Hükümet BDP'den neden rahatsız?

16.10.2013 Vatan

Bir bayram günü siyaset, hele Kürt sorunu ve çözüm süreci üzerine yazmanın (ve siz okuyucular için okumanın) pek hoş bir şey olmadığının farkındayım. Fakat bu hayati konular bayram filan dinlemiyor. Örneğin Başbakan Erdoğan, bayram namazı çıkışı BDP'ye yönelik eleştirilerini sürdürmekten geri kalmadı. Yine dün Başbakan'ın başdanışmanı Yalçın Akdoğan BDP'nin çatırdama ihtimali üzerine yazdı. Yeni Şafak Gazetesi Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi de, resmi kaynaklardan aldığı belli olan bazı bilgilerden hareketle Cemil Bayık'ın yerel seçimlerin silahların gölgesinde geçmesi için hazırlık içinde olduğunu yazdı.
Selvi'nin yazısını önemsiyorum zira zaten geri çekilmeyi durdurmuş olan PKK'nın, herhangi bir bahaneyle ateşkesi de bitirmesi pek şaşırtıcı olmaz. Fakat çatışmaların yeniden başlama ihtimali o kadar ürkütücü ki insanın içinden bunun üzerine yazmak bile gelmiyor.
BDP'nin çatırdama ihtimaliyse pek böyle değil. Aslında bir süredir BDP içinde ciddi çalkantı, tartışma ve iktidar mücadeleleri olduğu biliniyordu. Daha biz BDP içinde kimin kimlerle birlikte hangi konuda hangi pozisyonu aldığını, İmralı (Öcalan) ve Kandil'in ağırlıklarını kimlerden ve hangi yaklaşımlardan yana aldığını anlamadan siyasi iktidarın tercihini öğrenmiş olduk. Gerek Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay'ın, gerek Başbakan'ın sözlerinden, gerek Akdoğan'ın son yazısından, gerekse son İmralı heyetine Selahattin Demirtaş'ın alınmamasından hareketle hükümetin BDP'nin şimdiki yöneticilerinden, onların siyaset yapma tarzlarından memnun olmadıkları anlaşılıyor.

Ayakları üzerinde duran BDP

Kısacası ülkeyi yönetenler BDP'yi "fazla sert" ve "uzlaşmaz" buluyorlar. Bu şikayetlerinde haklı olup olmadıkları, hatta böyle bir şikayete hakları olup olmadıkları tartışılır. Bunu şimdilik bir kenara bırakıp şunu çekinmeden ileri sürebiliriz: Hükümet dün BDP'yi kendi ayakları üzerinde duramadığı, Kandil ve İmralı'dan bağımsız hareket etmediği, edemediği için eleştiriyordu, bugünse aynı partinin belli konularda ağırlık koymasından, Selahattin Demirtaş, Sırrı Süreyya Önder gibi isimlerin yıldızlarının sadece Kürt siyasi hareketi içinde değil, genel olarak Türkiye siyasetinde parlamasından rahatsız oluyor.
Bir diğer endişe konusuysa, Gezi direnişiyle birlikte ortaya çıkan toplumsal muhalefet potansiyelinin, BDP ile buluşarak bu partiyi ülkenin her anlamda sahici ana muhalefeti haline dönüştürme imkanı. Yıllarca BDP'yi (ve ondan önce gelen partileri) "Türkiye partisi olamamak"la eleştiregelenlerin birdenbire onu "Kürtlerin enerjisini Kürt olmayanlara armağan etme"ye çalışmakla suçlamaya başlaması ilginç. Öcalan'ın talimatıyla BDP'nin yerini alması beklenen HDP'ye yönelik olarak Kürt hareketi içinden gelen itirazların iktidar partisi tarafından takdir edilmesi üzerinde iyice düşünmek gerekiyor.

Sağ-sol kavgası

Özel olarak BDP, genel olarak Kürt siyasi hareketi içinde süregelen tartışmaları her ne kadar modası geçmiş görünse de "sağcılık/solculuk" ikilemi ekseninde irdelemek yanlış olmayabilir. Anladığım kadarıyla hükümet, BDP içinde sağ kanadın, yani Kürtlüğe (ve dolayısıyla Kürt milliyetçiliğine) vurgu yapan isimlerin öne çıkmasını tercih ediyor. Bunların çoğunun düne kadar Kürt hareketi içinde "şahin" bilinen isimler olması işleri daha da ilginç kılıyor. Siyasi iktidarın Kürt hareketini düzenlemeye yönelik arzu ve çabalarının sonuç vermesi sanıyorum tek bir şekilde mümkün olabilir: Öcalan'ını buna ikna ederek.
"Peki edebilir mi?" diye sorulacak olursa şunu söyleyebilirim: Bugüne kadar attığı bazı adımlar siyasi iktidarın hoşuna gitmiş olabilir ama Öcalan bugüne kadar attığı adımlarda hep devletin değil esas olarak kendi hareketinin bekasını gözetmiş birisidir. Yani devletin istediğini yaptığının sanıldığı anlarda bile onun Kürt hareketinin geleceğini düşündüğünü söyleyebiliriz. Bu sefer de olsa olsa öyle olur.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
20.02.2020 Erdoğan-Gülen savaşının asıl öyküsü
18.02.2020 Siyasal İslam neden ve nasıl çöktü?
17.02.2020 Olmamış, olacağı da meçhul bir darbenin mağduriyet kuyruğu
16.02.2020 Ankara Moskova’dan, Erdoğan Putin’den uzaklaşabilir mi?
15.02.2020 Sekizinci yılında MİT krizinin gösterdikleri
14.02.2020 Haftaya Bakış (1): Bahçeli’nin savaş çağrısı & FETÖ’nün siyasi ayağı
13.02.2020 İktidarın, “FETÖ’nün siyasi ayağıyla mücadele” bahanesiyle CHP’yi etkisizleştirme kampanyası
11.02.2020 Bahçeli’nin savaş çağrısı karşılık bulur mu?
10.02.2020 Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ile özel yayın
10.02.2020 Erdoğan, Başbuğ’un yol açtığı krizi çözebilecek mi?
20.02.2020 Erdoğan-Gülen savaşının asıl öyküsü
06.02.2020 La situation de la Turquie : l’autoritarisme sans autorité
10.01.2020 “Native and national journalism” in Turkey
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı