Hem Hz. Ali’yi, hem Alevileri “oldukları gibi” sevebilmek

19.07.2013 Vatan

27 Mart 1994 yerel seçimlerinde Refah Partisi’nin (RP) İstanbul (Recep Tayyip Erdoğan) ve Ankara’da (Melih Gökçek) büyükşehirler başta olmak üzere çok sayıda belediye başkanlığını kazanması Türkiye için tam bir dönüm noktası olmuştu. Öyle ki 27 Mart gecesinden itibaren büyük bir panik başladı ve RP’li belediyelerin yaşam tarzlarına müdahale edeceği kaygısı taşıyan bazı topluluklar, çoğunlukla faks üzerinden “dayanışma ve direniş ağları” örgütlemeye koyuldular. Bunların arasında bir yıl önceki Sivas katliamının acısını hâlâ taşımakta olan Aleviler de bulunuyordu. Bir süre sonra zabıtalar Üsküdar’daki Karacaahmet Dergahı’nda başlatılan inşaatı kaçak olduğu gerekçesiyle yıkmaya kalkınca Aleviler kaygılarında haklı çıktıklarını düşündüler. Halbuki Erdoğan zabıta müdahalesinin böylesi bir siyasi sonuca yol açacağını düşünmemişti. Ortaya çıkan tepkiler üzerine olayı soğutmaya çalıştı ve Alevilere zeytin dalı uzatmak için o meşhur sözü söyledi: “Alevilik Hz. Ali’yi sevmekse ben de Aleviyim!”
O tarihlerde Milliyet’te çalışıyordum. Rahmetli Hikmet Bila’nın isteği üzerine, 1995 Temmuz ayının başlarında, fotoğraflarını Manuel Çıtak’ın çektiği “Alevi hareketi” başlıklı bir yazı dizisi hazırladım. Görüştüğüm birbirinden farklı Alevi aydın ve önderine Erdoğan’ın sözlerini de sordum ve ezici bir çoğunluğunun bu sözden hoşlanmadığını, hatta rahatsız olduğunu gördüm. Bu gözlemlerden de hareketle “Alevilik Hz. Ali’yi sevmekse ben de Aleviyim!” sözünün “Alevi kimliğini inkarın en veciz ifadesi” olduğunu yazdım. Erdoğan da Yeni Şafak Gazetesi’ne yaptığı açıklamada beni “kötü niyetli” olmakla suçladı.

4X4 farkı

O günden bu yana çok şey değişti ancak yaklaşık 10 yılı aşkın süredir başbakanlık yapan Erdoğan’ın Aleviliğe bakışı değişmedi. Tek bir farkla: O sözün son bölümü “4X4 Aleviyim” oldu.
Erdoğan’ın bu sözde ısrar etmesinin esas nedeni, tepki, eleştiri ve uyarılara aldırmayıp, bunun gerçekten Alevilerin hoşuna gittiğini düşünüyor olması gerek. Halbuki bu sefer de birbirinden farklı Alevi şahsiyet, vakit geçirmeden bu sözden duydukları memnuniyetsizliği dile getirdiler. Erdoğan’a soğuk bakmayan bazı Alevilere sorduğumda da “Maalesef Başbakan hâlâ Aleviliği anlamıyor” cevabını aldım.
Erdoğan’ın o sözüne ilk tepki genellikle “Alevilik tabii ki Hz. Ali’yi sevmekten ibaret değil” oluyor. Ancak o sözün en temel problemi Aleviliğin ne olduğunu dışardan tanımlama iddiasına sahip olması. Halbuki hükümetin düzenlediği Alevi çalıştaylarının nihai raporunda da amacın “Aleviler kendilerini nasıl algılıyorsa o doğrultuda geçerli olabilecek yeni bir tanınma biçimini hayata geçirmek” olduğu belirtilmiş durumda. Yani Aleviliğin ne olup ne olmadığını belirlemek Alevilerin işidir.

Yeniden Alevi açılımı

Bu noktada Alevilerin kendi aralarında bir görüş birliğine sahip olmaması gerçeği karşımıza çıkıyor. Evet, Aleviler arasında Aleviliğe birbirine taban tabana zıt anlamlar yükleyenler var, ancak Alevi olmayanların bu durumdan istifade ederek Aleviliğin ne olduğunu belirlemeye kalkmaları da doğru değil. Özellikle siyasi iktidarın Aleviler arasındaki yorum farklılıklarında tarafsız kalması, Sünniliğe yakın gördüğü bazı yorumları kayırmaktan vazgeçmesi şart.
Hükümetin yarım kalan Alevi açılımını yeniden başlatmak istediğini biliyoruz ki bu iyi bir haber. Ancak açılıma elverişli bir zeminin oluşması için siyasi iktidarın Alevi kimliğini tanımlama yerine, Alevilerin talep ve beklentilerini yerine getirmeye çalışması gerekior. Bu bağlamda hükümet, üçüncü köprüye Yavuz Sultan Selim adının verilmesine Alevilerin itirazlarını ciddiye almalı.
Başbakan’ın da, Aleviliği Hz. Ali sevgisiyle sınırlama ısrarından vazgeçmesi, Aleviliğe saygı duyduğunu, Alevileri “oldukları gibi” sevdiğini, onların inandıkları gibi yaşamaları için elinden geleni yapacağını söylemesi gerekiyor. 



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
02.06.2021 Erdoğan karşıtlığı doğru mu?
02.06.2021 Kayıp 128 milyar dolardan 10 bin dolar aylığa cevaplanmayan sorular
30.05.2021 Sedat Peker videolarından sonra Türkiye: Ruşen Çakır ve Ahmet Şık
27.05.2021 Erdoğan, Akşener’den neden korkuyor?
26.05.2021 Erdoğan tercihini Soylu'dan yana yaptı: Sedat Peker şimdi ne yapacak?
23.05.2021 Sedat Peker’in yedinci videosu: Uyuyan dev uyandırılınca...
20.05.2021 Sedat Peker’in altıncı videosu: Kim pis kim temiz?
17.05.2021 Neden kapanmıştık, neden açılıyoruz?
15.05.2021 Türkiye’de milliyetçilik ve muhafazakârlık: Ruşen Çakır, Tanıl Bora ve Kemal Can tartışıyor
14.05.2021 Sedat Peker solcu mu oldu?
02.06.2021 Erdoğan karşıtlığı doğru mu?
15.03.2021 Turkey’s search for an antithetical foreign policy
27.01.2021 Ceux qui prennent leur distance avec le HDP
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı