Yine İran, hep İran
28.12.2006 Vatan
Donald Rumsfeld, Savunma Bakanlığını bırakmadan kısa süre önce hazırladığı ve New York Times tarafından ele geçirilen raporda Amerikan ordusunun Irak’taki üç ana hedefini şöyle sıralamıştı: El Kaide, ölüm mangaları ve ülkedeki İranlılar.
Nitekim geçen hafta Irak’ta bir ilk yaşandı ve Amerikan askerleri ikisi diplomat beş İranlıyı tutukladı. Üçü kısa sürede serbest bırakılan İranlıların, Iraklı sivillere, güvenlik güçlerine ve Koalisyon askerlerine saldırı hazırlığı içinde olduklarını ileri sürdüler.
İranlıların Irak’ta cirit attığı, başta Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi (IİDYK, İngilizce kısaltması SCIRI) olmak üzere tüm Şii gruplarıyla işbirliği yaptığı biliniyordu. Zaten İranlıların ikisi, Bağdat’ta IİDYK lideri Ayetullah Abdülaziz el Hekim’e ait bir yerleşkede, sekiz Iraklıyla birlikte yakalandılar. İlginçtir, Hekim üç hafta önce Başkan Bush tarafından Beyaz Saray’da ağırlanmıştı. IİDYK içinden Hekim’e rakip unsurların Amerikalılara bilgi sızdırdığı söyleniyor.
Amerikalıların zamanlaması çok anlamlı çünkü:
1) Tam da Irak’ta siyasi kriz sürüyordu. IİDYK, Washington’un istediği şekilde Nuri el Maliki hükümetine destek vermeye yanaşmıyordu;
2) İran Dışişleri Bakanı Bağdat’a, Talabani de Tahran’a gitmişti. İki ülke ilişkilerini daha da geliştirme yolunda güçlü irade beyanında bulunmuştu;
3) Irak Çalışma Grubu (IÇG) ABD’nin İran ve Suriye ile doğrudan ilişki kurmasını en temel öneri olarak dile getirmişti.
4) Başkan Bush, bu öneriye sıcak bakmamıştı ve yeni Irak stratejisi üzerine çalışıyordu.
İran’ın diğer yüzü
Kim ne derse desin şu an Ortadoğu’nun en kilit ülkesi İran. Çünkü Tahran, Filistin ve Lübnan’da doğrudan taraf. İsrail’e açıktan meydan okuyor, “Şii canlanışı”nın öncülüğünü yapıyor, yeni savunma stratejileri geliştiriyor (örneğin Genelkurmay İkinci Başkanı Org. Ergin Saygun’un İsrail temaslarında ana gündem maddesinin Şahap füzeleri başta olmak üzere İran olduğu söyleniyor) ve tabii ki nükleer programıyla ürkütüyor. Ve tüm bunları, fiyatları alabildiğine artmış olan petrol ve doğal gaz üretimiyle finanse ediyor.
Johns Hopkins Üniversitesi’nden Roger Stern ise, ABD Ulusal Bilimler Akademisi tarafından yayınlanan analizinde farklı şeyler söylüyor. Ona göre İran’da petrol sanayi, o kadar kötü durumda ki 2015 yılında silinip gidebilir. Üstelik iç enerji talebi sürekli artıyor ve devlet bunu sübvanse ederek ciddi gelir kaybına uğruyor. Vardığı sonuç çok basit: İranlıların gerçekten nükleer enerjiye ihtiyaçları var.
Ekonomi coğrafyası uzmanı olan Stern 2004 İran bütçesinin yüzde 65’ini petrol gelirlerinin oluşturduğunu hatırlatıyor ve ülkenin OPEC kotasının 300 bin varil altında, günde 3.7 milyon varil petrol ürettiğini vurguluyor. Bunun anlamı yılda 5.5 milyar dolarlık bir kayıp. “Eğer rafinerilerdeki sızıntıları denetim altına alamazlarsa bu kayıp yılda 10-11 milyar dolara kadar çıkabilir” diyen Stern sözlerini şöyle bağlıyor: “İranlılar kendilerine, başkalarının yapamayacağı kadar kötülük ediyorlar.”
BM Güvenlik Konseyi İran’la ilgili ilk yaptırım kararını aldı. Bunların uygulanma, uygulansalar bile etkili olma şansları çok düşük. Geriye askeri seçenek mi kalıyor? Yani ABD veya İsrail ya da ikisi birden İran’a saldırır mı? Saldırırsa ne olur?
Sözü Roger Stern’e bırakalım: “İran’ı birleştirecek tek şey onu bombalamak olur.
|