“Yepyeni Türkiye”de değişen ve değişecek olan siyasi dengeler

09.07.2019 medyascope.tv
Read in English

9 Temmuz 2019’da medyascope.tv’de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gamze Elvan hazırladı.

Merhaba, iyi günler. Ekrem İmamoğlu 23 Haziran seçimlerini tek bir sloganla kazandı, daha doğrusu kazanmış olduğu seçimi ikinci kez açık arayla bir sloganla kazandı: “Her şey çok güzel olacak”. Her şey çok güzel olacak mı? Bilmiyorum; ama 23 Haziran’dan sonra Türkiye’de artık siyasette dengelerin şimdiden değişmeye başladığını ve alabildiğine değişeceğini düşünüyorum. Sonuçta yeniden şekillenecek olan siyasî dengelerde siyasî atmosferin iyi mi, güzel mi olacağını kestirmek mümkün değil. Ama var olan aktörlerin ve kurumların –partiler dahil– bazılarının kaybolacağını ya da etkisinin azalacağını; bazılarının ise daha da güçleneceğini ve tabii ki yeni aktörlerin, yeni kurumların ortaya çıkacağını düşünüyorum. 
Bu sadece AKP’den kopması söz konusu olan partiler için geçerli değil — ki orada ciddi gelişmeler var; dün Ali Babacan, AKP’den istifasıyla beraber yeni partisinin startını açık bir şekilde vermiş oldu. Burada yaptığım yayının gördüğü ilgi de gelen tepkiler de bunun aslında belli anlamlarda karşılığının olduğunu gösterdi bana. Tabii daha yolun çok başındalar, sonra nasıl gelişecek? Bilmiyorum; ama önümüzdeki dönemde AKP’nin çözülmesi, MHP’nin eski gücünden uzaklaşması ihtimallerini ciddi bir şekilde hesaba katmak gerekiyor. 24 Haziran seçimlerinde çok da etkili olamayan –bir başarı sergiledi, ama umduğu başarıyı sergileyemedi– İYİ Parti, 31 Mart’ta ve özellikle 23 Haziran’da Ekrem İmamoğlu’nun zaferinde bizzat aktif bir şekilde yer alarak bir anlamda rüştünü ispat etti. Dolayısıyla yeni bir aktör olarak İYİ Parti’nin de önümüzdeki dönemde değişik bir rol oynayacağını düşünmek mümkün. Yeni aktörler var, ya da eski aktörlerin yeni rolleri var. Şu âna kadarki Türkiye’de yaşanmakta olan değişimde –31 Mart’ta gördük– tabii ki öncelikle Ekrem İmamoğlu öne çıktı ve Mansur Yavaş, Tunç Soyer gibi diğer kazanan belediye başkanları öne çıktı; ancak burada, 31 Mart’ta Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve Meral Akşener’in –hatta bir ölçüde Temel Karamollaoğlu’nun– hakkını vermek lâzım — ve tabii ki Selahattin Demirtaş’ın. Selahattin Demirtaş’ın gerek 31 Mart gerek 23 Haziran öncesinde cezaevinden yaptığı açıklamaların çok etkili olduğunu biliyoruz. Devletin buna karşı Öcalan’ı devreye sokmak istediğini ve bunun başarısızlıkla sonuçlandığını da sandık bize söyledi. Önümüzdeki dönemde bu aktörlere yeni isimler ekleneceğe benziyor; bazı aktörler de iyice geri planda kalacağa benziyor ve tabii ki bu arada kurumlarda –özellikle siyasî partilerde– çok ciddi değişiklikler yaşanıyor — daha da yaşanacağa benziyor. 
Tabii ki öncelikle AKP: Başlayan ayrılmalar, çözülmeler… Çok ciddi bir kriz var. İlk olarak dikkati AKP çekiyor. Ancak CHP’de de çok ciddi bir değişme var. Kemal Kılıçdaroğlu’yla seçimin iki gün öncesinde İstanbul’da yaptığımız söyleşide söyledikleri bence çok önemliydi. Geçmişe yönelik dile getirdiği özeleştiriler çok önemliydi ve bunun muhafazakâr kesimler tarafından da bir şekilde görüldüğünü, ilgiyle izlendiğini biliyorum. Değişik bir olay yaşanıyor, CHP bir yere doğru kayıyor, sağdan birileri de CHP’ye doğru yöneliyor. Bu, parti değiştirme şeklinde ya da ideoloji değiştirme şeklinde olmayabilir, ama birtakım asgari müştereklerde birlikte hareket etme, ittifak halinde olma şeklinde, koalisyon olma şeklinde kendisini göstereceğe benziyor. Aslında bunun milâdı 23 Haziran değildi; bunun milâdı aslında 7 Haziran 2015’ti. 7 Haziran 2015 seçimlerinin sonucunda Türkiye, AKP’nin tek başına iktidarını istemediğini dile getirmişti. Orada, AKP ile CHP arasında bir şekilde bir koalisyon ihtimali doğdu ve Erdoğan bunu boğdu. Bu nedenle şu anda bunun bir başka versiyonunu yaşıyor gibiyiz. Yani arada dört sene gitmiş oldu; ama bir yandan da baktığımızda –tabii bu dört senede çok kötü şeyler yaşandı, çok can kayıpları oldu, ekonomi iyice dibe vurdu vs.– o tarihteki AKP-CHP koalisyonu yerine bundan sonra yaşanabilecek olan yeni koalisyonlar belki çok daha iyi olacaktır. 
Nasıl koalisyonlar? Artık gördüğüm kadarıyla önümüzdeki dönemde Erdoğan’ın AKP’sinin dahil olacağı siyasî iktidar modelleri pek söz konusu olmayabilir. Bunun karşılığında şu anda muhalefet olarak bildiğimiz kurumlar, partiler ve kişiler yeni iktidar ortakları, iktidarın yeni aktörleri haline gelebilirler. Bu bağlamda baktığımızda, Ali Babacan’ın kuracağı partiyi –belki Ahmet Davutoğlu’nun kuracağı partiyi de; ama o daha zayıf ihtimal– dünün AKP’si gibi tek başına iktidara talip bir parti olmaktan ziyade, yeni dönemin yepyeni Türkiye’sinde kaçınılmaz bir şekilde kurulması gereken koalisyonun bir partneri olma iddiasında görüyorum. Yani önümüzdeki dönemde bir aktör olarak, siyasî parti lideri olarak Ali Babacan’ın nasıl bir başarı göstereceğini, seçim sonucu elde edeceğini tabii ki kestirmek mümkün değil. Ancak teorik olarak onun da şu anda var olan ve “Millet İttifakı” diye tanımlanan ittifakın bir parçası olma ihtimalini ciddi bir şekilde düşünmek lâzım. 
Öte yandan bir başka husus da şu: “Millet İttifakı” diye tanımlanan ittifakın da önümüzdeki dönemde çok daha farklılaşacağını tahmin ediyorum. HDP’nin de artık açık bir şekilde aslî aktör olarak birtakım koalisyonların içerisinde yer alacağını tahmin ediyorum. Bu daha fazla sürdürülebilecek bir oyun değil. HDP ne yaptı? Son seçimde büyük şehirlerde Millet İttifakı’nın –özel olarak CHP’nin– adayını destekledi; ama bunu koalisyonun bir parçası olarak yapmadı; onlar da çok istemeseler bile buna bir şekilde razı oldular. CHP de buna razı oldu, İYİ Parti de buna razı oldu; ama önümüzdeki dönemde artık bunun çok da fazla sürdürebilir olacağını sanmıyorum, sürdürülmesinin de artık anlamsız olacağını düşünüyorum. Özellikle Selahattin Demirtaş’ın tekrar özgürlüğüne kavuşup aktif bir şekilde siyasete dönme imkânı doğarsa işin renginin iyice değişeceği kanısındayım. Yani önümüzdeki döneme çok daha farklı bir şekilde yeni partiler, değişen eski partiler, partilerin içerisinde öne çıkan ve geride kalan aktörler olarak bakacağız ve en önemlisi de kimliklerin kavga etmesi üzerinden yürüyen kutuplaştırıcı siyasetin önümüzdeki dönemde artık eskisi kadar işe yarar olmayacağını göreceğiz bence. 31 Mart’ta yaşanan, 23 Haziran’da yaşanan tam da buydu; Erdoğan-Bahçeli ikilisinin gerilim tırmandırma siyasetine milletin de toplumun da artık “Yeter” dediği bir süreç yaşadık. Önümüzdeki dönemde tekrar kutuplaşmanın tırmanmasını sağlayacak birtakım maddî koşullar yaratılmak istenebilir; birtakım gerginlikler, kaoslar yaratılmak istenebilir; ancak şu haliyle baktığımız zaman kutuplaşmanın giderek geri planda kaldığı ve kutuplar-üstü siyasî aktörlerin öne çıktığı ve çıkacağı bir döneme doğru girdiğimizi düşünüyorum. 
“Yepyeni Türkiye” derken, demokrasi, temel hak ve özgürlükler, hukuk devleti üzerinden yaşanabilecek yeni ittifakların daha fazla öne çıkma ihtimali olduğu kanısındayım ve artık gerek Erdoğan’ın AKP’sinin gerek Bahçeli’nin MHP’sinin buna ayak uydurabilme kapasitesi ve kabiliyetinin çok fazla kaldığı kanısında değilim. Bu süreç başarılı olduğu andan itibaren –31 Mart ve 23 Haziran bunun iki önemli etabıydı– diğer yerlerden, yani eskide ısrar edenlerden kopuşlar daha da hızlanacaktır. Şu anda mesela yeni kurulacak olan partiye yönelik bir merak var, ama bu merak çok açık bir ilgi ve katılıma dönüşmüyor — zaten katılacak yer de yok. Ortada henüz kendini deklare etmiş bir yapı da yok; ama belli bir aşamadan sonra bunun pekâlâ yürüyebileceği görülürse, buraya yeni katılımlar olacaktır — burada sadece AKP’den kopacak partileri kastetmiyorum, aynı zamanda kutuplaşma dilinden uzaklaşan ve demokrasiyi, çoğulculuğu güçlü bir şekilde öne çıkaran oluşumlara yönelik ilginin giderek artacağı kanısındayım. 
Bunun sonucunda aslında benim gördüğüm, önümüzdeki yepyeni Türkiye’de ağır basacak olan yönün pozitif olarak çoğulcu demokrasi, temel hak ve özgürlüklerin tekrar güçlendirilmesi ve hukuk devletinin yeniden inşası fikrinin tekrardan güçlü bir şekilde öne çıkacağı kanısındayım. Tabii ki bunun baltalamak isteyen çok kişi olacaktır; ancak şu anda moral üstünlük bu yönde. Bu yön eğer kendine gerçekten bunu ustalıkla taşıyabilecek aktörler ve yapılar inşa ederse, var olan yapıları buna dönüştürürse ve var olan bazı aktörler bu yepyeni Türkiye’nin yeni haline uyum sağlayabilirlerse, önlerinin açık olduğu kanısındayım. Artık Türkiye’de bir devir tam anlamıyla kapanmak üzere. Normal şartlarda gerçekten güzel olması, daha iyi olması, hatta çok iyi olması çok mümkün; ama burada tekrar söylediğim gibi siyasî aktörlerin ve siyasî yapıların ve bunları besleyecek olan sivil toplum kuruluşlarının mahareti önemli olacak. Herkesin kolayına tabii ki kavgacı siyaset geliyor; ama kavgacı siyasetten uzaklaşıldığı zaman ne kadar başarılı olunacağını Ekrem İmamoğlu tek başına gösterdi İstanbul’da. Bu örneğin peşinden gittiği müddetçe siyasetçiler ve siyasî partiler, gerçekten Türkiye’yi demokratik bir ülke olarak yeniden inşa edebilirler. 
Bir devir kapanıyor ve bu devir kapanırken de iktidarını kaybetmek istemeyecek olanların bir direnişi yaşanacak. İşte burada en sihirli formüle ihtiyaç olacak olan husus bu. İktidarı kaybedecek olanların bu kaybı kabullenmesini sağlayabilecek bir dili de inşa etmesi lâzım yeni aktörlerin. İntikamcı, rövanşist, devr-i sâbık yaratma tutumlarıyla yapılacak olan bir yeniden inşa hareketi, hiç de kolay olmayacaktır, çok zor olacaktır; çünkü inşa edilmesi gereken, yeniden inşa edilmesi gereken çok şey var ve yeniden inşaya talip olacakların elindeki imkânlar kısıtlı ve bu inşaya direnmek isteyecek olanların elinde hâlâ çok güçlü imkânlar var. Dolayısıyla eğer gerçekçi stratejiler izlenirse, bu olayın çok da sorun olmadan, çok da yeni faturalara yol açmadan halledilebilecek bir mesele olduğu kanısındayım. Bu konuyu çok konuşacağız, çünkü Türkiye yepyeni bir sürece girdi. Önümüzdeki dönem hep bunu konuşacağız; gerek yeni partiler üzerinden gerek var olan partiler üzerinden bunları konuşacağız; ama konuştuğumuz şeylerde artık iyimserliğin giderek daha fazla öne çıktığını görüyoruz — ki bu da özellikle 31 Mart öncesinde ve hatta yine 23 Haziran öncesinde kötümserlik üzerinden siyaset yapmaya kalkanların ne kadar isabetsiz olduğunu bize bir kere daha gösteriyor. 
Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler. 




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
11.10.2019 Bekir Ağırdır ile söyleşi: 23 Haziran sonrası ittifaklar, yeni partiler ve Suriye operasyonu
10.10.2019 “Türkiye İttifakı” kuruldu!
09.10.2019 Suriye’ye harekat Erdoğan’ın krizini çözer mi?
08.10.2019 Donald Trump’ın ipi
04.10.2019 İktidar ve yanlılarının Ekrem İmamoğlu’na yaptığı iyilikler
03.10.2019 KHK olayı: Kim kimi affedecek?
02.10.2019 İktidarın yüzde 50 artı bir oy paniği
01.10.2019 Erdoğan’ın alternatifi kim olabilir?
26.09.2019 Erdoğan filmi başa sarabilir mi?
25.09.2019 İYİ Parti’nin seçimi
11.10.2019 Bekir Ağırdır ile söyleşi: 23 Haziran sonrası ittifaklar, yeni partiler ve Suriye operasyonu
01.10.2019 Turkey: Who can be the alternative to Erdoğan?
12.09.2019 Turquie: Quel renouvellement pour le CHP?
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı