Değişim Sürecinde Alevi Hareketi (1)

02.07.1995 Milliyet

Sunuş

Basında bugüne kadar Alevilik üzerine çok sayıda dizi yazı yayınlandığı biliniyor Buna rağmen nüfuslarını yaklaşık 20 milyon olarak belirten Alevilerin son yıllarda içinde yer aldıkları yoğun hareketliliğin tam olarak irdelendiği söylenemez.
Bunun en önemli nedeni, bu hareketliliğin birçok alanda (dinsel, kültürel, siyasal, ekonomik vb.) birden seyretmesi ve muazzam bir değişikliği de beraberinde getirmesi. Sıvas katliamı, ardından İnter Star/Güner Ümit olayı, Gazi Mahallesi olayları gibi önemli anlar ve bunların yol açtığı yeni sorunlar, bu hareketlilik hakkında içerden ve dışardan yapılan analizlerin yetersizliğini gösterdi.
Maalesef ülkemizde, her türden toplumsal hareketliliği şu ya da bu iç ya da dış mihrakların komplolarıyla açıklama yaklaşımları epey rağbet görüyor. Alevilik üzerine araştırmalarımızda da bu hareketlilik içinde yer alanların niyet ve beklentilerini göz ardı edip komplo teorisi üretildiğine çokça tanık olduk.
Örneğin kimileri “PKK hareketini engellemek için devletin Alevileri kullandığını” söylerken, başkaları “Alevilerin PKK oyununa geldiğini” iddia edebiliyor.
Biz bu tür teorilere itibar etmeyeceğiz. Zira günümüz Türkiyesi'nde bütün çok parçalı yapısına, sorun ve çelişkilerine rağmen Sünni kökenli bir “İslami hareket”in varlığından söz edilebiliyorsa, aynı şekilde bütün sorun ve çelişkilerine, hatta açmazlarına rağmen bir “Alevi hareketi”nden de söz etmeye başlamanın vakti geldi.
Bu hareket, “İslami hareket”e kıyasla epey genç ve zayıf görünebilir, ancak araştırmalarımız bizi, “Alevi hareketi”nin ülke gündemindeki ağırlığını giderek artıracağı ve büyük bir hızla “kendi başına” ("bağımsız” değil) bir harekete dönüşeceği yorumlarına sevkediyor.
İşte yazı dizimizde esas olarak bu hareketliliğin dinamiklerini, değişim ve süreklilik diyalektiği içerisinde, bizzat onun içinde yer alanların görüşlerine başvurarak irdeleyeceğiz. Bunu yaparken, Aleviler arasında her geçen gün daha fazla netleşen iç tartışmaları da aktaracağız. Ayrıca değişik toplumsal, siyasal kesimlerin Alevi kimliği ve olgusuna nasıl yaklaştıklarını da ele alacağız. Dizide, Fethullah Gülen’in Alevilikle ilgili değerlendirmelerini geniş bir şekilde aktaracağız. Ayrıca MHP ve RP'nin Alevilere yönelik politikaları, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Aleviliğe bakışı, PKK'nın özel Alevi örgütlenmesi, radikal sol Alevilik ilişkisi, Alevi partisi tartışmaları ayrı ayrı bölümler halinde ele alınacak.
Arkadaşımız Ersel Ergüz'ün konuyla ilgili çok sayıda kaynağı tarayarak hazırladığı Alevi - Bektaşi inanç, ibadet ve kültürünü tanıtan çalışmasını da dizi boyunca bölümler halinde yayınlayacağız.

*

2 Temmuz Sıvas katliamının ikinci yılı...

Aleviler yara sarıyor


Sıvas’a, 2 Temmuz 1993’ten kısa bir süre sonra gittiğimizde Alevi vatandaşları tam bir şaşkınlık, öfke ve çaresizlik içinde görmüştük. Madımak Oteli’ni saran ve tüm Türkiye’yi tutuşturan alevler onlarda derin yaralar açmıştı. Neredeyse blok halinde oy verdikleri SHP, hükümet ortağı olmasına rağmen, otelde mahsur kalmış konukları gözü dönmüş kalabalığın elinden kurtaramamıştı. Ünlü Alibaba Mahallesi’nde görüştüğümüz Alevilerin artık tek beklentisi soruşturmanın layıkıyla yapılması ve suçluların hak ettikleri cezalara çarptırılmasıydı. "Devlete güveniyoruz, güvenmek istiyoruz; bizi bir kere daha hayal kırıklığına uğratmamalarını bekliyoruz” diyorlardı.
Kısa süre içinde Sıvas Davası’ndan pek fazla bir sonuç alınamayacağı anlaşıldı. Ancak Sıvas Alevileri devlete ve hükümete güvenme eğiliminde ısrarlıydı. 27 Mart 1994 yerel seçimlerinde 1984-1989 arasında ANAP’tan belediye başkanlığı yapmış, bu sefer DYP - SHP ittifakının ortak adayı olarak RP’li başkan Temel Karamollaoğlu’nun karşısına çıkan Bekir Timurboğa’yı desteklediler.
Alibaba Mahallesi’nde görüştüğümüz Aleviler, bu seçimlerin kendileri için son şans olduğunu, RP’nin bir daha kazanması durumunda Sıvas’ta Alevi kalmayacağını söylüyordu. Ancak Timurboğa’yı içlerine sindirebildikleri de pek söylenemezdi, bazıları “Denize düştük...” sözleriyle çaresizliklerini dile getiriyordu.
Sonunda Karamollaoğlu yeniden seçildi, onun ardından ise Büyük Birlik Partisi adayı Hasan Bölücek en çok oyu aldı. Aleviler, belediye seçimlerinden başarılı çıkmak bir yana, Alibaba mahallesinde iki aday çıkartıp oylarını bölerek muhtarlığı RP yanlısı olduğu söylenen Ahmet Sakin’e kaptırdılar.
ARTIK ÖRGÜTLENİYORLAR
Yazı dizisi için 1995 Haziran ayı ortasında Sıvas’a tekrar gittiğimizde karamsar öngörülerin aksine güzel havanın da etkisiyle canlı, dinamik bir şehirle karşılaştık. Polis varlığının çıplak gözle seçildiği, tesettürlü kadınlarla, örneğin anarşistlerin ünlü "A" harfli tişörtlerinden giyinmiş üniversiteli kızların cirit attığı Sıvas hiç de ölü bir şehir değildi.
Ve Aleviler her şeye rağmen Sıvas’ı terk etmemişlerdi. Üstelik üzerlerindeki ölü toprağını atmış, kendi ayakları üzerinde durabilmek için kolları sıvamışlardı. Kısacası tüm Türkiye ve Avrupa’da bir süredir gözlenen Alevi kimliğine sahip çıkma ve bu amaçla örgütlenme faaliyetleri Sıvas’ta da aynı yoğunlukta yaşanıyordu.
Yakın bir zamana kadar İslamcı vakıf ve dernekten geçilmeyen, ancak hiçbir bağımsız Alevi kuruluşunun bulunmadığı Sıvas’ta, merkezi İstanbul’da bulunan, Prof. İzzettin Doğan başkanlığındaki Cem Vakfı’nın şubesi kuruluş hazırlıklarını tamamlamış durumda. Vakıf yöneticileri en kısa zamanda bir daire kiralayıp tabelalarını asacaklarını söylüyor.
Bir diğer vakıf girişimi ise, sakinlerinin “silme Alevi” olduğu söylenen Seyrantepe Mahallesi’nde muhtar Hasan Hüseyin Şenel’in öncülüğünde sürdürülüyor.
Her iki vakfın girişimcileri, içinde cemevlerinin de bulunduğu kültür merkezleri açmak, Alevi inanç ve kültürünü koruyup geliştirmek için çeşitli etkinlikler düzenlemek gibi benzer hedeflere sahip. Ancak bu faaliyetleri birlikte yapmalarını imkânsız kılacak ölçüde derin görüş ayrılıklarına sahipler.

SINIF MESELESİ
Bunların başında ekonomik ve sosyal konum farklılıkları geliyor. Seyrantepeliler, daha yasalar gereği bankada bloke edilmesi gereken yaklaşık 500 milyon lirayı temin edemiyorlar. Muhtar Hasan Hüseyin Şenel, Türkiye’nin en çok göç veren ili olan Sıvas’ta herkesin “ilk fırsatta gideceğim” dediğini ve para vermeye yanaşmadığını söylüyor. Avrupa ve büyük şehirlerde yaşayan mali açıdan güçlü Alevi kuruluşlarıyla temaslarının güçlü olmadığını da belirten Şenel’e “ya Sıvas’taki zengin Aleviler?” diye sorduğumuzda ise şu yanıtı veriyor: "Kalbürüstü on Alevi varsa dokuzu İzzettin Doğan’ı destekliyor.”
Gerçekten de Doğan’ın başkanlığını yaptığı Cem Vakfı’nın Sıvas şubesinin yönetiminde ağırlık işadamı, mühendis ve öğretim üyelerinde. Tıpkı şube başkanı Prof. Dr. Satılmış Basan gibi Cumhuriyet Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan ikinci Başkan Doğan Aykanat, büyükşehirler ve Avrupa’dan yardım teklifleri geldiğini, ama bunların sistemli bir hal alması için vakfın kendisini ispatlaması gerektiğini söylüyor. Yöneticilerden işadamı Rıfat Aygün içinde bulundukları durumu şu sözlerle tanımlıyor: “Paradan yana sorun yok, ama insan pek yok. Örneğin ilk olarak vakıfta görev alacak profesyonel birini arıyoruz.”
Aygün, yaklaşımlarını "dinimiz İslam, kitabımız Kuran, ülkemiz Türkiye” şeklinde özetliyor. Var olan birçok demeği "gürültücü” olmakla itham eden Aygün “İşin içine siyasi emeller girdi, olay amacından saptı” diyor. “Alevilerin başına ne geldiyse fraksiyonlardan geldi” demeyi de ihmal etmiyor.

SAĞ-SOL AYRIMI
Seyrantepe muhtarı Hasan Hüseyin Şenel de sol fraksiyonlardan şikâyetçi: “Gençlerin desteksiz hareketleri bizi zor durumda bırakıyor. Polis belli günler yaklaştıkça mahallelerimizde operasyonlar yapıyor. Biri, bir hareket yapıyor, mahallemizin gençleri toplanıyor.”
“Biz, devlete oylarımızla düzen vermek istiyoruz. Kimsenin gücü devleti silahla devirmeye yetmez” diyen Şenel, kendilerini “solda” ve istemeye istemeye de olsa “otomatikman CHP’li” olarak tanımlıyor.
“Gazi olayları gibi olaylardan sonra ‘sağ çizgi’ parsayı topluyor. Vatandaş orada gençlerin yaptıklarına kızıp buralara kaçıyor” diye yakınan Şenel, “sağ çizgi”den İzzettin Doğan ve Cem Vakfı’nı kastettiğini açıkça belirtiyor.
Tabanın aslında kendilerine yakın olduğunu öne süren Şenel şunları da eklemeden edemiyor: “Gençlik, Alevileri sağa çekmek isteyenlere direniyor, ama yarın köylere, yoksullara para akıtmaya başlarlarsa b.. direniriz.”
Şenel, kendilerinin “Alevicilik” yapmaya karşı olduklarını ve “demokrasi mücadelesi” verdiklerini söylüyor ve Sünni kökenli bir CHP’li arkadaşına takılarak şöyle konuşuyor: “Zaten bıyığını yiyen birkaç tane sosyal demokrat kaldı, onları da kaçırmayalım.”
Doğan Aykanat da “Alevici” gibi bir yakıştırmadan rahatsız olduklarını belirterek vakıflarının tam adının "Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı” olduğunu hatırlatıyor; cumhuriyet, demokrasi ve Atatürk ilkelerine bağlı herkese kapılarının açık olduğunu ısrarla belirtiyor. Ancak “yıpranmamış olması, karakola dahi düşmemiş olması” kaydıyla!
Şenel, Sıvas’ın "demokratlar ve Aleviler için bittiğini”, amaçlarının daha fazla zararın önüne geçmek olduğunu söylüyor. Aykanat ise daha iyimser. Büyük şehirlerdeki Sıvaslı Alevilerin her fırsatta memleketlerine geldiğini, hatta bazılarının köylerde yüzme havuzlu villalar bile yaptırdıklarını belirten Aykanat şöyle konuşuyor:
“Kurban Bayramı’nda 5 bin araba geldi. Biz vakıf olarak, başarılı olursak, onlara güvence verebilirsek dönebileceklerini düşünüyoruz. Çünkü gidebilecekleri başka bir yer yok.”

*

“Yol bir, sürek binbir.” – Ersel Ergüz
Orta Asya’dan Anadolu’ya

Aleviliği belki de en iyi, yine bir Alevi deyimi tanımlıyor: "Yol bir, sürek binbir." Bu deyim, özün bir, biçimin ise birden fazla olabileceğini anlatıyor, çoksesliliğe kapı aralıyor. Ancak günümüzde Aleviliğin (yolun) ne olduğu konusunda binbir türlü görüş olması işleri karıştırıyor.
Alevilik sözcük olarak Hz. Ali taraftarlığı, Hz. Ali’ye bağlılık anlamlarını taşır. Ancak bu yaklaşım, kavramın ne olduğunu açıklamakta yeterli değildir. Aleviliğin, üzerinde fazlasıyla spekülasyon yapılan, özel amaçlara uygun tezlerin ardarda piyasaya sürüldüğü bir araştırma öznesine dönüşmüş olması, işte bu gerçeklikten kaynaklanmıştır.
Sünni ve milliyetçi kesimde, Sünnilikle Alevilik arasındaki çelişkinin sanıldığı kadar büyük olmadığını kanıtlama çabası ön plana çıkar. Örneğin bazı Sünniler, halife seçiminde Hz. Ali’nin hakkının gaspedildiğine kendilerinin de inandığını iddia eder. Dolayısıyla onlara göre ayrılığın sona ermemesi için hiçbir sebep yoktur. Bu arada Alevilerden ufak bir ricaları vardır: “Siz de Hz. Ali gibi yaşayın!
Oysa Alevi felsefesi Tanrı'yı insan seviyesine indirgeyerek, “insanüstü”nün ağır baskısını ortadan kaldırmıştır. İnsan Tanrı'yla bir olabilir, en azından bu potansiyele sahiptir. Peygamberi taklit etmesine gerek yoktur.
Sosyolojik ve antropolojik bulgular ise, Alevilik - Sünnilik ayrılığını İslam'daki bir yorum farklılığına dayandıran görüşlerin aksine, başka bir adrese yönelir. Aleviliğin kökleri İslam öncesine, Oğuzların Orta Asya günlerine kadar uzanmaktadır. Dönüm noktası ise, eski din ve törelerini de Maveraünnehir'e getiren Türk boylarının İslamiyet ile karşılaşmalarıdır. Blok olarak İslamiyeti kabul eden ve şehirleri mesken tutanlarla, sürekli yer değiştiren göçebe Türklerin İslamı algılama, anlama ve yaşamaları arasındaki fark, Aleviliğin temelini oluşturur.
Kentlerde oturanlar, bu yeni dini yazıya geçirilmiş Sünni bakış açısıyla öğrenirken, yazılı kültürle tanışıklıkları olmayan göçebe çobanlar ise eski inançlarla karışık, derme çatma bir İslam anlayışı geliştirir. Kadın ve erkeğin kararları birlikte aldığı bu kabile demokrasisinin konar göçer yapısı, namaz ve oruç gibi ibadetlerin benimsenmesine engel olur.
İslamiyeti kabul biraz da kılıç zoruyla olduğu için doğa güçlerine tapınmaya dayalı şamanizmi yeni dinin içinde eritmekten başka çareleri yoktur. Ancak bu, yaşayan Alevilikte kimi eski şaman törenlerinin izlerini sürmemizi engellemez.
Türkler Orta Asya'dan başlatıp, Anadolu'da sonuçlandırdıkları yolculuk boyunca yol üstündeki bütün kültür ve inançlarla karışa karışa “syncretiste” (bağdaştırmacı) bir yapı kazanırlar. Sonuçta Anadolu'ya vardıklarında geleneksel Türk kabile yapısı, İran uygarlığının etkileri ve Arap - İslam kültürü aynı bünyede harmanlanmıştır.
Alevilik – Bektaşilik, Horasan merkezli tasavvufla beslenen, Budizm, Şamanizm, Maniheizm gibi Ön Asya dinlerinden kalan "hulul“ anlayışı (Tanrı'nın insan bedenine girmesi) ve "tenasüh” (ruh göçü) gibi iki temel inancın yörüngesine oturmuş, uygarlıklar beşiği Anadolu'nun eski efsanelerinin üzerine inşa edilmiştir.

Yazının orjinal hali




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

YAZI DİZİSİ
1 Değişim Sürecinde Alevi Hareketi ( EK) Fethullah Gülen: “Bütün Alevilerin ayaklarının altına başımı rahatlıkla koyabilirim” 14.07.1995
2 Değişim Sürecinde Alevi Hareketi (1) 02.07.1995
3 Değişim Sürecinde Alevi Hareketi (2) 03.07.1995
4 Değişim Sürecinde Alevi Hareketi (3) 04.07.1995
5 Değişim Sürecinde Alevi Hareketi (4) 05.07.1995
6 Değişim Sürecinde Alevi Hareketi (5) 06.07.1995
7 Değişim Sürecinde Alevi Hareketi (6) 07.07.1995
8 Değişim Sürecinde Alevi Hareketi (7) 08.07.1995
9 Değişim Sürecinde Alevi Hareketi (8) 09.07.1995
10 Değişim Sürecinde Alevi Hareketi (9) 10.07.1995
11 Değişim Sürecinde Alevi Hareketi (10) 11.07.1995
12 Değişim Sürecinde Alevi Hareketi (11) 12.07.1995
13 Değişim Sürecinde Alevi Hareketi (12) 13.07.1995

Son makaleler (10)
02.06.2021 Erdoğan karşıtlığı doğru mu?
02.06.2021 Kayıp 128 milyar dolardan 10 bin dolar aylığa cevaplanmayan sorular
30.05.2021 Sedat Peker videolarından sonra Türkiye: Ruşen Çakır ve Ahmet Şık
27.05.2021 Erdoğan, Akşener’den neden korkuyor?
26.05.2021 Erdoğan tercihini Soylu'dan yana yaptı: Sedat Peker şimdi ne yapacak?
23.05.2021 Sedat Peker’in yedinci videosu: Uyuyan dev uyandırılınca...
20.05.2021 Sedat Peker’in altıncı videosu: Kim pis kim temiz?
17.05.2021 Neden kapanmıştık, neden açılıyoruz?
15.05.2021 Türkiye’de milliyetçilik ve muhafazakârlık: Ruşen Çakır, Tanıl Bora ve Kemal Can tartışıyor
14.05.2021 Sedat Peker solcu mu oldu?
02.06.2021 Erdoğan karşıtlığı doğru mu?
15.03.2021 Turkey’s search for an antithetical foreign policy
27.01.2021 Ceux qui prennent leur distance avec le HDP
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı