“Bize güvenin, gerisini merak etmeyin”

03.07.2013 Vatan

Yıllardır çözülemeyen, her geçen gün daha da karmaşıklaşan ve tartışmasız Türkiye’nin en önemli sorunu olan Kürt sorununu ve buna bağlı olarak PKK sorununu çözmek kuşkusuz kolay bir iş değildir. Çözümü isteyen kadar istemeyen güçler olduğu ve bunlar da ellerinden gelen her türlü engellemeyi devreye soktukları için çözüm yanlıları ve sürecin aktörlerinin son derece dikkatli, serinkanlı ve özenli davranmaları şart. Nihayet, sürecin temel aktörlerinin birbirlerine karşı güvenlerinin çözümün selameti için bir zorunluluk olduğu da ortada.
Ama güven yok. Belki “hiç yok” demek doğru olmayabilir, ama varolanın da hayli kırılgan olduğu aşikâr. Aslında güven eksikliği şaşırtıcı değil çünkü yıllardır süren, karşılıklı nice kayıplara, travmalara yol açmış bir çatışma söz konusu. Geri çekilmeyle ilgili çelişkili açıklamalar da bunun en son kanıtı: Bir yanda çekilmenin büyük ölçüde tamamlandığını söyleyen PKK sözcüleri, diğer yanda PKK güçlerinin en fazla yüzde 15’inin çekilmiş olduğunu vurgulayan Başbakan Erdoğan.

“Güven artırıcı önlemler”

Dolayısıyla değişik ortamlarda değişik kişilerce dile getirilen “güven artırıcı önlemler”, sürecin selameti açısından hayati. Bu noktada devlet ve Kürt siyasi hareketinin dışında kalan, her iki tarafın da belli ölçülerde güven duyduğu kişi ve kurumlara ihtiyaç olacaktır. Örneğin PKK güçlerinin geri çekilmesi konusunu yeniden ele alalım: Eğer başlangıçta geri çekilmeyi izleyecek sivil bazı oluşumlar gündeme getirilmiş olsaydı bugün “yüzde 15 mi, yüzde 85 mi?” tartışması yapılmaz, bu komisyon bize gerçek oranı söylerdi. Böyle bir komisyonun varlığı, PKK kanadının muhtemel gecik(tir)melerinin önünü alacağı gibi, onların en çok ürktüğü güvenlik güçlerinin çekilenlere müdahalesi ihtimalini de en aza indirgerdi.
Ama böyle bir yapılanmaya gidilmedi. Üstelik tam da böylesi bir misyonu üstlenebilecek insanların “Akil insanlar heyeti” adı altında toplanmış olmasına rağmen. Hükümetin akillere sadece kamuoyu oluşturma, daha doğrusu kamuoyunu çözüm sürecinin ilerki aşamalarına hazırlama gibi sınırlı bir misyon biçmiş; onlardan devlet ile Kürt siyasi hareketi arasındaki güvensizliğin giderilmesi, sorunların aşılmasında yararlanma yoluna gitmemiş olması tam bir kayıptır.

Bir taşla iki kuş

Sonunda geriye kala kala, başlığa çıkarttığım “Bize güvenin, gerisini merak etmeyin” sözü kalıyor. Gerçekten bunun, hükümetin çözüm sürecinde izlediği stratejinin ana sloganı olduğunu söylenebiliriz. Üstelik hükümet bu sözle sadece Kürt değil Türk kamuoyunu da ikna etmeyi, en azından sabırla beklemeye razı etmeyi hesaplıyor. Aslında bu stratejinin Türk kamuoyu söz konusu olduğunda büyük ölçüde başarılı olduğu söylenebilir. Hatırlanacaktır, çözüm sürecinin startının verildiği ilk günlerde, BDP milletvekilleri İmralı, Kandil ve Ankara arasında mekik dokurken; Öcalan ve PKK yöneticileri peşpeşe açıklamalar yaparken “Yoksa Öcalan serbest mi bırakılacak?”, “Yoksa genel af mı çıkacak?”, “Yoksa Kürtlere özerklik mi verilecek?” türünden sorularla kendini gösteren kaygıların çoğu, hükümete, daha doğrusu Başbakan Erdoğan’a yönelik güven nedeniyle ciddi krizlere dönüşmedi.
“Başbakan’ın nasılsa bir bildiği vardır” diyenlerin hatırı sayılır bir bölümünün, Erdoğan’ın konjonktürel nedenlerle Öcalan ve PKK’yı oyaladığına inandığını ileri sürebiliriz. İşte tam da bu nedenle, yani oyalanıp kandırılma ihtimali yüzünden Kürt siyasi hareketinin ve ona destek veren Kürtlerin hükümete kayıtsız şartsız güvenmediklerine tanık olduk. Bu temkinli tutum, hükümetin “ikinci aşama” denilen demokratikleşme adımlarını geciktirmesiyle daha da güçlendi; Lice olayları ile Diyarbakır ve Mersin’deki BDP gösterilerinde yaşanan gerilimle perçinlendi.
Peki bu güven krizi aşılabilir mi? Çok kolay değil ama mümkün. Lice olaylarının hemen ardından kaleme aldığım bir analizde de (Lice olayları üzerine birkaç hızlı not) belirttiğim gibi, öncelikle, şu anda tıkanmış gibi görünen sürecin selameti bakımından, bundan sonra yaşanabilecek olumsuz gelişmelere daha hızlı müdahale edilebilmesi için Abdullah Öcalan’ın sürece daha aktif katılımını mümkün kılacak mekanizmaların oluşturulmasını gündeme almak gerekiyor.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
20.02.2020 Erdoğan-Gülen savaşının asıl öyküsü
18.02.2020 Siyasal İslam neden ve nasıl çöktü?
17.02.2020 Olmamış, olacağı da meçhul bir darbenin mağduriyet kuyruğu
16.02.2020 Ankara Moskova’dan, Erdoğan Putin’den uzaklaşabilir mi?
15.02.2020 Sekizinci yılında MİT krizinin gösterdikleri
14.02.2020 Haftaya Bakış (1): Bahçeli’nin savaş çağrısı & FETÖ’nün siyasi ayağı
13.02.2020 İktidarın, “FETÖ’nün siyasi ayağıyla mücadele” bahanesiyle CHP’yi etkisizleştirme kampanyası
11.02.2020 Bahçeli’nin savaş çağrısı karşılık bulur mu?
10.02.2020 Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ile özel yayın
10.02.2020 Erdoğan, Başbuğ’un yol açtığı krizi çözebilecek mi?
20.02.2020 Erdoğan-Gülen savaşının asıl öyküsü
06.02.2020 La situation de la Turquie : l’autoritarisme sans autorité
10.01.2020 “Native and national journalism” in Turkey
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı