CHP’de ihraçlar duracağa benzemiyor

18.06.2026 medyascope.tv

18 Haziran 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Bugün aslında CHP dışında bir şeyler konuşmayı düşünüyordum. Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın halefi meselesi ama dün CHP MYK'sı, atanmış CHP’nin MYK’sının aldığı kararlar nedeniyle onu şimdilik erteledim. Nasıl olsa o konu hep bir şekilde gündemde olacak. Sıcağı sıcağına dün yapılan açıklama üzerine bir şeyler söylemek istiyorum. Açıklama derken aslında atanmış CHP'nin sözcüsü Müslim Sarı MYK'da alınan kararları anlattı ve buna göre ne oldu? CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ile birlikte 5 kişi ihraç talebiyle tedbirli olarak disipline sevk edildi. Daha önce 9 milletvekili aynı şekildeydi. İçlerinde iki tane de grup başkanvekili vardı. Ve sonra onların hatta üyeliklerinin de savunmaları alınmadan düşürüldüğünü öğrendik. 5 kişi disipline sevk ediliyor, 3 il yönetimi feshediliyor. Ayrıca 5 il başkanlığı için atama yapılıyor. Ve bir de CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Asu Kaya görevden alınıyor ve yerini adını daha önce hiç duymadığım Ayten Gülsever alıyor. Bunu Müslim Sarı gayet sakin bir şekilde, çok kibar bir şekilde anlattı. Sosyal medyada canlı yayını izledim, X'ten izledim. Cumhuriyet Halk Partisi'nin resmî hesabından yapıldı.
Açıkçası ben izlemeye başladığımda 1000 kişiyi bile bulmamıştı izleyen sayısı. Sonra da çok da fazla artmadığını gördüm. Bu kadar önemli bir açıklama bu kadar az ilgi görüyor. Bunu bir yere bir not etmek lazım. Benim en azından dikkatimi çekti. İkincisi, Müslim Sarı çok kibar, tane tane konuşuyor ve tabii orada insanın aklına şeyler geliyor, polisiyeler geliyor, ki birazdan polisiye konusuna gireceğiz. Hani kibar şeyler vardır ya, ‘‘arkadaşımız, arkadaşımız’’ diye partiden attıkları isimleri, görevden aldıkları isimleri anlattı Müslim Sarı ve sorular üzerine bunun devamının pekâlâ gelebileceğini söyledi ve sürecek. Bir kıyım söz konusu. Devlet tarafından atanan yeni CHP yönetimi kendilerine değişik gerekçelerle... Burada ne dediler? ‘‘Mutlak butlan davasında adı geçenler’’ diye disipline sevk ettiler. Bir de adı geçmemekle birlikte bazı il başkanlarını görevden aldılar. Bunu daha önceden duyurmuşlardı aslında. Üç büyükşehrin il başkanının görevden alınacağı duyurulmuştu. Şimdi sayı giderek arttı. Birbirinden farklı iller var. Erzurum, Bursa, Bitlis; bunlar disipline sevk ediliyor. Ayrıca Gaziantep, Adana, Ankara, Malatya, İzmir de görevden alınıyor. Yerlerine atama yapılıyor. Hatta, şimdi unuttum hangi ildi, bir tanesine henüz atama da yapılmamış ama görevden alma yapılmış.
Niye bu yapılıyor? Şimdi normal olarak baktığımız zaman bu, Özgür Özel ve arkadaşlarının artık CHP'de kalmamalarını teşvik için diye görülebilir. Hani ‘‘biz bunları atıyoruz, siz de çekin gidin’’ gibi olabilir. Tabii dün ilginç bir olay vardı; delegelerden toplanan olağanüstü kurultay imzaları CHP Genel Merkezi’ne verildi Murat Emir tarafından. O da soruldu. "Bunları inceleyeceğiz. Gereken cevabı vereceğiz." dedi Müslim Sarı. Ama öte yandan da olağan kurultay süreci için bir komisyon kurulduğunu söyledi. Yani bir şekilde bu başvuruları yok sayacaklar. Burada da o klasik tedbir kararı var. Onun için "olağanüstü kurultay yapılmaz" diyecekler. Dün bu konuşmada en dikkatimi çeken kelime aslında ‘‘rövanşizm’’. Müslim Sarı dedi ki: ‘‘Bütün bu adımları biz rövanşist bir duyguyla yapmıyoruz.’’ dedi. Yani şimdi bu rövanşizm değilse nedir rövanşizm? Rövanşizm nedir? İntikam. Yani bir şeyi kaybediyorsunuz, maçta mesela rövanşı almak, kaybettiğiniz maçı kazanmaktır. Şimdi burada bu kaybedilmiş bir kurultay, hatta birkaç kurultay söz konusu. Bunun rövanşını alıyorlar. Bu çok açık. Ve bu rövanşı alırken de yeni bir kurultayla almıyorlar. Yani ne oluyor? Maçı birisi kazanıyor ve ondan sonra federasyon... Hakem de değil. Çünkü o sırada YSK temsilcileri şunlar bunlar var. Hepsinin onayından geçiyor. Ama sonra federasyon bir şekilde kazananı hükmen mağlup ilan ediyor ve böylece kaybedeni tekrar partinin başına geçiriyor. Böyle bir olay yaşıyoruz ve bunun adına rövanşizm demememiz isteniyor ama bal gibi rövanşizm.
Peki niye yapıyorlar? Ben ısrarla şunu söyleyeceğim: Kılıçdaroğlu ve ekibinin, Özgür Özel ve arkadaşlarının bir an önce CHP'yi terk etmesini istediğini düşünmüyorum. Çünkü onların elinde en büyük malzeme o. İktidardan aldıkları desteğin sürebilmesi için orada bir CHP içi mücadele, kavga, çekişme olayının yaşanıyor olması lazım. Ayrılanlar ayrıldıktan sonra bu kalmayacak. Artık atanmış CHP, sadece CHP adıyla onlar kalacak ve onlara da çok da fazla bir ilgi olmayacak. İktidar medyası sahip çıkabilir, şu olur, bu olur ama toplumsal anlamda şu anda bir karşılıkları gözükmüyor. Peki niye yapıyorlar? Çünkü bir şey yapmaları gerekiyor. Adım atmaları, bir şeyler yapmaları gerekiyor. Siyaset üretmedikleri için, üretmeye de pek niyetleri yok anladığım kadarıyla, bu rövanşist şeylerle güç gösterisi yapıyorlar ve muhtemelen parti içerisindeki bazı örgüt yöneticilerinin, belediye başkanlarının, milletvekillerinin kendilerine yanaşmasını umuyorlar. Başarılı olurlar mı? Açıkçası çok emin değilim. Ama yapabilecekleri başka bir şey olmadığı için bu rövanşist çizgiyi sürdürdükleri kanısındayım. Devam edeceği açık.
Herhâlde haftada bir MYK toplanıp yine birtakım kelleler uçurulacak. Öyle gözüküyor. Sıra Özgür Özel'e gelir mi bilemiyorum, sıra tutuklu belediye başkanlarına gelir mi bilemiyorum ama bu tempoyla giderlerse, ki bir önceki toplantıda iki belediye başkanını da sevk etmişlerdi biliyorsunuz mutlak butlan davasıyla ilgisi olmayan, böyle giderse CHP'de bu tasfiyeler, ihraçlar ve dolayısıyla kıyım süreceğe benziyor. Sürünce karşı taraf, Özgür Özel ve arkadaşları pes eder mi? Etmeyecekleri ortada. Önceki gün Özgür Özel'le konuştuğumuzda son ana kadar partide kalmak istediklerini söyledi. Kurultay ama tek şartları olağanüstü kurultaydı. Şimdi ortada 20 Temmuz diye bir tarih var. Yargıtay kararı beklentisi var. Ama gördüğüm kadarıyla bir haftada MYK kararı ve yeni ihraçlar da yaşanırsa Özgür Özel'in arkadaşlarını CHP'de tutmaya gücü yetmeyebilir ve sonuçta o ayrışma artık kaçınılmaz olabilir ve sonunda bu ayrışmanın en büyük kaybedeninin de Kılıçdaroğlu ve diğer atanmış CHP olacağını tekrar ısrarla vurgulamak istiyorum.
CHP meselesini kapatmadan bir not düşmek istiyorum. Çok canımı sıkan bir şey. Dün sosyal medyada birisi bir şey paylaştı. Biliyorsunuz önceki gün arkadaşım Özgecan Özgenç'le CHP Genel Merkezi’ne gittik. Asansör beklerken fotoğrafımızı çekmişler, benim fotoğrafımı çekmişler. "Yeni reklam sözleşmesi için CHP Genel Merkezi’ne geldi. Dün dündür, bugün bugündür." ve hatta beni de etiketlemiş Mustafa Yavuz denen kişi. Kimdir, nedir bilmiyorum. Tanımak istediğim birisi olmadığı da kesin. Ne demiş, tekrar gösterirse arkadaşlar; ‘‘yeni reklam sözleşmesi...’’ Hani bizim bir reklam sözleşmemiz varmış CHP ile Medyascope olarak, yönetim değişince tekrar reklam sözleşmesi yapmaya gitmişiz. Yani yalanın kuyruklusu diyeceğim. Bunu Ali Haydar Fırat'a ilettim dün. Kendisi bir açıklama yaptı. Ali Haydar'ı gördük orada, CHP'de. Yıllardır tanıdığım bir isim CHP’den. Kendisi de iletişimcidir biliyorsunuz. O da bunun asla kabul edilemez olduğunu söyledi; ‘‘Gizlice genel merkezimize girmiş gibi gösterilmesi asla kabul edilemez.’’ dedi. Yani gizlice CHP genel merkezine girmek diye bir şey, reklam almak, reklam sözleşmesi yapmak diye bir şey... Ve anladığım kadarıyla bunu yapan kişi Kılıçdaroğlu destekçisi. Nitekim bunu Kılıçdaroğlu'nun sosyal medyadaki destekçisi olan birtakım hesaplar da paylaşmış. Ben bunları takip etmiyorum ama bizim Ali Deniz biliyor böyle şeyleri. Zaten o beni haberdar etti. Yoksa haberim de olmayacaktı.
Bunlar ayıp şeyler. Benim Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi’ne gitmem kadar doğal bir şey olamaz. Orada herkesle görüşürüm kabul ederlerse. Gazetecilik böyle bir şeydir. Ama bunu bir şeymiş gibi... Yapan var mıdır, yok mudur bilmiyorum. Reklam sözleşmesi yapanlar var mıdır, yok mudur bilmiyorum, onların kendi meselesidir. Ama biz böyle bir şeyi yapmadık, yapmayacağız. Hiçbir partiyle böyle bir ilişkimiz olamaz. Gazetecilik esas olarak mesafedir. Ama şunu biliyorum ki — isimlerini vermeyeyim şimdi reklama girer — birtakım gazetecilik hayatımda tanıdığım, açık söyleyeyim tanıdığım, ‘‘ilk beş’’ diye sıralamamı isteyeceğiniz en berbat bu mesleğin utanç isimlerinden bazılarının şu anda atanmış CHP'nin etrafında dolandıklarını da görüyorum. Onu da zaman içerisinde göreceksiniz.
Neyse... Polisiye dedik. Polisiye ile gidelim. Ahmet Ümit'le gidelim. Arkadaşım Ahmet Ümit. Evet, çok güzel bir fotoğraf bu. Ahmet, Türkiye'de şu anda yaşayan en büyük polisiye yazarı. Yaşayan diyorum çünkü kusura bakmasın Ahmet ama benim için Celil, daha önce bir yayını ithaf etmiştim, Celil Oker'in yeri apayrıdır. Ama Ahmet de benim ilk yazdığı kitaptan itibaren neredeyse tümünü okuduğum, severek okuduğum polisiyeci ve bu kitap işte ‘‘Kar Kokusu’’, en çok sevdiğim ilk kitaplarından birisi. İlk romanı ‘‘Sis ve Gece’’ydi. Ama ben ‘‘Kar Kokusu’’nu çok sevdim. Çünkü politik bir roman. Ahmet kendi hayatından hareketle yazmış belli ki. Ne oluyor? Moskova'da bir parti okulu gibi bir yerde değişik ülkelerden gelen insanların yaşadığı bir mekandaki bir cinayet olayı. Ahmet de eski Türkiye Komünist Partili birisi. Yılları siyasi harekette geçmiş. Ayrı fraksiyonlardan olsak da benzer şeyler yaşamışız Ahmet'le. Benden 2 yaş büyük. O da belli bir tarihte, galiba 85'te gidiyor orada eğitim görmeye. Ondan sonra 85-86 ama bir yerden sonra siyaseti bırakıp yazmaya başlıyor. Polisiye yazıyor. ‘‘Başkomiser Nevzat’’ zaten onun en öne çıkan karakterlerinden birisi.
Ama şöyle şeyler yapıyor; mesela ‘‘Patasana’’ vardı, başka birçok kitabı var, oralarda değişik konuları ele alıyor. Bayağı tarih vesaire değişik uygarlıklar, değişik kültürleri ele alıyor. Bir tanesinde yanılmıyorsam Hristiyan mistisizmi vardı, bunlarda çalışıyor, bayağı araştırıyor ve ondan sonra kitaplarında, romanlarında, sadece roman yazmıyor, öyküleri de var ama esas olarak romanlarında bunları anlatıyor. Birkaç kez Ahmet'i Medyascope'ta da konuk ettik. Çok güzeldi. Bu, son kitabı ‘‘Yırtıcı Kuşlar Zamanı’’ üzerine yaptığımız sohbetti. Ve şimdi de ne oluyor? Netflix'te — evet setten çekiyor bu fotoğrafları, sürekli paylaşıyor — bir dizi: ‘‘İstanbul Hatırası’’. Aslında Ahmet'in bazı öyküleri ve kitapları diziye uyarlanmıştı. Sinemaya uyarlanan da var film olarak. Şimdi yeni bir dizi, ‘‘İstanbul Hatırası’’. Onun heyecanını yaşıyor. Biz de o heyecanını paylaşıyoruz ve merakla bekliyorum açıkçası. Ahmet'e buradan kocaman bir selam. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
21.06.2026 Özgür Özel'in sokakta, çarşıda, pazarda ne işi var?
20.06.2026 Kılıçdaroğlu tabii ki pişman değil
19.06.2026 Erdoğan'ın halefinin kim olacağını tartışmak ne kadar anlamlı?
18.06.2026 CHP’de ihraçlar duracağa benzemiyor
16.06.2026 Yeni parti için geri sayım başladı
15.06.2026 Hafta Başı (86): Savaş sonunda bitti mi? | CHP hep gündemde
15.06.2026 Kürt hareketiyle sosyalist sol arasında makas açılıyor
14.06.2026 Kimler tarihin doğru tarafında duruyor: CHP Lüleburgaz mitinginden izlenimler
13.06.2026 “Baba ocağı” diye diye…
12.06.2026 Yeni "yerli ve milli" muhalefet partisi olma yolundaki CHP
21.06.2026 Özgür Özel'in sokakta, çarşıda, pazarda ne işi var?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı