Alevilere Alevilik öğretmekten bir vazgeçseniz...

09.09.2013 Vatan

Kamuoyunda, yanyana cami ile cemevi inşa etme fikri, Alevi dedesi Prof. İzzettin Doğan ile Fethullah Gülen’in “ortak projesi” olarak biliniyor. Dün bu konuda ilk adım atıldı ve Ankara Mamak Cami-Cemevi ve Kültür Merkezi’nin inşaatına törenle start verildi. Törende Devlet Bakanı Faruk Çelik ile birlikte Prof. Doğan da yer aldı ama bu projeye yönelik olarak yine bazı Alevilerden çok güçlü itirazlar geliyor. Dün ağırlıkla Tuzluçayır Mahallesi’nde yaşanan olaylar da bu itirazları ciddiye almak gerektiğinin kanıtı. Çünkü Alevilikle ilgili konularda “ben yaptım/biz yaptık, oldu!” mantığı son derece sakıncalı. Dün bunu bir kez daha gördük, yaşadık.

Gülen’in Alevilik ilgisi

Yaşananları irdelemeye Gülen’in Alevilik ve Alevilere bakışıyla başlayalım. Gülen’in Sünni kesimde Alevilik konusuna en fazla ilgi duyan, onlarla temas kurmak isteyen ve kuran isim olduğunu tereddütsüz söyleyebiliriz. Örneğin İstanbul’da Gazi olaylarının ardından “Ben de aleviyim” demiş, dönemin Başbakanı Tansu Çiller’e cemevi açması için ricacı olduğu söylenmişti. O tarihlerde Milliyet Gazetesi için sorularımıza yazılı cevap verdiğinde “Bütün Alevilerin ayaklarının altına başımı rahatlıkla koyabilirim” gibi iddialı bir cümle kurabilmişti. Ancak söyleşinin tümüne bakıldığında ( Fethullah Gülen: “Bütün Alevilerin ayaklarının altına başımı rahatlıkla koyabilirim”) Gülen’in Aleviliğin farklı yorumları arasında seçmecilik yaptığı, özellikle sosyalist sol ile yakınlık içinde olanları “gerçek Alevi” olarak kabul etmediği görülür.
Aslında Gülen’in tutumu, Türkiye’de gerek devletin, gerekse Sünni muhazakârların çoğunun Aleviliğe bakışıyla örtüşüyor. Tabii böyle bir perspektifi sürdürebilmek için Aleviler içinde muhatap sahibi olmak gerekiyor ki bu noktada karşımıza esas olarak Prof. Doğan ve onun kurucusu ve başkanı olduğu Cem Vakfı çıkıyor.

Alevilik içi ayrışma

Prof. Doğan ve Cem Vakfı, Türkiye’de 1990’lı yıllardan itibaren yaşanan Alevi uyanışı ve hareketliliğin kutuplarından biri, ama tek değil. Onun gerek devlet, gerekse Sünni cemaatlerle kurmak istediği ve kurduğu ilişkiler, birçok başka Alevi kurum ve kişi tarafından kategorik olarak reddediliyor. Sonuçta bir Alevinin "doğru" gördüğüne diğerinin "yanlış" dediği nice olay yaşandı, yaşanıyor ve yaşanacağa benziyor.
Burada devletin ve Gülen başta olmak üzere bazı Sünni muhafazakâr şahsiyetlerin temel yanlışı, Aleviliğin ne olduğu/olması gerektiği tartışması ve tabii ki rekabetinde farklı Alevi kurumlarına eşit mesafede durup onları kendi sorunlarını çözmede yalnız bırakmak yerine, taraflardan birini alenen destekleyip, sundukları birtakım imkanlarla onu diğer Alevilere karşı daha avantajlı hale getirmeye çalışmaları.
Hal böyle olunca, diğer Alevi kurumlar, devletin ve Sünni cemaatlerin tercih ettiği Alevi şahsiyet ve kurumları bir tür “Truva atı” olarak görüyor ve geliştirilmek istenen her türden projenin esas amacının “Aleviliği ve Alevileri Sünnileştirme” olduğuna inanıp karşı çıkıyorlar.

Beyhude sentez arayışı

Hükümetin başlattığı “Alevi açılımı”nın tıkanmasının ana nedeninin yine “Aleviliği Alevilere bırakmama” inadı olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle Suriye krizinin iyice tırmandığı ve bölgemizde mezhep çatışması riskinin arttığı bir dönemde devlet ve etkili Sünni cemaatlerin, Aleviler arasındaki tartışmalarda taraf tutmaktan vazgeçmeleri, Alevilere yönelik olarak zaten yıllardır varolan ötekileştirmeyi kuvvetlendirici tutum ve davranışlardan uzak durmaları gerekiyor.
Tabii bir de Alevilere aleviliği öğretme, onları Sünnileştirme veya Sünniliğe yaklaştırma çabalarının beyhude olduğunu da artık kabul etmeleri şart.
Bu noktada Alevilik konusunun önde gelen uzmanlarından Prof. Ahmet Yaşar Ocak ile yaptığım ve 6 Eylül 1998 tarihli Milliyet'te yayınlanan söyleşinin ("Alevi-Sünni sentezi olamaz") başlığı yeterli olabilir: Alevi-Sünni sentezi olamaz.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
02.06.2021 Erdoğan karşıtlığı doğru mu?
02.06.2021 Kayıp 128 milyar dolardan 10 bin dolar aylığa cevaplanmayan sorular
30.05.2021 Sedat Peker videolarından sonra Türkiye: Ruşen Çakır ve Ahmet Şık
27.05.2021 Erdoğan, Akşener’den neden korkuyor?
26.05.2021 Erdoğan tercihini Soylu'dan yana yaptı: Sedat Peker şimdi ne yapacak?
23.05.2021 Sedat Peker’in yedinci videosu: Uyuyan dev uyandırılınca...
20.05.2021 Sedat Peker’in altıncı videosu: Kim pis kim temiz?
17.05.2021 Neden kapanmıştık, neden açılıyoruz?
15.05.2021 Türkiye’de milliyetçilik ve muhafazakârlık: Ruşen Çakır, Tanıl Bora ve Kemal Can tartışıyor
14.05.2021 Sedat Peker solcu mu oldu?
02.06.2021 Erdoğan karşıtlığı doğru mu?
15.03.2021 Turkey’s search for an antithetical foreign policy
27.01.2021 Ceux qui prennent leur distance avec le HDP
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı