Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu, Erdoğan’a rağmen sürece sahip çıkıyor

08.05.2026 medyascope.tv

8 Mayıs 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Devlet Bahçeli'nin salı günü grup toplantısına yaptığı konuşma bence çok önemliydi. Bir dönüm noktasına işaret ediyor olabilir. Devlet Bahçeli burada Öcalan'ın statüsü meselesini çok net bir şekilde vurguladı. Hatta kendince bir isim de önerdi ve ortada şöyle bir soru var: Acaba Erdoğan buna katılıyor mu katılmıyor mu? Ben 2 gün boyunca yani çarşamba ve perşembe günü yaptığım yayınlarda bu konuyu birbirinden farklı kişilere, uzman kişilere sordum. Çünkü şöyle bir kronoloji var: Önceki salı Devlet Bahçeli çözüm süreci konusuna neredeyse hiç değinmedi; buna karşılık çarşamba günü Erdoğan şaşırtıcı bir şekilde bu konuya çok geniş yer ayırmıştı grup toplantısında. Daha sonra perşembe günü akşam saatlerinde Devlet Bahçeli Külliye’ye gitti ve Erdoğan'la konuştu, buluştu. Esas gündemin ağırlıkla çözüm süreci olduğunu tahmin etmek hiç zor değildi ve salı günü Devlet Bahçeli bu konuşmayı yaptı.
Burada soru şu: Bahçeli, Erdoğan'dan perşembe günü destek alarak mı bu statü meselesini bu kadar somut bir şekilde dile getirdi, yoksa tam tersine ondan açık bir destek alamayınca bir anlamda bunu kamuoyuna yönelik mi söyledi? Yani arada çok ciddi bir fark var. Ben konuklarıma bunu sordum. Farklı cevaplar geldi. Ama mesela Vahap Coşkun dedi ki: "Asgari bir mutabakat olsa gerek." dedi. Tabii bunu bilmek çok fazla mümkün değil. Fakat salı günkü o konuşmanın bir yerinde yine aynı Devlet Bahçeli’nin hükümetin, yani kabinenin, Cumhur İttifakı'nın, bürokrasinin tüm unsurları bu süreçte aynı coşkuyla vesaire dahil olmalı anlamına gelecek bir cümlesi var. Demek ki ortada bir uyum sorunu var. Bahçeli bunu tanımlıyor ve buna dikkat çekiyor. Dolayısıyla burada Erdoğan'la uyum yerine uyumsuzluk da pekâlâ olabilir. Tabii ki iki kişinin arasında geçen görüşmeyi bilmediğimiz için bu konuda en fazla fikir yürütebiliriz.
Sonra ne oldu? Bahçeli'nin konuşmasından sonra, grup toplantıları öyle oluyor; ardından DEM Parti, ardından Cumhuriyet Halk Partisi yapıyor. DEM Parti, Bahçeli'nin bu sözlerine sahip çıktı, destekledi, alkışladı. Özgür Özel de benzer bir şekilde sürece dahil olduklarını tekrar vurguladı, pozitif mesajlar verdi. Ve dün Cumhurbaşkanı Adayı Ofisi hesabından sosyal medyada Ekrem İmamoğlu imzalı bir açıklama yayınlandı. Bu açıklamanın çok anlamlı olduğunu düşünüyorum. Ekrem İmamoğlu açık açık diyor ki: "Terörsüz Türkiye; tam demokrasinin ve kalkınma hamlesinin anahtarlarından biri, Terörsüz ve Demokratik Türkiye'dir." Şimdi ‘‘terözsüz Türkiye’’ lafı Cumhur İttifakı'nın lafı; Ekrem İmamoğlu bunu benimsiyor, bayağı sahip çıkıyor. Ve sürece karşı çıkanlara da milletin evlatlarının kanı üzerinden hesap yapanların Cumhuriyetin ilanından önce de var olduğunu hâlâ hem içeride hem dışarıda bulunduğunu söylüyor. Ve bu süreci Türkiye'nin düşmanlarının istemediğini söylüyor.
Bu önemli bir husus; çünkü bu sürecin bölgesel konjonktürle alakalı olup olmadığı çok ciddi bir tartışma konusu ve CHP'ye yakın birçok kişi bunun aslında tek amacının Erdoğan'ı seçtirmek olduğunu, bölgesel meselelerle ilişkisi olmadığını savunuyor ama Ekrem İmamoğlu'nun söylediğinden bunun bölgesel yönlerine önem verdiğini görüyoruz. ‘‘Türkiye'nin düşmanları bunu istemiyor’’ diyor, sahipleniyor. Ama sonra işte kritik nokta bu; ‘‘Sözler söyleniyor fakat hiçbir adım atılmıyor. Türkiye'nin geleceği, huzuru ve güvenliği artık bu durağan tavrı kaldıramıyor. ‘Beni seçerseniz süreci ilerletirim’ diyen anlayışla yol alınamaz. — Erdoğan'a tabii ki bu — Çözüm için daha kaç kere seçilmeniz gerekiyor? Türkiye'nin kaderi oturduğunuz koltuğun kaderine bağlanamaz! Milletimizin geleceğine şantaj yapılamaz. Türkiye'nin parlak geleceğinin karşısında durmaktan artık vazgeçin.’’ Doğrudan Erdoğan'a sesleniyor ve bu tutumun Türkiye'nin düşmanlarının işine yaradığını söylüyor.
Süreci önemseyen birisi olarak bu açıklamanın, gerek Özgür Özel'in ama esas olarak Ekrem İmamoğlu'nun açıklamasının çok kritik olduğunu düşünüyorum. Ve anladığım kadarıyla Özgür Özel ve özellikle Ekrem İmamoğlu, burada Erdoğan'ın hâlâ ayak dirediğini düşünüyor. Yani Bahçeli'nin konuşmasının Erdoğan'a rağmen yapılmış bir konuşma olduğunu herhalde değerlendiriyor, öyle görüyorum. Ama bundan emin olmak mümkün değil; dolayısıyla şu anda Erdoğan'ın üzerinde Bahçeli'nin, Öcalan'ın, Kürt hareketinin, DEM Parti'nin ve CHP'nin baskısı var. "Hadi artık adım at." adı böyle konuldu bunun; "adım atmak" ve gözler Erdoğan'da. Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel net bir şekilde şunu söylüyorlar: "Size rağmen, siz istemeseniz de biz bu süreci destekliyoruz. Ama siz bu sürecin gereğini yapmıyorsunuz." diyorlar. Bunu DEM Parti de söylüyor ama böyle açık açık Erdoğan'ı suçlayarak söyleyemiyor. Devlet Bahçeli de belki söylüyor ama o da açık açık Erdoğan'ı karşısına almıyor.
Burada Fransızların bir lafı vardır: "İ'nin üzerine noktaları koymak" diye. Bu noktaları koymak Ekrem İmamoğlu'na kalıyor ve diyor ki: "Tamam, bu süreci istemeyenler bir tarafa ama biz isteyenler olarak sizden adım atmanızı bekliyoruz. Bu olayı kendi seçiminize endekslemeyin." Neden böyle söyleniyor? Çünkü çoğu kişi şunda mutabık: Erdoğan, atacağı adımların kendisine oy kaybettirmesinden ve yeniden seçilmesini engellemesinden korkuyor. Böyle bir korku... Bu korkuda haklı olabilir, bilemiyoruz. Ama bu korku nedeniyle adım atmakta geciktiği zaman da o zaman Türkiye başladığı bir yerde hiçbir yere gidemiyor. Şimdi önümüzde çok net sorular var Devlet Bahçeli’nin dile getirdiği; Selahattin Demirtaş'ın tahliyesi ve diğerlerinin tabii ya da kayyumların iadesi...
Bunlar için yasal düzenleme gerekmiyor biliyorsunuz. Bunda hâlâ ısrarcılar; "bu sefer olacak" diyenler var, yine "Erdoğan bunu yapmayacak" diyenler var ama tabii ki daha sonraki kritik aşama, Meclis’te yasal düzenlemenin çıkması ve silah bırakacak olan örgüt üyelerinin Türkiye'ye dönmesi, yurt dışındaki sürgünlerin dönmesi ve tekrar siyasete katılması. İşte gözler Erdoğan'da. Erdoğan süreci bir şekilde ağır aksak da olsa yürütüp ama esas olarak en büyük rakibi olarak gördüğü CHP'nin kolunu kanadını kırmak istiyor ve CHP de hem kendini savunmaya çalışırken ya da bu saldırılara karşı koyarken aynı zamanda süreci de Erdoğan'ın tekelinden almaya çalışıyor ve bunu bence beceriyor. Şimdi top Erdoğan'da, hep ondaydı. Ama artık Erdoğan'ın bu olayın adını koyması gerekiyor; ya birtakım adımları atacak ya da bu iş iyice duracak. O zaman ne olacak? Kestirmek şu anda mümkün değil.
Bugünün ithafı bir müzisyene; 6 yıl önce 75 yaşında kaybettik: Timur Selçuk. Timur Selçuk, Münir Nurettin Selçuk'un oğlu; 5 yaşında piyano çalmaya başlamış ve hayatı müzikle geçmiş birisi. Hem müzik yaptı, şarkı söyledi; aynı zamanda orkestralar kurdu, film müzikleri, tiyatro oyun müzikleri yaptı. Mesela neyi yapmış? Şimdi hatırlıyorum; ‘‘Nereye Payidar’’ın, ‘‘Sakıncalı Piyade’’nin müziklerini hep o yapmış. Biz 70'li yıllarda çok dinledik Timur Selçuk'u. O zaman o da işte 40 yaşlarındaydı, daha genç ve dinamikti ve çok sevdiğimiz birisiydi. Tabii benim ona yönelik sevgimde aynı liseden mezun olmamızın da bir rolü olduğu bir gerçek; ama olmasa da yine çok severdim. Timur Selçuk gerçekten Türkiye'de bir döneme damgasını vurdu müzikleriyle, siyasi duruşuyla ve tevazusuyla. Hani müzik deyince akla ne geliyor, işte magazin haberleri falan; onu hiçbir zaman öyle yerlerde görmedik. O tür şeyler olmadan da bu işin yapılabileceğini gösteren, siyasi duruş sahibi olunabileceğini gösteren ama sanatına sonuna kadar sahip çıkan, onu sürekli ilerletmeye çalışan ve yeni müzisyenleri yetiştirmeye kendini adamış birisiydi. 6 yıl önce aramızdan ayrıldı. Timur Selçuk'u rahmetle ve sevgiyle anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
10.05.2026 Öcalan’a statü meselesi niçin son derece kritik?
09.05.2026 Burcu Köksal'ın AKP'ye katılacak olmasının düşündürdükleri
08.05.2026 Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu, Erdoğan’a rağmen sürece sahip çıkıyor
07.05.2026 İdris Baluken ile söyleşi: Somut adımlar atılacak mı? Süreç menzile varacak mı?
07.05.2026 Hayvan düşmanlığının siyasi boyutları
06.05.2026 Vahap Coşkun: “Öcalan’ın statüsü konusunda Erdoğan ile Bahçeli arasında asgari mutabakat olmalı”
06.05.2026 Burak Bilgehan Özpek: “Bahçeli kurucu devlet aklının sözcüsü olma iddiasında”
06.05.2026 “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörü” olarak Abdullah Öcalan
06.05.2026 Gürkan Çakıroğlu: “Türkiye’de öne çıkan ve Türkiye’yi öne çıkaran iki isim var: Bahçeli ile Öcalan”
05.05.2026 Hatem Ete ile söyleşi: AKP ve CHP oylarını nasıl artırabilirler?
10.05.2026 Öcalan’a statü meselesi niçin son derece kritik?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı