Değişim Sürecinde Alevi Hareketi (6)

07.07.1995 Milliyet

Canlar Artık “Kan” İstemiyor

Pir Sultan Abdal'ı Anma Toplantısı”nı izlemek için Hamburg Üniversitesi’ndeki salona vardığımızda girişin tam karşısındaki bir duvarda Türkçe bir yazı dikkatimizi çekiyor: “Peru Komünist Partisi’ndeki sağ sapmaya karşı mücadele et! TKP/ML Maoist Merkez”.
Salonun içinde ise Pir Sultan’dan çok TKP/ML - TİKKO’nun efsanevi lideri İbrahim Kaypakkaya’nın posterleri dikkat çekiyor; standlarda, Alevilik üzerine birkaç kitabın dışında ağırlık Çin Devrimi’nden esinlenmiş sol grupların yayınlarında.
Hamburg Anadolu Alevileri Kültür Birliği yetkilileri standlarına dizdikleri kitaplara ve Hz. Ali, Hasan, Hüseyin, Oniki imam ve hatta Hz. Muhammed posterlerine nafile müşteri bekliyor, "burası bize göre değilmiş” diyorlar.

SOSYALİZM VE ALEVİLİK
Alevi gençliği sosyalist fikirlerle ciddi anlamda ilk kez 60’lı yılların sonlarında, büyük şehirlerde tanışmıştı. Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya, Ulaş Bardakçı, Hüseyin İnan gibi devrimci gençlik liderlerinin hangi mezhep kökenli olduğu merak edilmiyordu bile, ama her biri, özellikle Alevi gençliğin militanlaşmasının zirveye ulaştığı 70’li yıllarda birer "çağdaş Alevi kahramanı" olarak algılanır oldu. Nitekim 12 Eylül 1980 darbesiyle birlikte gözaltına alınan, işkence gören binlerce gencin önemli bir bölümü Alevi kökenliydi.
1980’lerin ortalarından itibaren Kürt kökenli sosyalistlerin, PKK’nın etki alanına girip yollarını büyük bir hızla ayırmasıyla iyice zayıf düşen Türk solundan Alevi kökenliler de kopmaya başladı. Bunların bir kısmı sosyalizm kavgalarını esas olarak Alevi kuruluşları etrafında sürdürmeye karar verdi, önemli bir bölümü de sosyalizme veda edip, militanlık tecrübelerini Alevi mücadelesi için seferber etmeye başladı.
70’li yıllarda Alevi gençler, dedelik, cem, semah gibi değerleri “gerilik” olarak görüp reddediyorlardı. Yine de birçok Alevi kültür öğesini bilmeyerek de olsa sosyalist harekete taşıyıp solu Alevileştirmişlerdi. Günümüzde ise orta yaş kuşağından Alevi aydınlar, sosyalizmin temel önermelerini “aşıldı, gerçekleşmesi imkânsız” gibi gerekçelerle reddediyor, ama birçok sosyalist değeri beraberlerinde taşıyıp Alevi hareketini solculaştırıyorlar.

GENÇLERİN ÖFKESİ
Alevi çevrelerde solun devrimci yorumlarından kopmadan Alevi hareketinin gelişemeyeceğini kanısı egemen. Hareketi sınıflarüstü bir rotaya çekmek için ise yoksul tabandaki sınıfsal tepkiyi dunlaştırmak gerekiyor. Bu amaçla "musahiplik” gibi geleneksel kurumlar yeniden canlandırmak isteniyor.
Radikal sol ise genel Alevi hareketine açıkça cephe almadan, Alevi tepkilerini sınıfsal tepkilere dönüştürmeye çalışıyor. Oklarını ise, bu hareketi "sağcılaştırmak, dinselleştirmek” istediğini öne sürdüğü “dönek solcular”a yöneltiyor.
Örgütlenme amacıyla bol bol tarihteki Alevi başkaldırılarını öne çıkaran Alevi önderleri, Gazi, Ümraniye, Nurtepe, Okmeydanı gibi gecekondu semtlerinde patlak veren olaylar nedeniyle çizgilerini gözden geçirmeye yöneliyor. Örneğin “Gericilerin saldırılarına karşı Alevilerin nefsi müdafaa hakkı doğduğunun propagandasını yapan bazı isimler olayların akabinde mülki amirlerle kriz masası oluşturuyor.

YOLLAR AYRILIYOR
Önce Alevi tepkisi olarak ortaya çıkan hareketlerin kısa bir süre içinde DHKP-C, TKP/ML, TDKP, MLKP/K gibi grupların müdahalesiyle radikal sol bir renge bürünmesi ve 14-20 yaş arası gençlerin öfkeli militanlığı uzlaşmacı Alevi kuruluşlarının işinin epey zor olduğunu gösteriyor.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Murtaza Demir, radikal solla Alevi hareketinin yollarının ayrılıp ayrılmadığı sorusunu çok açık yanıtlıyor: “Radikal solla bir birlikteliğimiz yok ki ayrışma olsun!”
Alevi hareketi içinde sosyalist sola en yakın gözüken kuruluşlardan birinin başındaki Demir, Gazi Mahallesi’ndeki olaylardan hareketle sol fraksiyonları sert bir biçimde suçluyor:
“Devlet panik içindeydi. Kameralar polisin ateş ettiğini tespit etmişti. Ama fraksiyonların cenazeleri paylaşması, düzeysiz bir şekilde aralarında kavga etmeleri, atılan sloganlar, açılan pankartlar devleti rahatlattı. Devlet, provokatör olarak onları gösterdi ve kamuoyunu ikna etti."
Benzer yakınmaları hemen hemen tüm Alevi kuruluş yetkilisinden işitmek mümkün. Örneğin Semah Vakfı Başkanı Lütfü Kaleli, Gazi olayları için “Gövdemiz oradaydı, ama biz yoktuk" diyor ve “olumlu örnek” olarak Almanya’da yaşanan bir olayı gösteriyor:
“Gazi olaylarını protesto gösterisinde sol gruplara pankart açma ve kendi sloganlarını atma izni verilmedi. Çıkan tartışmada federasyonun genç görevlileri ağırlık koydu.”
Alevi hareketine en ilginç yaklaşımı hiç kuşkusuz Türkiye Komünist Partisi (TKP) adını sahiplenen grup sergiliyor. “Okunacak En Büyük Kitap İnsandır” adlı kitabıyla Marksizmle Aleviliği bağdaştırmaya çalışan Rıza Yürükoğlu (Nihat Akseymen)’in lideri olduğu örgüt faaliyetinin önemli bir bölümünü Aleviliğe hasretmiş durumda.
TKP 9. Kongresi’nin Alevilik üzerine aldığı kararların başlıcaları şöyle:
“İşçi sınıfının mücadelesiyle ve çıkarıyla uyarlı (yol musahipliği temelinde) bir mücadele hattı esas alınmalıdır; Alevi partisi gibi, toplumu bölen zararlı girişimlere karşı mücadele hızlandırılmalıdır.”
Ancak TKP’liler de gecekondu mahallelerindeki eylemlerde yeterince etkili olamadıklarını itiraf ediyorlar ve buralardaki radikal potansiyeli değerlendirmek istiyorlar. Silah kullanmaya pek yanaşmayan örgüt bu çizgisini gözden geçirmeyi ve "gençlik kesimine yoğun olarak eğilmeyi” kararlaştırıyor.

*

Reha Çamuroğlu: “Bu iş burjuvasız olmaz”

Reha Çamuroğlu, sosyalist hareketten Alevi hareketine geçen aydınların en popüler olanlarından biri. Şahkulu Sultan Dergâhı Vakfı'nda yöneticilik yapan Çamuroğlu, sorularımızı şöyle yanıtladı:

Siz Alevilerin merkez solda olduğunu, ama ortada merkez sol örgüt olmadığını söylüyorsunuz. Dolayısıyla Aleviler merkez solu yeniden inşa etme ve gerekirse bunun öncüsü olma arayışlarının öncüsü olabilir mi?
Çamuroğlu:
Bir anlamda öyle, çünkü Alevi toplumunun yapısı şehirlere göç etmeye başladığı 1950’lerden çok farklı. Bugün bir Alevi burjuvazisi var, geniş ölçüde bir orta sınıf var, entelijansiya (aydınlar) var. Bunların sağda veya radikal solda birleşmeleri çok zor, birleşmenin ideal yeri merkez sol gibi görünüyor.

Son dönemde özellikle Alevi vakıflarının, kültür merkezi, yurt, hastane vs. açma girişimleri bana bazı Sünni cemaatlerin yıllardan beri uygulayageldikleri faaliyetlerin benzeri gibi gözüküyor...
Çamuroğlu:
Bunlar modern tartışmalar olduğu için kopya çekmeler çok mümkün. Burda bir cemaat olma, cemaat dayanışması geliştirme gayretleri görüyoruz. Bu konuda İslamcılar bizden önce önemli adımlar attılar. Aleviler, örneğin Erzincan’dan gelen Alevi bir öğrencinin bir İslamcı yurduna girmesini istemiyor. Yani kültürel bir altyapı oluşturmak, bu yolla sivil topluma katkıda bulunmak istiyorlar.

Bu faaliyetler söz konusu olunca para sorunu ortaya çıkıyor.
Çamuroğlu:
Her zaman bir para sorunu vardır, ama bazılarında para birinci sorundur; bizde ise sonraki maddelerden biridir. Esas sorunumuz kadro ve kültürel-siyasi netlik sorunudur. Bu cemaat, bu parayı sağlayabilecek dinamizme kavuştu.

Ama para sahibi olanların kendi çizgilerini dayatma sorunu olmayacak mı?
Çamuroğlu:
Mutlaka olacaktır, ancak parasız cemaat olmayacağı gibi cemaatin kolektif katılımı olmadan da para bir işe yaramaz. Cemaatin belirli düzeylerde rüşdünü ispat etmesi kapitali ortaya koyanlarla belli uzlaşma noktalarını yaratıyor. Zenginler de para dışında başka şeylere muhtaçlar.

Böylece radikal solla Alevi hareketi arasındaki gerilim giderek tırmanıyor.
Çamuroğlu:
Bugün dünyanın hiçbir yerinde, kendi burjuvazisiyle dengeler kurmayan bir cemaat güçlü bir hareket yaratamaz. Bu, Türkiye'deki Kürt hareketi için de böyledir, Sünni İslamcılık için de böyledir.

O zaman radikal sol, Alevi hareketinden tasfiye mi olacak?
Çamuroğlu:
Alevi toplumu halk savaşı istemiyor. Aleviler, Gazi Mahallesi’ndeki gibi patlamalardan, bunların yayılıp tüm ülkeyi kaplamasından özgürlük elde edilebileceğini düşünmüyor.

Bu noktada, radikal sol, devletin bazı ılımlı Alevi önderleriyle İşbirliği yaptığını iddia ediyor.
Çamuroğlu:
Devlet çok geniş bir kavramdır, devletin içi homojen değildir. Bazen devletin içindeki bazı güçler, aslında hiç desteklemeyecekleri düşünülen çok radikal güçleri de destekleyebiliyor. Çünkü bunlar belli bir strateji içerisinde bir satranç tahtasında belli yerlere oturabilirler.

*

“Yol bir, sürek binbir” – Ersel Ergüz (6)

Anadolu'ya uzanan el


Anadolu Aleviliği, 16. yüzyılın başından itibaren iki ayrı koldan ilerlen Kızılbaşlık ve Bektaşilik. Aslında bu iki sürek arasında inanç bakımından bir fark yoktur. İkisinde de Hz. Ali ulu olarak kabul edilir, müslümanların gerçek dinsel liderlerinin onun soyundan gelen 12 imam olduğuna inanılır. Caferi mezhebine bağlılık ikisinin de ortak özelliğidir. Ancak iş örgütlenmeye, siyasi tercihe gelince yolları ayrılacaktır.

ŞAH İSMAİL
15. yüzyılın ilk çeyreğinde İran Azerbaycanı’nda kurulan Erdebil tekkesi, Şah İsmail’in elinde siyasi bir güç kazanır. 1501’de kurduğu Safevi Devleti, Osmanlı'nın karşısına çıkar. Bu devletin başı Erdebil’de, gövdesi Anadolu'dadır.
Prof. Ahmet Yaşar Ocak şöyle yazıyor: “Hz. Ali, Kerbela ve 12 İmam kültlerini heterodoks İslam anlayışının içine başarıyla aşılayan ve böylece bugünkü Aleviliğin temelini oluşturan, ritüellerini, ayinlerini, bunların usul ve erkanlarını, eski ayinlerle karıştırarak yeni bir yapıya kavuşturan Şah İsmail’dir. O, bunu müthiş bir mistik lirizm yansıtan nefesleriyle ve deha ölçüsüne varan teşkilatçılık kabiliyetiyle başarmıştır.
Eski şamanist nitelikli soya dayalı dini liderliği, seyyidlik kurumuyla birleştirerek, başta kendisi olmak üzere, bu dini liderlerin Hz. Ali soyundan geldiğini gösteren icazetnameler dağıtmak suretiyle bugünkü dedelik kurumunu yaratmıştır.”

CANLARIN KANI
Hatayi mahlasıyla Türkçe nefesler söyleyen Şah İsmail’in etkisi Anadolu Alevileri arasında kısa zamanda yankı bulur. Art arda ayaklanmalar patlak verir. Koyu bir Alevi düşmanı olan Yavuz Sultan Selim babası II. Bayezid’i devirdikten sonra ilk iş olarak kızılbaşlara yönelip temizlik harekatına girişir. Başı gövdeden ayırma operasyonu sırasında, resmi Osmanlı kaynaklarına göre 40 bin kızılbaş katledilecektir.
Şah İsmail, 1514 Çaldıran yenilgisinden sonra kızılbaşlıktan sapan uygulamalara imza atar. Farsça devletin resmi dili olur, Şii fıkhına yönelme eğilimleri belirir.
Bugünkü İran'ın temelleri, o ve takipçileri tarafından adım adım atılır. Cemal Şener, Fuat Bozkurt ve Reha Çamuroğlu tarafından kaleme alman “Yüz Soruda Alevilik” adlı kitapta Şah İsmail olayına şöyle yaklaşılır:
“Hatayi bizimdir, Şah İsmail ise bir hükümdardır.”

FETVALAR
Safevi yanlısı Alevilere verilen “Kızılbaş” adı, Anadolu Alevileri için onur, Sünniler için ise karalama vesilesiydi. Bu sözcüğün kökenini Hz. Ali ve taraftarlarının savaşlar sırasında kırmızı başlık giymesinde arayanlar olduğu gibi, Safevi ailesinden Şah Haydar ve oğlu Şah İsmail’in, Hz. Ali ve soyuna bağlılıklarını göstermek için 12 imamları çağrıştıracak şekilde, 12 dilimli, koni biçimli, kızıl bir taç (Tac-ı Haydari) giymelerine bağlayanlar da çıkar.
Ancak bu kadar yaygınlaşması, hiç kuşku yok ki, tarihin gördüğü en büyük Alevi karşıtı propogandanın, Osmanlı yöneticilerinin tarihçi ve şeyhülislamlar eliyle yürüttüğü karalama kampanyasının eseridir.
Osmanlı döneminin ilk vakanüvisi olan Hoca Saadettin Efendi, Alevileri, “kan dökücü pis kalabalık” diye tanımlar, Şeyhülislam Ebusuud Efendi’nin fetvası, kızılbaş öldürene gazilik, kızılbaş tarafından öldürülene ise şehitlik vaat eder. "Kafir”, “Rafızi” (Ebubekir ve Ömer’in halifeliğini tanımayanların oluşturduğu akım), “isyancı”, “eşkiya”, hatta daha da ileri gidilerek, “ana-bacısıyla cinsel ilişkide bulunan" sıfatları tek bir başlık altında toplanmıştır: Kızılbaşlık.

Yazının orjinal hali




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

YAZI DİZİSİ
1 Değişim Sürecinde Alevi Hareketi ( EK) Fethullah Gülen: “Bütün Alevilerin ayaklarının altına başımı rahatlıkla koyabilirim” 14.07.1995
2 Değişim Sürecinde Alevi Hareketi (1) 02.07.1995
3 Değişim Sürecinde Alevi Hareketi (2) 03.07.1995
4 Değişim Sürecinde Alevi Hareketi (3) 04.07.1995
5 Değişim Sürecinde Alevi Hareketi (4) 05.07.1995
6 Değişim Sürecinde Alevi Hareketi (5) 06.07.1995
7 Değişim Sürecinde Alevi Hareketi (6) 07.07.1995
8 Değişim Sürecinde Alevi Hareketi (7) 08.07.1995
9 Değişim Sürecinde Alevi Hareketi (8) 09.07.1995
10 Değişim Sürecinde Alevi Hareketi (9) 10.07.1995
11 Değişim Sürecinde Alevi Hareketi (10) 11.07.1995
12 Değişim Sürecinde Alevi Hareketi (11) 12.07.1995
13 Değişim Sürecinde Alevi Hareketi (12) 13.07.1995

Son makaleler (10)
02.06.2021 Erdoğan karşıtlığı doğru mu?
02.06.2021 Kayıp 128 milyar dolardan 10 bin dolar aylığa cevaplanmayan sorular
30.05.2021 Sedat Peker videolarından sonra Türkiye: Ruşen Çakır ve Ahmet Şık
27.05.2021 Erdoğan, Akşener’den neden korkuyor?
26.05.2021 Erdoğan tercihini Soylu'dan yana yaptı: Sedat Peker şimdi ne yapacak?
23.05.2021 Sedat Peker’in yedinci videosu: Uyuyan dev uyandırılınca...
20.05.2021 Sedat Peker’in altıncı videosu: Kim pis kim temiz?
17.05.2021 Neden kapanmıştık, neden açılıyoruz?
15.05.2021 Türkiye’de milliyetçilik ve muhafazakârlık: Ruşen Çakır, Tanıl Bora ve Kemal Can tartışıyor
14.05.2021 Sedat Peker solcu mu oldu?
02.06.2021 Erdoğan karşıtlığı doğru mu?
15.03.2021 Turkey’s search for an antithetical foreign policy
27.01.2021 Ceux qui prennent leur distance avec le HDP
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı