Yine Aleviliği Alevilere bırakmama inadı üzerine

12.09.2013 Vatan

Pazartesi günü "Alevilere Alevilik öğretmekten bir vazgeçseniz..." başlıklı bir yazı (Alevilere Alevilik öğretmekten bir vazgeçseniz...) yazdım ve Alevi dedesi Prof. İzzettin Doğan ile Fethullah Gülen’in “ortak projesi” olarak bilinen yanyana cami ile cemevi inşa etme fikrini eleştirdim. Aynı gün Hürriyet Gazetesi'nde Taha Akyol ile Ahmet Hakan, ertesi gün Radikal'de Eyüp Can bu projeyi alkışlayan yazılar kaleme aldılar. Bu arada Gülen cemaatinin yayın organlarında da Ankara Mamak'ta Cami-Cemevi ve Kültür Merkezi’nin temelinin atılması haberi olumlu bir şekilde verilirken, buna yönelik Tuzluçayır'da yaşanan olaylı protestolar "bir avuç marjinal"in ürünü olarak gösterildi.
Çok verimli, canlı ve hayati bir tartışma söz konusu. Bunun ana nedenleri olarak, Kürt sorununda en azından zihniyet anlamında olumlu açıdan önemli değişiklikler yaşanırken Alevi sorununun hâlâ el yakan bir tabu olarak varlığını sürdürmesi; Kürt sorunundaki "red, inkar ve asimilasyon" politikalarından vazgeçildiğini resmen açıklayan devletin eşit bir duyarlığı Alevi sorununda nedense göstermemesi; örneğin cemevlerine statü tanımamada ısrar etmesi gibi hususları sayabiliriz.
Devletin bu tutumunun Sünni muhafazakârlar ve onların örgütlü yapıları tarafından büyük ölçüde benimsenmesi işleri daha da zorlaştırıyor. Bütün bunlara konjonktürün, özellikle Gezi direnişi ve Suriye krizinin, doğrudan ya da dolaylı biçimde Aleviliği yer yer öne çıkarmasını da ekleyebiliriz. Şöyle ki Suriye'deki iç savaşın tüm bölgeye sıçrama riski ve bunun "mezhepler savaşı" vechesine bürünmesi ve ülkemizi de etkisi altına alması söz konusu.

Yakınlaşma değil yakınlaştırma

Özellikle Gülen cemaatine yakın bazı tanıdıklarım, sözünü ettiğim yazımı tam da bu sıraladığım olgular temelinde eleştirdiler ve bana "böylesine kritik bir ortamda Alevi-Sünni yakınlaşmasını hedefleyen böyle bir projeye neden karşı çıkıyorsun?" diye haklı görünen bir soru yönelttiler. Eğer bunun "Alevi-Sünni yakınlaşmasını" sağlayabilecek bir proje olduğuna inansaydım tabii ki karşı çıkmazdım. Bana göre bu projeden yakınlaşma, yani her iki tarafın birbirine doğru adım atması değil, olsa olsa Alevilerin Sünnilere biraz daha fazla yakınlaştırılması çıkar.
Çünkü Türkiye'de bir "cami sorunu" yok, buna karşılık devasa bir "cemevi sorunumuz" var. Gidip gitmemeleri ayrı konu, ancak Aleviler camiye karşı çıkmazlar, fakat çok sayıda Sünninin "cemevi de nereden çıktı? Tek ibadet yeri camidir" dediğini biliyoruz ki buna ülkeyi yönetenlerin hatırı sayılır bir bölümü de dahil. Kısacası, eğer Alevi-Sünni yakınlaşması gibi bir derdimiz sahiden varsa esas hedef kitlemiz sayıca çok olanlar, yani Sünniler olmalıdır. Bu bağlamda, eğer yanyana cami ve cemevi projesini ortaya atacaksak ilk temeli Pazar günü Ankara'da yaşandığı gibi Alevilerin çoğunlukta olduğu bir semtte atmamamız gerekir.

Prof. Doğan ve Cem Vakfı konusu

Bir diğer konu da Alevileri kimin temsil ettiği, edebileceği tartışması. "Aleviliği Alevilere öğretme" eleştirisine bazı Sünni dostlar "Prof. İzzettin Doğan Alevi değil mi, Cem Vakfı Alevi kuruluşu değil mi?" diye itiraz ettiler. Doğru, İzzettin Hoca ülkemizin en önde gelen Alevi şahsiyetlerinden biri, Cem Vakfı da aynı şekilde kendini kanıtlamış bir Alevi kuruluşu. Ancak Prof. Doğan ve Cem Vakfı'ndan farklı yorumlara sahip olan nice Alevi şahsiyet ve kurum var Türkiye'de ve Avrupa'da.
Geçen yazıdaki sözlerimi tekrarlamak istiyorum: Devlet ve Fethullah Gülen başta olmak üzere bazı Sünni muhafazakâr şahsiyetler, Prof. Doğan'ın yaklaşımını kendilerine daha yakın görüyor, kendisine birtakım imkanlar sunarak onu bir tür "Türkiye Alevilerinin gayrıresmi temsilcisi" olarak tescillemek istiyorlar. Aleviliğin ne olduğu/olması gerektiği tartışmasına bu şekilde müdahale edip, gruplar ve şahıslar arasındaki rekabette alenen taraf tutmanın yanlış olduğu kanısındayım. Bu nedenle Tuzluçayır'daki olayları "marjinallerin işi" diye kriminalize edip değersizleştirmeye çalışmak yerine Alevilerin önemli bir bölümündeki rahatsızlıkları anlamanın vesilesi olarak masaya yatırmak daha isabetli olacaktır.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
02.06.2021 Erdoğan karşıtlığı doğru mu?
02.06.2021 Kayıp 128 milyar dolardan 10 bin dolar aylığa cevaplanmayan sorular
30.05.2021 Sedat Peker videolarından sonra Türkiye: Ruşen Çakır ve Ahmet Şık
27.05.2021 Erdoğan, Akşener’den neden korkuyor?
26.05.2021 Erdoğan tercihini Soylu'dan yana yaptı: Sedat Peker şimdi ne yapacak?
23.05.2021 Sedat Peker’in yedinci videosu: Uyuyan dev uyandırılınca...
20.05.2021 Sedat Peker’in altıncı videosu: Kim pis kim temiz?
17.05.2021 Neden kapanmıştık, neden açılıyoruz?
15.05.2021 Türkiye’de milliyetçilik ve muhafazakârlık: Ruşen Çakır, Tanıl Bora ve Kemal Can tartışıyor
14.05.2021 Sedat Peker solcu mu oldu?
02.06.2021 Erdoğan karşıtlığı doğru mu?
15.03.2021 Turkey’s search for an antithetical foreign policy
27.01.2021 Ceux qui prennent leur distance avec le HDP
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı