık yeni bir enflasyon atağı getirirse hiçbir anlamı olmaz bütün bu yapılan şeylerin ve seçimde kaybedeceği neredeyse garantilenir Adalet ve Kalkınma Partisi'nin. Mehmet Şimşek gitmezse, bu politikalar devam ederse mevcut durumda rıza üretme kapasitesi oldukça dar. Daha da sorun haline geliyor. Yani bu iki açmaz iktidarı bir tek şeye yöneltiyor. Şimdi normal durumda ekonomik sorunlar iktidarı zorladığı zaman ne olur? Muhalefetin siyaset yapma alanı açılır. Yani bu alanı muhalefet doldurur ve alternatifler ileri sürüp iktidara gelir. Tıpkı 2001 krizi sonrasında olduğu gibi; 2001 krizi mevcut bütün partileri etkiledi ve Adalet ve Kalkınma Partisi onların yarattığı boşlukta iktidara geldi. Ancak bunun için biraz da olsa bir siyasi rekabet gerekiyor veya siyasi rekabetin koşulları gerekiyor. Şimdi iktidar bu iki sıkışma nedeniyle, makroekonomik istikrarı sürdürme ve iktidarda kalmanın koşullarını sağlama sıkışması nedeniyle, üçüncü adıma ilerliyor. Üçüncü adım da siyasi alanı, siyasi rekabeti giderek daha da kısıtlamak. Yani onun da çeşitli emarelerini uzun süredir görüyoruz zaten. Geçtiğimiz yıl 19 Mart operasyonlarıyla, belediye operasyonlarıyla başlayan, sonra CHP'ye ilerleyen muhalefeti, ana muhalefeti sınırlandırma, alanını sınırlandırma adımları atıldı. Yine belki farklı düzlemlerde ilerliyor gibi görünebilir ama muhalefetin iki ana unsurunu, yani işte CHP ve DEM Parti'yi birbiriyle uzaklaştırma, gündemlerini ayırmaya yönelik adımlarını da buna ekleyebiliriz. Dolayısıyla eğer bu ikisi işlemiyorsa muhalefeti etkisizleştirmek temel şey gibi görünüyor. Yani burada bu açmazı ortadan kaldırabilecek bir makroekonomik mekanizma yok.

Ruşen Çakır
: Peki burada şunu merak ediyorum. Türkiye'de pek olan bir şey değil. En son iki bakan, ki senin demin bahsettiğin muhalefeti sindirme olayı bu iki bakan atamasında da çok belirgin. Özellikle Akın Gürlek meselesi seçime hazırlık olarak yorumlanıyor, ki ben de buna katılıyorum. Şimdi iki bakan olayında şunu gördük: Affını istedi diğerleri ve iktidar da aflarını kabul etti, taleplerini kabul etti. Ama Berat Albayrak kendisi istifa etmişti hatırlıyorsun, böyle bir sosyal medya üzerinden falan. Şöyle bir şey var; bu önemsiz gibi gelebilir ama özellikle piyasalar, uluslararası piyasalar söz konusu olduğunda diyelim ki Mehmet Şimşek'i Erdoğan artık istemiyor, buradaki onun sonlanma yöntemi önemli olur diye düşünüyorum. Bilmiyorum. Yani mesela istifa etmiş bir Mehmet Şimşek'le, yani bir şekilde açıkça söylemese bile "Benim rasyonel politika uygulamama izin vermiyorlar, ben bunu artık yapamam" deyip gitmesiyle bir şekilde daha yumuşak gitmesi arasında herhalde fark olur. Hani o şey var ya; piyasalar bunu böyle okuyor. Bunlar, bu tür şeyler uluslararası piyasalarda özellikle yatırımcılar için çok önemli değil mi?
Ümit Akçay: Yok, kesinlikle, bence de. Yani "Mehmet Şimşek giderse"den ziyade "nasıl giderse nasıl etkisi olur" kısmının önemli olduğunu soruyorsun. Bence de çok önemli. Yani nasıl gönderileceğine bağlı olarak değişir. Her durumda şok etkisi yaratacağı kesin. Yani bu tabii Ortodoks politikaların garantörü olarak göreve geldi. Gidiyor olması da bu politikalardan safi olunduğunun tespiti olacak. Dolayısıyla buraya para yatıranlar bu yatırdıkları parayı sigortalamak için daha fazla risk primi talep edecekler vesaire vesaire. Türkiye'nin CDS primleri yükselecek falan. Şimdi orada bir şok gelecek. İkinci açıdan vatandaş açısından da dövize yönelme başlayacak. Çünkü 2021'de insanların aklında kalan tortu o; faizler düşmeye başlayınca ya da bu politika değişince döviz artıyor ve burada Türk lirası birikimi olanlar eriyor. Dolayısıyla Türk lirası üzerinde ani ve sert bir değersizleşme baskısı olabilir. Ancak şimdi burada karşı taraftan düşündüğümüzde iktidar da sonuçta bunları biliyor. Yani bunları biz düşündüğümüze göre onlar da düşünüyorlar. Dolayısıyla bunların etkilerini sınırlamaya dönük kapsamlı bir paketle birlikte bu gerçekleşebilir, eğer Mehmet Şimşek gönderilecekse. Yani Ağbal'ın gidişi kadar basit bir kararnameyle Mehmet Şimşek gönderilemez bugün bence. Çünkü ekonomik sorunlar çok daha kapsamlı. Yani ne olabilir diye düşündüğümüzde aklıma şu geliyor: Bir, bu ortaya çıkacak olan döviz talebi için bazı önlemler geliştirmeleri lazım. Döviz talebini durduracak mekanizmalar geliştirmeleri lazım. Hem yurt içindeki yerleşiklerin döviz talebini durduracak mekanizmalar (örneğin geçmişte bu KKM'ydi) ya da yurt dışında sermaye çıkışlarını düzenleyecek bir mekanizma gelebilir. Bu ikisiyle birlikte döviz kısmını bir şekilde kontrol edebilirlerse temel konu çünkü dövizden enflasyona yansıma. Yani şimdi Şimşek'i gönderip faiz indirimlerine başlarlarsa, bu enflasyonu patlatırsa bir anlamı olmaz. Dolayısıyla burada yapılacak işlem ancak enflasyonu kontrol etmeyi sürdürdükçe anlamlı olabilir. O da işte dediğim gibi geçtiğimiz 2021-23 uygulamasından çıkardıkları derslerle muhtemelen olacak. Enflasyona yansımasını sınırlı bir şekilde tutabilirlerse o zaman biz istihdam artışı, ekonomik canlanmayı görürüz ve seçime doğru o şekilde gidebilirler. Ama yani oldukça zor bir operasyon olarak görünüyor.

Ruşen Çakır
: Şimdi senin ilk başta bahsettiğin husus enflasyon düşürmede başarılı olamadı. Sonuçta başarısız bir Mehmet Şimşek var diyelim. Yani pekâlâ bir ülkenin yöneticisi "Ben sana güvendim, enflasyonu şu kadara indir dedim, indiremedin. Kusura bakma seni yolluyorum" diyebilir ama yerine gelecek olan kişinin onun yapamadığını yapıp enflasyonu hakikaten indirebilmesi, böyle bir iddiası olabilmesi gerekir. Erdoğan'ın elinde böyle bir alternatif ya da alternatifler var mı? En son Nebati olayını yaşadığımız için soruyorum. Çünkü o bambaşka bir şeydi. Yani bir Mehmet Şimşek kadar şey olmasa da böyle hakikaten... Yani şunu diyebilir mi: "Aynı politikayı yeni bir taze kanla sürdürmek istiyoruz" deyip hakikaten bütün piyasaları falan da o tabirle satın alabileceği yeni yüzler olabilir mi?
Ümit Akçay: Yani aynı politikayı sürdürmek için Şimşek yerine başka birini koymaya bence gerek yok. Yani o yeterince itibarlı uluslararası çevreler açısından. Eğer bir politika değişikliği yapacaklarsa, yani dediğim gibi faiz indirimlerini biraz daha zorlayarak gideceklerse ve ekonomik canlanmayı o şekilde seçim öncesi sağlayacaklarsa yeni birine ihtiyaçları var. Onun da kişiden ziyade dediğim gibi bir paketi satmaları lazım. Ama bu şu anlama gelmiyor: Yani bu Türkiye'deki enflasyon sorununu çözebilir bu yeni gelecek ekip anlamına gelmiyor bence. Çünkü az önce sıraladığımız açmazlar nedeniyle, yani Türkiye ekonomisi oldukça uzun vadeli bir planla ancak bu enflasyonu ortadan kaldırabilir. Şu anda yapılacak olan şey en fazla seçime kadar çeşitli patlaması muhtemel alanlara siboplar tıkayıp seçime kadar ekonomiyi götürecek bir program olur bu olsa olsa. O da yani uzun vadede vatandaşın sorununa çözüm getirmez tahmin ediyorum.

Ruşen Çakır
: Şimdi Mehmet Şimşek'in çekilmesi halinde kaçınılmaz bir şok yaşanacağını, süresi ve etkisi ne kadar olacağını şimdilik bir kenara bırakalım ama yani bir şeyler inecek çıkacak belli ki. Hep öyle oluyor. 19 Mart'ta da öyle olmuştu, başka şeylerde de. Şöyle bir ara bir soru sormak istiyorum; burada herhalde birileri vurgun yapıyor değil mi? Yani mesela Mehmet Şimşek'in yarın, bu gece görevden alınacağını bilen birisi elinde imkân varsa bir günde çok büyük paralar kazanabilir değil mi? Bu şey gibi geliyor ama bence önemli. Çünkü Türkiye'deki yöneticilerin yıllardır böyle bilgilerle borsada, şurada burada işler yaptığı konusunda çok güvenilir iddialar var.
Ümit Akçay: Elbette. Yani bu çok temel bir değişiklik olur eğer olursa ve bunu önceden biliyor olmak da pek çok avantajı sağlayabilir. Yani biz Merkez Bankası başkan yardımcılarının çeşitli akçeli işler konusunda yargılandığını, hâlâ galiba yargılama sürüyor, bunu gördük. Dolayısıyla "Bu ihtimal yoktur, böyle bir şey olmaz" diyemeyiz. Ama dediğim gibi bu değişiklik bu kişiler para kazansın diye yapılmaz. Yani bu değişiklik seçim amaçlı yapılır. Ha, ondan birileri faydalanır, o ayrı mesele.

Ruşen Çakır
: Peki biraz detaylandırabilir misin şoku? Diyelim ki Mehmet Şimşek'le beraber politikayı da değiştireceğini belli edecek bir atama yaptı. Mehmet Şimşek gitti, daha toplumsal rızayı önceleyecek birisi olacak. Dolayısıyla maddelerden birisi programdan sapacak ki program zaten başarılı olamamış, o ayrı bir nokta. Neler yaşanabilir? Yani Mehmet Şimşek giderse ne olur?
Ümit Akçay: Dediğim gibi ilk olarak dövize erişim yani döviz talebi hızla artacağı için insanlar kendilerini korumak için döviz almaya çalışacaklar. Bu Türkiye'nin bugüne kadar Merkez Bankası'nın biriktirdiği rezervlerin hızla erimesine neden olacak ve bu enflasyona da yansırsa dediğim gibi bu işin hiçbir anlamı olmayacak. O yüzden bunu engellemeleri lazım. İlk olarak KKM benzeri bir mekanizmayla dövize olan talebi sınırlayabilirler. İki, yabancı çıkışını yavaşlatmak için bazı kademeli mekanizmalar kurabilirler. Bu BDDK'nın 2018 krizinden sonra yaptığı işlemler, yaptığı düzenlemeler var; Merkez Bankası da dahil oluyor buna. Bankaların yurt dışı bankalarla ya da finansal kurumlarla yaptığı swap anlaşmalarındaki kademeleri düşürebilirler. Ancak bundan sonra yani bir adım sonrası döviz talebini sınırlayabilirlerse buradan faydalanacak olan kesimler tabii esas seçimi kazandıracak mekanizmayı çalıştırması için, örneğin KOBİ'lerin, örneğin emek yoğun üretim yapan sektörlerdeki sanayicilerin, bu sektörlerin ya da işte inşaat sektörü gibi faize duyarlı sektörlerin tekrardan canlanması beklenir bu süreçte. Buna karşın bu süreçten olumsuz etkilenecek olan kesimler TÜSİAD gibi büyük sermaye kesimleri olur. Çünkü Türkiye'de bu dönemde, yani Şimşek döneminde döviz biçimindeki kredi muazzam derecede arttı. Yani Türk lirası yüksek faizden kaçmak için dövizle borçlandı pek çok büyük firma. Ancak dövizle borçlanabilecek olanlar ancak büyük firmalar; küçük firmalar ve KOBİ zaten Türk lirası yüksek faize mahkûm oldukları için onlar dövizle borçlanamadılar. Şimdi o döviz borçlusu olan büyük firmalar biraz bilanço sorunu yaşamaya başlayacaklar. Çünkü orada Türk lirasının kısmi de olsa değersizleşmesi söz konusu olacak. Onlara biraz daha zarar yazacak bu. Dolayısıyla böyle bir iktidar bloku içerisinde büyük sermaye kesimlerinin dönemsel bir şoku kucaklarında bulacağı ancak istihdamın büyük kısmı olan işte KOBİ'lerin ve inşaatın ve emek yoğun ihracatçıların biraz daha istihdamı artıracağı bir dönem olabilir. Ve bu dönemde de işte asgari ücret zamları... Yani aynı 2023 senaryosundan bahsediyorum aslında. 2023'te olanların bir tekrarı gerçekleşebilir. Yüksek asgari ücret zammı, işte çeşitli düzeylerde sosyal yardım programları, şu anda hâlâ devam eden bu 500.000 konut kampanyasının çeşitli versiyonları, sosyal yardımların artırılması gibi. Yani bu paket daha da detaylandırılabilir ama 2023'te işledi. 2023'te Türkiye'de hatırlarsak bir kriz atmosferi varmış gibi davranıyordu muhalefet, özellikle o dönemki Altılı Masa muhalefeti. Ancak kriz yoktu; ekonomik büyüme vardı, istihdam canlanıyordu ve bunun sonucunda AKP 2023 seçimlerini ekonomi kendisine bir sorun yaratmayacak şekilde atlatabildi. Ancak 2024'te bunun tam tersini gördüler. Şu anda da eğer böyle bir değişiklik olursa amaçlayacakları şey bu olur.

Ruşen Çakır
: Peki muhalefete gelelim. O yazında da bahsediyorsun. ‘‘Bütün bunları muhalefetin nasıl değerlendireceği önemli’’ diyorsun. Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi bir program çalışması yapıyor, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi kurdu. Özgür Özel bir hafta parti, bir hafta ötekisini topluyor. Özellikle ekonomi konusunda insanlar çok merak ediyorlar. Sen de takip etmeye çalışıyorsundur. Bir şeyler görüyor musun diye soracağım ama ben mesela tanıdığım birilerinden duydum ki CHP'nin ekonomi heyetindeki insanların hepsi bir başka telden çalıyormuş. Yani orada CHP'den... Çünkü iktidarın yumuşak karnı ekonomi. CHP'nin bu konuyu fırsata çevirebilme ihtimalini görüyor musun?
Ümit Akçay: Şimdi takip etmeye çalışıyorum ama son durum nedir ben de anca okuduklarımla bakıyorum. Şöyle bir şey anladık; bir program açıklandı, o programı hazırlayan bir ekip vardı, işte Yalçın Karatepe Hoca onun başındaydı. Sizde de programlar yapıyordu eskiden, oradan da takip ediyordur Medyascope izleyicisi. O ekip ondan sonra en son yapılan düzenlemeyle değişti, Cumhurbaşkanlığı Ofisi ile birleşti CHP. Sanki iki farklı grup gibi, yani bir partiden ziyade iki farklı parti birleşiyormuş gibi davranmaya başladılar ekonomi alanında. Galiba Selin Sayek Böke Hoca ve biri daha bu iki grup arasında koordinasyonu sağlıyor. Ama dediğiniz gibi benim de anladığım ortada bir program var, o programı yazan ekip artık direksiyonda değil; daha İmamoğlu'yla yakın bir ekip var şu anda. Adaylık ofisinden CHP'ye gelen ekip o işin başında gibi görünüyor. Ama ilginçtir, o işin başında gibi görünen şu andaki ekip, Mehmet Şimşek yönetime geldiğinde onu destekleyen, savunan, "Şimşek'e sahip çıkmalıyız" diyen bir ekip. Yani Şimşek politikalarını savunan bir ekip aslında. Şimdi muhtemelen savunmuyorlardır, eleştirilerini sunuyorlardır ama Şimşek görevden alındığında bu arkadaşlar Şimşek'i savunmaya başlayabilir bir anda. O yüzden o tip bir güven telkin etmiyorlar açıkçası ekonomi politikaları açısından. Çünkü ekonomi felsefeleri birbirine oldukça benziyor. Burada kritik olan şey bu iktidarın önündeki açmazları tespit edip bu açmazlara göre yapılandırılmış bir ekonomi programını geniş kitlelere ulaştırmak ve onların sözcüsü olmak. Yani en basitinden siyasetin ABC'si olarak düşündüğümüzde karşımıza çıkacak olan strateji bu. Burada ne geliyor aklımıza? Bir kere reel ücreti büyük şekilde azalmış mavi yakalı kesim. Mavi yakalı kesimle CHP'nin bağlantıları ne düzeyde sağlam? Bu büyük bir soru işareti. İki; daha orta sınıf beyaz yakalılar da özellikle büyükşehirlerde yaşayanlar ciddi bir kayba uğramış durumda, bu kesimlerle bağlantı kurmak lazım. Üçüncüsü de bütün bu Mehmet Şimşek programından zarar gören küçük ve orta boylu sermaye kesimleri. Bunları nasıl bir program içerisinde birleştirecek? Yani nasıl bir büyüme koalisyonu oluşturacak CHP alternatif olarak? Bunu bize anlatıyor olması lazım. Yoksa kurumlar önemlidir. ‘‘Merkez Bankası bağımsızlığını getireceğiz, o zaman yabancı sermaye gelecek her şey çözülecek’’ gibi ezbere lafların çalışmadığı biliniyor artık. Bunların ötesine geçebilecekler mi, geçemeyecekler mi onu takip etmek lazım. Açıkçası ben de merakla izleyeceğim.

Ruşen Çakır
: Son olarak şunu sorayım; Mehmet Şimşek'le başladık. Şimdi bir ara çok konuşuluyordu, ‘‘çar’’ lafı söyleniyordu; ‘‘ekonomi çarı’’, işte ‘‘dış politika çarı’’ falan. Mehmet Şimşek, Kemal Derviş bunların örnekleri. Ali Babacan böyle bir örnekti. Mesela muhalefetin böyle bir çara ihtiyacı var mı sence? Yani birisi olacak biz ona bakacağız; CHP iktidara gelirse A kişisi gelecek ve ona güveneceğiz ya da güvenmeyeceğiz vesaire.
Ümit Akçay: Bu ne kadar etkiliyor emin değilim. Yani düşünüyorum; mesela 2008 krizi sonrası Avrupa'da iktidara gelen sol partiler oldu. Onların da ekonomi bakanlarından öne çıkan isimler oldu, örneğin Yunanistan'da Varufakis gibi; Avrupa Birliği Troyka’yla müzakereleri yürüttü ancak iş ilerlemeyince istifa etti falan. Yani bu tip figürler arkalarında kuvvetli bir program varsa anlamlı oluyor ve o programın halka ya da işte yatırımcılara ya da işte çeşitli toplumsal kesimlere anlatılması açısından işlevli oluyorlar. Ama altı boşsa istediğiniz kişiyi getirin, çok bir anlamı olmuyor. Onu da şeyden biliyoruz; yani Altılı Masa’nın bir lansmanı olmuştu hatırlıyorsanız. Kemal Kılıçdaroğlu "Süper Lig, Şampiyonlar Ligi iktisatçıları" diye işte Daron Acemoğlu'ndan tutun pek çok Türkiye'nin önde gelen iktisatçısına sunuş yaptırmıştı. Hatta dışarıdan da birilerine sunuş yaptırmıştı. Hiçbir anlamı olmadı, bunun hiçbir karşılığı olmadı. Dolayısıyla önemli isimler, flaş isimler anca program varsa anlamlı olur diye düşünüyorum. Şu anda hem program belirsiz, yani program var da onu sahipleniyorlar mı sahiplenmiyorlar mı belirsiz, hem de böyle flaş kişiler yok. O nedenle yoğun çaba gerektiren bir dönem başlıyor CHP için.

Ruşen Çakır
: Dolayısıyla herhalde şöyle toparlayabiliriz aslında: iktidarın işi zor ama muhalefet birçok konuda sorun yaşadığı için ve de iktidar muhalefetin alanını yargı eliyle iyice daralttığı için iktidar bir ölçüde nefes alabiliyor. Ama senin anlattıklarından o ekonomiyi düzelterek iktidarın ömrünü uzatma şansı normal şartlarda yok.
Ümit Akçay: Şöyle diyebilirim: Bu beklenti, yani "ekonomi kötü, iktidar gidiyor" formülü çalışmadı geçtiğimiz 10 yıldır. 10 yılda bir sürü politika değişikliği oldu, U dönüşleri oldu, zikzaklar oldu ama iktidar bunu hayata geçirebilme esnekliğini ve kapasitesini gösterdi bize. Buradan bir ders almak lazım. Bu ‘‘2x2=4’’ gibi ‘‘ekonomik sorunlar yaşanıyor dolayısıyla AKP gidiyor’’ kolaycılığını bir kenara bırakmak lazım. Burada bu U dönüşlerini sağlamasına ne neden oluyor diye baktığımızda; muhalefetin yeteri kadar iktidarı sıkıştırmıyor olduğu, toplumsal muhalefetin gerilediği, bütün bu anlattığımız daha otoriterleşme arka planından bahsediyoruz, bu sayede yapabiliyor. Şimdi bunu aşacak toplumsal bağlantıların kuruluyor olması lazım. Çok basit gibi gelebiliyor ama iş oralardan yürüyor. Yani bu CHP'nin başlattığı adalet mücadelesini bir şekilde ekmek mücadelesi ile birleştirmesi lazım. Örneğin ilk 19 Mart operasyonu olduğunda geçen yıl, ‘‘ikinci asgari ücret temmuzda gerçekleşecek’’ diye bir kampanyaya başladı CHP ama Gebze'de bir tane miting yaptı, sonra bunu bıraktı. Ya da işte bu KOBİ'lerin, çeşitli toplumsal kesimlerin faiz politikasından dolayı yaşadığı sorunlarla ilgili sistematik bir adım silsilesini görmedik. Şimdi bu alanları, büyük geniş toplumsal alanları birleştirmediğiniz zaman iktidarın sizi tepelemesi de daha kolay oluyor. Ve birbirine değmeyen toplumsal alanlar kendi içlerinde mücadele vermeye çalışıyor ve o alanlarda da başarı kazanılamıyor. Dolayısıyla daha geniş büyük bir iktidar perspektifi gerekiyor kanımca.

Ruşen Çakır
: Çok teşekkürler Ümit. Çok sağ ol. Bakalım "Mehmet Şimşek gitti şimdi ne olacak?" diye bir yayın yapacak mıyız?
Ümit Akçay: Seneye bu zamanlara randevu keselim.

Ruşen Çakır
: Bakalım. Ama bir şeyler var ki tam "ateş olmayan yerden duman çıkmaz" olayı yaşıyoruz şu anda. Çok teşekkürler.
Ümit Akçay: Evet, hoşnutsuzluklar artıyor. Doğru söylüyorsunuz.

Ruşen Çakır
: Evet. Mehmet Şimşek gider mi? Mehmet Şimşek giderse ne olur? Bu soruyu Berlin Ekonomi ve Hukuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Doçent Ümit Akçay ile konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
22.02.2026 Kürt siyasi hareketinin başarısız “süreç” sınavı
21.02.2026 Yeni dinsel hareketler Türkiye’de niçin etkili olamıyor?
20.02.2026 Yine yeniden: Din elden gidiyor
19.02.2026 Burak Bilgehan Özpek ile söyleşi: CHP oyuna mı geldi?
19.02.2026 Vahap Coşkun ile söyleşi: TBMM komisyonu görevini yerine getirdi mi?
19.02.2026 Edgar Şar ile söyleşi: İktidarın hedefi iç cepheyi tahkim değil iç politik dengeyi değiştirme
19.02.2026 Rapor bitti, süreç sürüyor
18.02.2026 Ümit Akçay ile söyleşi: Mehmet Şimşek giderse neler olur?
18.02.2026 “Liderler zirvesi” toplanır mı? Toplanırsa ne olur?
17.02.2026 Türkiye'de burjuvazi var mı? | Prof. Üstün Ergüder anlatıyor
22.02.2026 Kürt siyasi hareketinin başarısız “süreç” sınavı
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı