Gezi direnişinde Kürtler, Kemalistler ve diğerleri

08.10.2013 Vatan

Önce uzunca bir alıntı yapmak istiyorum: “Gezi olayları, kamplaşmayı ve kutuplaşmayı tırmandırıcı bir etki yaptı. İktidar kavgası sertleşti. İşin içine Kürtlerin de katılması dengeleri değiştirebilir, Kemalistlerin omurgasını oluşturduğu sokak çatışmaları, ülkeyi bir siyasi krizin içine sokabilirdi. BDP dikkatli bir çizgi izledi. Soldan gelen baskılara rağmen çatışmanın tarafı haline gelmedi. Direnişin ‘Kemalist omurga’sına ihtiyatla yaklaştı, esas olarak ondan uzak durdu.”
Gezi direnişinin omurgasını kestirmeden “Kemalist” olarak tanımlayan, kamplaşma ve kutuplaşmanın tırmanmasından esas olarak, dile getirilen talepleri kriminalize eden hükümeti ve Başbakan Erdoğan’ı değil de Gezi direnişçilerini sorumlu tutan bu değerlendirmenin altındaki imza Oral Çalışlar’ın. Yazıyı merak edenler şuradan okuyabilir: (http://www.radikal.com.tr/yazarlar/oral_calislar/kurtlerin_kemalistlerle_ittifaki-1154355) Onun bu tespitlerine katılmadığımı, Gezi direnişi sürecinde yazdıklarımdan haberdar olanlar bilir. Sadece şu kadarını söylemek yeterli olacaktır: Eğer Kemalistler, son 11 yılın en etkili toplumsal direnişlerinden birinin (belki de birincisinin) omurgasını çatabilecek kadar güçlü olsaydılar çoktan bambaşka bir Türkiye’de yaşıyor olurduk.
Ancak Çalışlar’ın, BDP’nin özellikle başlarda Gezi’ye temkinli yaklaştığı ve bunun da hem direnişin, hem de Türkiye’nin akışını değiştirmiş olduğu tespitine herhangi bir itirazım yok. Ancak BDP’lilerin baştaki ürkekliğinin gerek Abdullah Öcalan, gerekse farklı PKK sözcüleri tarafından sorgulandığını da biliyoruz. (Bu konudaki detaylar için: Kürtler Gezi direnişinin neresinde?)

Hükümeti kollama içgüdüsü

Her ne kadar hükümet Eylül ayı için alarm vermiş olsa da Gezi direnişinin yazın kaldığı yerden ve aynı güçte yeniden başlayacağına dair pek bir işaret yok. Bununla birlikte gerek Çalışlar, gerekse medyadaki bazı başka isimler, “Kürt siyasi hareketinin Kemalistlerle muhtemel ilişkisi”ni sorgulama görüntüsüyle Gezi’nin yeniden yaşanması halinde Kürtlerin buna bu sefer başından itibaren aktif bir şekilde dahil olmasının önünü almaya çalışıyorlar.
Aslına bakılacak olursa, Kürt hareketinin Gezi direnişiyle ilişkisini tartışmada hiçbir sakınca yok, hatta bu zaruri. Ancak bu tartışmayı, daha ilk andan bazı (en hafif deyimiyle) yanlış okumaları (örneğin direnişin omurgasını Kemalist olarak tanımlayarak) temel alarak yürütmeye kalkmanın pek bir işe yaramayacağı ortadadır.
Şunu hatırlatmakta fayda var: Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç gibi isimlerin “mesaj alındı” şeklindeki çıkışlarına rağmen Gezi’nin mesajını yoksaymaya, onu uluslararası bir komplonun parçası göstermeye çalışarak hem kendi iktidarına, hem de Türkiye’ye çok şeyler kaybettirdi. Bugün, esas olarak hükümete ve Başbakan’a yardımcı olmayı (onu yedirmemeyi) hedefledikleri anlaşılan bazı kişilerin Gezi’yi bir komplo olarak gösterme inatlarının kimsenin hayrına olmayacaktır.
Yine de, tabii ki kendileri bilir.

Öcalan pakete ne diyecek?

Demokratikleşme paketinin Kürt siyasi hareketinde yarattığı hayal kırıklığını önce BDP, ardından PKK/KCK sözcüleri açık bir şekilde dile getirdiler. Ancak hükümete yönelik bütün itiraz, eleştiri ve suçlamalarına rağmen hiçbirinin çözüm süreci konusunda bağlayıcı sözler etmediğini biliyoruz. Bu da normal, çünkü daha önce yaşanan bir dizi krizde olduğu gibi bu sefer de son sözü Abdullah Öcalan söyleyecek. Hükümetin de bu olgudan hareketle daha rahat hareket ettiğini, Öcalan’ın “makul ve serinkanlı” yaklaşımına güvendiğini daha önceki deneyimlere bakarak anlayabiliyoruz.
Yine de Öcalan’ın, hareketin dışardaki temsilcilerinin beklentilerini tümüyle elinin tersiyle itip siyasi iktidarla tam bir uyum içinde davranmasını beklemek yanlış olacaktır. Zaten BDP ve PKK’dan peşpeşe gelen açıklamaların İmralı üzerinde bir tür baskı oluşturmayı hedeflediğini de düşünebiliriz.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
02.12.2019 Fethullahçıların yerini Menzil mi aldı?
29.11.2019 AKP iktidarında Türkiye’de İslamiyet’in durumu
28.11.2019 Ali Babacan mı, Ekrem İmamoğlu mu?
27.11.2019 Ali Babacan kime, nasıl sesleniyor?
26.11.2019 FETÖ operasyonları hiç bitmeyecek mi?
25.11.2019 Külliyedeki CHP’li olayı: Yepyeni Türkiye, epeski muhalefet
22.11.2019 Erdoğan başkanlık sisteminden vazgeçer mi?
21.11.2019 Külliye’deki CHP’li
20.11.2019 HDP’de sine-i millet tartışması
20.11.2019 Transatlantik: Erdoğan-Trump görüşmesi, İran’da protestolar & Fransa ile Almanya arasında NATO anlaşmazlığı
02.12.2019 Fethullahçıların yerini Menzil mi aldı?
08.11.2019 The meaning and meaninglessness of Erdoğan’s stubbornness towards Osman Kavala
17.10.2019 L’Opération Source de Paix: L’internationalisation de la question Kurde
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı