Transatlantik: Ali Babacan’ın partisi, Doğu Akdeniz krizi, Yemen İç Savaşı & S-400 krizi

10.07.2019 medyascope.tv

10 Temmuz 2019’da Gönül Tol ile medyascope.tv’de yaptığımız Transatlantik’i yayına Uğur Gümüşkaya hazırladı.

Ruşen Çakır: Merhaba iyi günler. “Transatlantik”i bu hafta sadece Gönül Tol ile yapıyoruz. Ömer Taşpınar’ın işleri nedeniyle katılması mümkün olmadı. Gönül, merhaba. 
Gönül Tol: Merhaba Ruşen.

En sıcak konu Doğu Akdeniz meselesi. Herkes sırayla Türkiye’yi kınıyor. En son Yunanistan kınadı — Fransa, Rusya, ABD, Mısır, İsrail de kınamışlardı bildiğim kadarıyla. Seninle daha önce konuştuk; Türkiye’nin tam anlamıyla iyice yalnızlaştığı bir dönem bu. Sen ilk konuştuğumuzda, “Türkiye bu konuda çok haklı; ama maalesef kendini ifade edemiyor. Yalnız başına kaldı” demiştin. Ne dersin?
Evet kesinlikle, Doğu Akdeniz’de olanlar aslında Türkiye’nin dış politikada attığı bütün sorunlu adımların sonucunun toplamı. Sadece Batı’nın değil, müttefiki olarak gördüğü ülkelerin de Türkiye’nin karşısında pozisyon aldığını görüyoruz. Söylediğim gibi, Türkiye’nin son hamlesinden – ikinci sondaj gemisini göndermesinden– sonra,  gemi Kıbrıs açıklarına ulaştıktan sonra, herkesten tepki geldi. Benim en çok önemsediğim, Rusya’dan gelen tepki. Yani Rusya çok sert bir dil kullandı bu kez. Daha evvel de uyarmıştı; fakat bu kez kullandığı dil çok sertti. Türkiye’yi Kıbrıs’ın egemenlik haklarını korumaya çağırdı. Bu çok önemli bence. Her şeyden önce şu algıyı yıkıyor; Batı’da S-400 meselesiyle ilgili bir algı var. Türkiye ve Rusya arasında çok sıkı bir ittifak oluşmakta ve bu Batı’ya alternatif bir ittifak olacak anlayışı var. Doğu Akdeniz’de gördüğümüz şey aslında şu: Batı’daki algının aksine, Türkiye ile Rusya arasındaki ilişki son derece kırılgan. Her iki ülkenin bölgesel politikalarında –sadece Doğu Akdeniz’de değil; Suriye’den tutun Libya’ya kadar, Afrika’ya kadar, İran meselesinde vs.– çok ciddi fikir ayrılıkları, siyaset ayrılıkları var. Bunu göstermesi açısından önemli. Rusya Doğu Akdeniz krizini kullanıyor. Rusya zaten tarihî olarak Kıbrıs konusunda hiçbir zaman Türkiye’nin çıkarlarını gözetmedi. Soğuk Savaş yıllarından başlayarak, Rusya ve Kıbrıs Rum tarafı arasında çok sıkı bir ittifak oldu — buna askerî ittifak da dahil. O ittifak Soğuk Savaş’tan sonra da devam etti. 2013’te bir askerî anlaşma imzalandı. Rusya gemileri Rum limanlarını, uçakları Rum üslerini kullanıyor. Böyle bir sıkı ittifak gelişiyor. Dolayısıyla Rusya aslında hep Kıbrıs meselesinde Türkiye’nin karşısından yer aldı. O nedenle bugün Doğu Akdeniz’de Rusya’nın verdiği tepki çok şaşırtıcı değil. İnsanlara şaşırtıcı gelmesinin sebebi, S-400 ile birlikte Türk-Rus ilişkileri bu kadar stratejik bir ittifaka evriliyor denilen bir dönemde bunun olması. Fakat yüzeyde görünen bu ittifakın aslında birazcık üzerini kazıdığınızda, altında ciddi çıkar çatışmalarının olduğunu görüyorsunuz. 

Peki, galiba ABD de Türkiye’nin karşısında, değil mi?
Kesinlikle. Aslında fiilî duruma baktığınızda, Türkiye ve Rusya’nın aynı kampta olduğunu görüyorsunuz. Bir tarafta bir Batı ittifakı var. ABD Doğu Akdeniz’i, mümkün olduğu kadar Avrupa’nın Rusya’ya enerji bağımlılığını azaltmak için bir alan olarak görüyor. O nedenle Rum tarafını destekliyor. Mısır İsrail’de yapılan enerji forumunu destekliyor ve Türkiye’nin karşısında. Aslına bakarsanız Rusya da tabii rahatsız. Fiiliyatta hem Rusya hem Türkiye aynı kampta olabilir gibi. Fakat asıl ilginç şey, Rusya Doğu Akdeniz’i aynı zamanda Türkiye’nin Batı ittifakı ile arasındaki tansiyonu da artırmak için kullanıyor. Tıpkı S-400 meselesindeki gibi, NATO’da bir çatlak oluşturdu. Rusya bunu Doğu Akdeniz’de de yapıyor. Böylece tansiyon daha fazla artmış oldu. Kongre’den bir yasa tasarısı geçirilmeye çalışılıyor. Nisan ayında bu ilk konuşulmaya başlandı Senato’da. Yasa tasarısı şunu öngörüyor: 1987’de bir silah ambargosu uygulanmıştı Kıbrıs’a ABD tarafından. Bu ambargoyu bitirelim diyorlar. Amaç da Rusya ve Kıbrıs Rum kesimi arasında uzun zamandır şekillenen o güçlü ittifakı kırmak. Yani bu ambargoyu kaldıralım ki Rum tarafını kendimize çekelim, Rus ekseninden uzaklaştıralım. Rus gemileri bu limanları kullanmasın. ABD tarafı farklı sebeplerle farklı siyaset güdüyor. Hem Rusya karşıtı, hem de Avrupa’nın orada çıkarlarını korumaya çalışıyor. İsrail ve Mısır’ın çıkarlarını korumaya çalışıyor ve Türkiye karşıtı çok büyük bir cephe oluşuyor. Bu cepheye Katar da dahil. 

Katar mesela, Erdoğan iktidarının en önemli müttefiklerinden birisi olarak biliniyor. Ama seninle yayından önce yaptığımız sohbette, Trump ile Katar Şeyhi’nin bir görüşmesi olacak galiba demiştin. Bunun da bir Doğu Akdeniz ayağı var herhalde. Öyle değil mi?
Katar Şeyhi Trump ile görüştü. Doğu Akdeniz spesifik olarak konuşuldu mu emin değilim. Fakat bir İran ayağı vardı. Şimdi Tamim görüştü. Bugün de Kongre’de ve Dışişleri Bakanlığı’nda görüşmeler olacak. Şimdi bu görüşme neden önemli? Bence her şeyden önce Suudilerin bölgede Katar ve İran karşıtı siyasetinin çok başarılı olmadığını göstermesi açısından önemli. 2017’de Suudilerin başını çektiği koalisyon bir diplomatik ambargo uygulamaya karar vermişti Katar’a karşı. Katar 3 milyondan az bir nüfusu olan küçücük bir ülke. Pek çok insan o dönemde şunu söylemişti; bu kadar küçük bir ülke bu kadar büyük ve agresif komşuları tarafından izole edilmeye çok uzun süre dayanamaz deniyordu. Halbuki dayanmak bir yana, Tamim geldiğinde Trump’a, “Ticaret hacmimizi 2 katına çıkaracağız” dedi; yeni silahlar alınıp yeni anlaşmalar imzalandı ve Katar ekonomisi yıkılmadı bu ambargo sonucunda. Neden yıkılmadı? Çünkü Katar, elindeki diplomatik, ticarî ve askerî silahları çok etkili kullandı. Bir taraftan mesela bu kriz sırasında ABD’ye çok ciddi diplomatik ve askerî yatırım yaptı. Biliyorsun Katar ABD’nin en büyük üslerinden bir tanesine ev sahipliği yapıyor. 10 bin ABD askeri var bu üste. İran ile tansiyon yükselince o askerî üssün önemi çok arttı. Burada Katar adına lobicilik yapan şirketler bunu kullandılar. Elini çok iyi oynadı ve bu süreçte ABD ile ilişkilerini geliştirdi. Diğer taraftan da ABD ile tansiyonu yükselen İran ile ilişkilerini geliştirdi. Basra Körfezi dünyanın en büyük doğalgaz havzasına sahip. Katar ve İran bu havzayı ortak kullanıyor. Ambargodan itibaren İran ile ilişkilerini çok derinleştirdi Katar. Bu küçücük ülke, komşuları tarafından ambargoya mâruz bırakılan ülke, bir anda ABD ve İran arasında arabuluculuk rolü üstlenebilecek bir konuma geldi. Türkiye de bu role talip, ama Katar’ın 25-30 katı büyüklüğünde bir NATO ülkesi olarak Türkiye Katar’ın oynadığı rolü oynama kapasitesine sahip değil. Çünkü elini çok kötü oynadı. Doğu Akdeniz’de ortaya çıkan resim bence bunu gösteriyor. 
Bizim kurumumuzda Katar kraliyet ailesine yakın insanlarla yaptığımız bir toplantı var. Orada önemli bir yetkilinin bana söylediği bir şey vardı. Bana dedi ki: “Eğer bizim gibi küçük bir ülkeyseniz ve etrafınızda çok kuvvetli agresif komşular varsa, herkesten daha akıllı olmak zorundasınız. Elinizi çok iyi oynamak, diplomasiyi çok etkin kullanmak zorundasınız. Yani dış politikada opsiyonları tutmak zorundasınız. Bir ülkeye bağımlı olamazsınız.” Doğu Akdeniz’de ortaya çıkan durum, Türkiye’nin kendini bütünüyle bağımlı kıldığı Rusya’nın bu ilişkide elinin ne kadar güçlü olduğunu göstermesi açısından önemli. 

Gönül, bir başka Körfez ülkesi, BAE –ki Suudi Arabistan’ın en güçlü müttefiklerinden, bazı durumlarda ondan bile şahin olduğunu biliyoruz–, ama Yemen’deki askerlerini çekme kararı aldı. Bu Yemen Türkiye’nin çok yakından takip ettiği bir olay değil, ama orada S. Arabistan ve diğer Körfez ülkelerinin çok ciddi bir varlığı olduğunu ve bir anlamda da İran ile savaştıklarını biliyorduk. BAE’nin bu kararının nedeni ne?
Şimdi BAE’nin bu kararını bence kendileri öyle açıklamıyorlar. Şunu söylüyorlar: “Bizim Yemen’e girme nedenimiz belliydi; güneydeki ayrılıkçıları desteklemek ve Husileri oradan çıkarmaktı. Husiler İran tarafından destekleniyor. Anti-terör operasyonlarını desteklemekti. Biz bunu başarıyla sona erdirdik” diyerek açıklıyorlar. Bence asıl sebebi bu operasyonun BAE’ne getirdiği askerî, finansal ve her şeyden önemlisi siyasî yük. Artık bunu daha fazla taşımak istemedi. Orada öyle bir yıkım var ki; 16 bin sivilin öldüğü söyleniyor, bütün altyapı çökmüş durumda, insanların suya ilaca erişimi yok. Burada özellikle Kongre’de artan bir baskı var, orada yaşanan drama karşı. BAE zaten Suudiler kadar gönüllü olmamıştı hiçbir zaman. Artık siyasî maliyeti çok yüksek bir operasyon haline geldi. Askerî varlığını azaltacağını duyurdu. Bu yeni değil bu arada. Aylardır bu çekilme devam ediyor. 2018’de Stockholm’de bir anlaşma yapılmıştı. O anlaşmada şöyle bir karar alındı: Hudeyde kenti –Husilere karşı çatışmanın kalbi olan kent–, orada varılacak askerî bir çözüm yok; burada diplomatik bir çözüm olmalı kararı alınmıştı. Oradan itibaren BAE’nin yavaş yavaş askerî varlığını azalttığını gördük. Ama tabii bunun sonuçları önemli bence. Yine şunu yineleyeyim, bu adım aslında Suudilerin bölgede izole olduğunu da gösteriyor. BAE hep aynı takımda görülüyor. Aralarında çok sıkı bir bağ olduğu görülüyor; fakat aslında son kararın da gösterdiği gibi iki ülke arasında ayrılıklar var. O anlamda bunun önemli olduğunu düşünüyorum. 

Gönül, son olarak şu yeni partileri bir konuşalım. Ali Babacan nihayet istifa etti. Erdoğan da Bosna Hersek dönüşünde çok sert sözler etti — hem Babacan hem Davutoğlu hem de Gül hakkında. Hemen doğrudan sorayım: Birçok kişi diyor ki Babacan ABD’den icazet aldı. Bunun orada işaretleri var mı?
Yani varsa da bunu ben bilmiyorum. Fakat şunu söyleyebilirim — ben gelen tepkilere de baktım: Ali Babacan’ın AK Parti’den ayrılma kararının ardından, burada hem Türkiye’yi izleyen insanlara, hem yazılan yazılara baktığımda, burada çok pozitif tepkiler verildi. Şunu fark ettim, aslında verilen tepkilerin özü hep ekonomiye bağlı. Mesela konuştuğum birisi şunu söyledi: “Ali Babacan’ın kararının Merkez Bankası başkanının görevden alınmasının ardından gelmesi önemliydi”. Hep bir beklenti vardı. Burada da böyle bir beklenti vardı. İstanbul seçimlerinin ardından Trump’ın G-20’de Türkiye’ye söz veren söyleminden sonra pozitif bir beklenti vardı. Neydi o? Artık işler normale dönecek. Çünkü Erdoğan kaybetti. Seçmen çok kuvvetli bir mesaj verdi. Neydi o mesaj? Her şeyden önce bizi ilgilendiren şey ekonominin gidişatı. Ekonomik sorunların bir türlü doğru yöntemle çözülmeye uğraşılmaması. Erdoğan bu mesajı aldı ve sonunda uzunca bir zaman seçim de yok ve doğru adımları atacak beklentisi vardı. Fakat bu son karar MB başkanının görevden alınması kararı şunu gösterdi: Aslında hayır, Erdoğan yaptığı hatalardan dönmeyecek, tekrarlamaya devam edecek. Her şeyde olduğu gibi ekonomiyi tek elden yönetmeye devam edecek. Burada çok söylenen bir şey var: Erdoğan’ın faizle ilgili görüşleri için, “unorthodox” ve hatta “çok garip” deniyor. Bu garip düşüncelerini hayata geçirmeye devam edecek. Dolayısıyla Ali Babacan’ın bunun ardından gelmesi –ki Babacan daha evvel de ifade etmişti, burada bir teknokrat olarak görülüyor, uluslararası kurumların güvendiği bir isim olarak görülüyor– o ortaya çıkarsa eğer, yine teknokratlardan bir oluşumla ortaya çıkacağını ve Türkiye’nin şu anda buna ihtiyaç duyduğunu düşünüyor buradaki insanlar. O yüzden Ali Babacan oluşumuna eğer bir destek verilecekse, ilk sebebi bence Türk ekonomisi üzerinde olabilecek potansiyel pozitif etkileri nedeniyle verilecektir.

Ben dün kurmaylarından birileriyle konuştum; özel olarak siyasete daha önce girmemiş yurtdışından bazı akademisyenler ve iş insanlarının da olacağını söylüyorlar. ABD ilk akla gelen yerlerden birisi, bir diğeri İngiltere’dir herhalde — belki Kanada’dır. Böyle bir hareketlilik var mı oralarda? “Parti kuruluyormuş, denkimizi toplayalım, dönelim” gibi?
Hayır, ben duymadım; ama zaten önce şunu da ifade etmek gerekiyor: Evet, bir pozitif hava var; ama diğer taraftan herkes şunu da söylüyor: “Bu, akşamdan sabaha olacak bir iş değil, bir gün kalkacağız Türkiye muhteşem bir ülke olmuş gibi”, bunu da yakın zamanda beklemiyorlar. Sadece Ali Babacan’ın adımını önemsiyorlar, ekonomi açısından önemsiyorlar. AK Parti’ye bir alternatif olması açısından önemsiyorlar. Ama hep şunun da altını çiziyorlar — ben de ona katılıyorum: Çok da fazla AK Parti kadrosuyla, çok da fazla AK Parti’nin devamı izlenimi vermemesi gerekiyor. O nedenle de farklı kesimlere ulaşacaklarını, ideolojik bir profil çizmeyeceklerini söylüyorlar… Bunlar mantıklı ve buradaki beklenti de o yönde. Hiç kimsede “Hadi kalkıp Türkiye’ye gidelim, normale dönecek” havası yok. Çünkü 17 yıllık bir iktidardan bahsediyoruz. Kurumların bütünüyle erozyona uğradığı bir ülkeden bahsediyoruz. Bunlar akşamdan sabaha düzeltilecek şeyler değil. O nedenle çok çok büyük de bir optimizm yok. Ben bavulu hazırlamış çok insan görmedim Washington’da. 

S-400’ler yılan hikâyesi.. Yine ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan sert bir açıklama geldi. Türkiye de Trump’ın Osaka’da Türkiye’ye hak vermiş olduğunu ve Dışişleri açıklamasının Trump’ın söyledikleriyle çeliştiğini söyledi. Bu, mâlûm, geçen hafta konuştuğumuz husus; ama şimdiden başladı ikilik. Trump’ın söylediği ve verdiği izlenim ile Amerikan müesses nizamının verdiği tepkiler meselesi.
Tabii, o çok net. G-20’den Trump geldikten sonra burada çok net konuşmalarla mesajlar verildi. Trump o konuşmaları yaparken, resmî açıklamanın tonu bile farklıydı. Resmî açıklamada, “Biz S-400 ile ilgili endişelerimizi Türk tarafına bildirdik” diyordu. Zaten baştan böyle olacağı belliydi. Kaldı ki dediğim gibi bu süreçte de bütünüyle bambaşka bir yerde… Dışişleri Bakanlığı Trump’tan farklı bir noktada. Pentagon… Onların duruşu kesinlikle değişmedi, hatta benim gördüğüm kadarıyla Kongre’de daha da büyük bir ivme var. Trump’a bu inisiyatifi bırakmamalıyız, tepkimizi daha sert ve net şekilde göstermeliyiz ki Türklerde yanlış anlaşılmaya mahal verilmesin kaygısı var. O nedenle G-20’de Trump’ın verdiği pozitif mesaj tam tersi bir etki yarattı. “Ama çok fazla pozitif mesaj verdi, Türkler anlamayacaklar bunun vahametini. O yüzden biz söylemimizi sertleştirelim” çabası da var burada.

Evet, burada noktayı koyalım Gönül. Çok teşekkürler. Bu hafta “Transatlantik”te Gönül Tol ile konuştuk. İzleyicilerimize de teşekkürler, iyi günler. 




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
11.10.2019 Bekir Ağırdır ile söyleşi: 23 Haziran sonrası ittifaklar, yeni partiler ve Suriye operasyonu
10.10.2019 “Türkiye İttifakı” kuruldu!
09.10.2019 Suriye’ye harekat Erdoğan’ın krizini çözer mi?
08.10.2019 Donald Trump’ın ipi
04.10.2019 İktidar ve yanlılarının Ekrem İmamoğlu’na yaptığı iyilikler
03.10.2019 KHK olayı: Kim kimi affedecek?
02.10.2019 İktidarın yüzde 50 artı bir oy paniği
01.10.2019 Erdoğan’ın alternatifi kim olabilir?
26.09.2019 Erdoğan filmi başa sarabilir mi?
25.09.2019 İYİ Parti’nin seçimi
11.10.2019 Bekir Ağırdır ile söyleşi: 23 Haziran sonrası ittifaklar, yeni partiler ve Suriye operasyonu
01.10.2019 Turkey: Who can be the alternative to Erdoğan?
12.09.2019 Turquie: Quel renouvellement pour le CHP?
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı