Van dersleri

15.11.2011 Vatan

Başbakan Erdoğan depremden haberdar olur olmaz bakanlarını da yanına alıp Van’a gitti, hatta akşam saatlerini, depremden en büyük vurgunu yemiş olan Erciş’te geçirdi. Normal olarak, depremin şokunun hâlâ çok güçlü olduğu bir sırada, Erciş’te bulunmak bir siyasetçi için epey risklidir. Fakat Erciş’te o akşam karanlığında yanında bakanlarıyla Erdoğan’ı gördüğümde hiç şaşırmamıştım. Zira Erdoğan’ı rakiplerinden ayıran en belirgin özelliklerden biri, hele işin içinde halkla doğrudan temas söz konusuysa, risklerin üstüne gitmekten çekinmemesidir.

Ne var ki Erdoğan’ın cesareti ve inisiyatif alma yeteneğinin bu tür ciddi kriz anlarında tek başına yeterli olmadığını çok zaman geçmeden gördük. Kendisinin de itiraf ettiği gibi, ilk günden sürece müdahale etme başarısını gösteren hükümet, depremzedelerin, başta çadır olmak üzere birçok sorununu çözmekte bocaladı. Üstelik daha ilk depremin yaraları sarılamadan Van’daki 5.6’lık ikinci depremde göz göre göre kayıplar verildi.

Kimileri bu durumu o bildik “kendisi iyi, çevresi kötü” formülüyle izaha kalkabilir. Katılmıyorum. Van’da yaşanan sorunları, sıkıntıları, kurmaylarının Erdoğan’a ayak uyduramamasıyla açıklamak aldatıcı olacaktır. Çünkü işin kökü çok daha derinlere, ülkemizde yıllardır egemen olan sistemin arızlarına gitmektedir. Ki Erdoğan’ın da sık sık “bürokratik oligarşi” olarak tanımladığı bir yapıdan şikayetçi olduğunu duyuyoruz. Fakat ortada çok hayati bir soru duruyor: 10 yıldır ülkeyi tek başına yöneten, bu süre içinde son derece köklü yapısal dönüşümlere imza atan AKP hükümeti bu “bürokratik oligarşi” ile neden gereğince mücadele etmedi veya edemedi?

Yine “Kürt sorunu”

Bu noktada işin içine yine “Kürt sorunu” giriyor. Çünkü bürokratik oligarşiyi zayıflatmanın yolu yerel yönetimlerin güç ve yetkilerinin artırılmasından geçiyor ama bu yolda atılması düşünülen adımlar ilk andan itibaren “ülke bölünür” endişesine kurban ediliyor. Açık konuşmakta sakınca yok: Güneydoğu’da belediyelerin önemli bir kısmı BDP (ve benzeri) partilerin elinde olduğu sürece merkezi iktidarın güç, imkan ve yetkilerinin bazılarını yerel yönetimlere devretmesini beklemek hayal olacaktır. Deprem sırasında hükümetle BDP’li belediyenin birlikte hareket etmemesi/edememesi işlerin hiç de kolay olmadığını kanıtladı.

“Güneydoğu sorunu”nu çözme fırsatı

Depremin hemen ardından bu acı olayın kardeşliğimizi pekiştirme imkanı sunduğunu söylemiştim. Çok şükür Türkiye bir-iki densiz ayrımcı/ırkçıya teslim olmadı ve Van halkıyla övünç verici bir dayanışma sergiledi.

Bu deprem Türkiye’de bir “Kürt sorunu” mu yoksa bir “Güneydoğu sorunu” mu yaşandığı tartışmalarını netleştirmede de bir fırsattı. Şöyle ki, sorunun Kürtlerin kimlik taleplerinden değil de sosyo-ekonomik şikayetlerden kaynaklandığını, yani “Kürt” değil “Güneydoğu” sorunu olduğunu savunanlar, devletin gerekli sosyo-ekonomik müdahaleleri yapması durumunda çözümün mümkün olduğunu iddia ediyorlar. Bu bağlamda sosyo-ekonomik sorunların çıplak gözle gözlendiği Van depremi, devletin Kürtlerle yakınlaşması için mükemmel bir fırsattı. Bu fırsatın değerlendirilip değerlendirilmediğini normal şartlarda Mart 2013’de yapılacak yerel seçimlerle anlayabiliriz.

Son genel seçimlerde BDP’nin Van’daki milletvekili sayısı 2 artmış, AKP’nin de bir azalmıştı. Mart 2009’daki yerel seçimlerde de AKP Van belediye başkanlığını DTP’ye (kapatıldıktan sonra BDP oldu) kaptırmıştı. Bakalım geleek yerel seçimlerde Van’da sandıktan kim çıkacak?

***


Van depreminde hayatlarını kaybeden meslektaşlarım Sebahattin Yılmaz ile Cem Emir’e Allah’tan rahmet, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyorum.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
06.06.2026 CHP'nin yol ayrımı: Toplum ya da devlet
05.06.2026 Ve Bahçeli de Kılıçdaroğlu dedi
04.06.2026 CHP'de taraflar anlaşabilir mi?
03.06.2026 Evet, tarihe tanıklık ediyoruz da ne oluyor?
02.06.2026 Devlet bu kadar akıl yoksunu mu?
01.06.2026 Ekrem İmamoğlu'ndan hâlâ niçin çok korkuyorlar?
31.05.2026 Kılıçdaroğlu'nun etkin pişmanlık başvurusu
30.05.2026 "Bay Kemal" "Reis"i kurtarabilecek mi?
30.05.2026 Hilmi Hacaloğlu: “Kılıçdaroğlu konuştukça daha da batıyor, artık siyasi bir mevtadır”
07.06.2026 Milli Görüş'ün yenilikçileri, CHP'nin değişimcileri
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı