İSLAMCILAR VE ATATÜRK 1: Kaçar, şişedeki cini çıkardı

28.11.1994 Milliyet

Türkiye’yi adım adım, aşağıdan yukarıya İslamileştirmeyi hedefleyen İslami cemaatler Kaçar'ın söylediklerine karşı çıkmaları durumunda üzerinde yükseldikleri tabanı, onun yaptığını savunmaları durumunda “zinde güçleri” ürküteceklerini biliyor. Ancak radikaller bu kez bu denge oyununu bozmaya kararlı... Mahmut Kaçar’ın çıkardığı cini yeniden şişenin içine sokmak çok zor olacağa benziyor.

SUNUŞ
 
İslamcılar yekpare bir yapı oluşturmuyor ve sürekli bir değişim ve dönüşüm halindeler. Bu değişim ve dönüşümden İslamcıların Atatürk konusundaki değerlendirmeleri de payını alıyor. Özellikle bazı İslami gruplar sistemle bütünleşip iktidardan pay aldıkça, en azından söylem olarak Atatürk karşıtlığından uzak durmaya çalışıyor.
Yakın tarih tartışması yapmak gibi bir hedef gütmediğimiz bu yazı dizisinde, sözünü ettiğimiz değişimleri ve onların doğurduğu çelişkileri temel alarak yıllardır bilinen, ama üzerinde serinkanlı bir şekilde durulmayan bir sorunlu ilişkiyi incelemek istiyoruz. İslamcı kesimin Mustafa Kemal Atatürk’e nasıl yaklaştığı konusunu ele almamızın İslamcı ya da laik kimseyi rahatsız etmeyeceğini umuyoruz.
 
KAÇAR, ŞİŞEDEKİ CİNİ ÇIKARDI
 
Vanlı PTT memuru Mahmut Kaçar kendisini bir İslam tebliğcisi olarak görüyordu, ama daha baştan “meczup” ya da “provokatör” diye damgalanmaya mahkûmdu. Kimler tarafından? Kendisinin "kafir” ya da "münafık” olarak gördüğü kişiler tarafından değil, aynı davanın, yani "İslam’ı tebliğ ve hakim kılma” davasının ünlü, etkili ve güçlü isimleri tarafından.
Daha Atatürkçüler ne olduğunu anlamadan birçok Refah Partisi yetkilisi, Zaman, Türkiye gibi İslamcı bilinen bazı yayın organları, artık alıştığımız “provokasyon” sözleriyle bu kez de Kaçar’ı sahipsiz bıraktı, hatta Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in açıklamasına sarılarak bu “mücahid adayı”na en uygun yerin akıl hastanesi olduğunu söyledi.
Ne var ki Kaçar olayı kolay kolay örtbas edileceğe, kaçan kurtulacağa benzemiyor. Kaçar, deli ve provokatör olmadığında ısrarlı, eşi Bahar Kaçar da öyle; daha önemlisi radikal İslamcı çevreler Anıtkabir eylemcisinin şahsında “örnek bir Müslüman” bulmanın coşkusunu ve “uzlaşmacı” olarak niteledikleri İslami cemaatleri bu kez iyice köşeye sıkıştırmanın keyfini yaşıyorlar.
Kaçar’a sahip çıkanların başında İstanbul Bağımsız Milletvekili Hasan Mezarcı’nın bulunması hiç de şaşırtıcı değil. O da tıpkı Kaçar gibi, cumhuriyetin kurucu temel ilkelerine sahip çıkanlarca lanetlenmiş, bu ilkeleri İslam şeriatına göre yeniden düzenlemek, belki de cumhuriyetin yerine yeni bir rejim tesis etmek isteyenlerin gözünde birer “İslam mücahidi” mertebesine ulaşmıştı.
Mezarcı, da Kaçar gibi İslamcı tabandan alkış almasına karşın irili ufaklı iktidar sahibi İslamcılardan, başta üyesi olduğu Refah Partisi’nden tepki görmüştü. Onun belki de tek şansı, milletvekili olması, kıvrak zekâsı ve hitabet yeteneği nedeniyle "provokatör” ya da “meczup” olarak damgalanamamasıydı.
Her iki olay, Tanzimat Fermanı’yla başlayan “Batılılaşma - İslamlaşma” tartışmasının, 70 yıldır, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün söyledikleri, yaptıkları ve özel yaşamı etrafında sürdüğünü hatırlattı.
 
SİSTEMİN İÇİNDEKİLER VE DIŞINDAKİLER
Cumhuriyet tarihi boyunca Atatürk’e saldıran İslamcılar basit bir saptamadan hareket etmişlerdi: “Türkiye’nin yüzde 99’u Müslümandır. Atatürk’ün ve Atatürkçülerin tutum ve davranışları İslama aykırıdır. Bu gerçek devlet baskısıyla gizlenmektedir. Gerektiğinde her şeyi göze alarak hakiki İslamın tebliğ edilmesi durumunda ümmet gerçeği görecektir."
Kendilerini Atatürkçü saflara yerleştirenler de bu basit mantığın karşısına benzer basitlikte bir mantıkla çıktılar: “Halkın ezici bir çoğunluğu Atatürk’ü sever. Başta ordu olmak üzere devlet aygıtı onun koruyucusudur. Gericilerin bütün çabaları nafiledir. Türk ulusu Atatürk’e ve onun devrimlerine sahip çıkacaktır.” Ticanilerin Atatürk heykeli taşladığı yıllarda geçerli olan bu iki birbirine benzer akıl yürütme işlevini kaybetti. İslamcı cenahtan Atatürk’e ve onun temsil ettiği değerlere yönelik her saldırı toplumdaki "laik - İslamcı” gerginliğini tırmandırmaktan çok Türkiye’deki politik sistemin ve her geçen gün daha fazla bu sistemin parçası olan güçlü İslami oluşumların işleyişine çomak sokuyor.
Yıllardır Sünni İslamcı tabandaki “Atatürk alerjisi”ni tırmandıran, en azından bunun giderilmesi için hiçbir girişimde bulunmayan ve bu "alerji”yi tebliğ ve propaganda amacıyla sürekli olarak el altından istismar eden İslami cemaat önderleri, kendileri dışındaki kişi veya çevrelerin bu işi uluorta yapmasından rahatsız oluyor.
Her Atatürk karşıtı İslamcı eylemin İslami saflarda yarattığı kargaşa. Türkiye’deki İslamcı hareketliliğin temel çelişkisinin radikallerle uzlaşmacılar arasında olduğunu gösteriyor.
Kaçar’ın Anıtkabir’deki “tebliğ”inin birinci derecede muhatabının, protokoldeki Murat Karayalçın veya Tansu Çiller’den çok Necmettin Erbakan’la diğer RP’li yöneticiler olduğuna bir başka radikal İslamcı, Yeni Yeryüzü Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Burhan Kavuncu’nun yine radikal İslamcı eğilimli Selam Gazetesi’nde yayınlanan şu sözleri kanıt olarak gösterilebilir:
“Bir Müslümanın Allah yolunda ve Kuran çizgisinde bir tavır ortaya koyması karşısında rahatları bozulanlar, hiçbir araştırmaya ihtiyaç duymaksızın hemen provokatör damgası yapıştırıyorlar.
“Bunların kasıtlı ve çıkarcı oldukları, kendi menfaatlerini koruyan kişiler oldukları apaçık ortadadır. Bunların kafalarına ve yüreklerine korkaklık ve dalkavukluk o kadar egemen olmuştur ki, bir Müslümanın izzetli bir tavır sergileyebileceğini ufuklarına sığdıramamaktadırlar.
“Müslüman bazı çevreler artık ya bu provokasyon edebiyatını bir tarafa bıraksınlar ya da İslamın gerektirdiği fedakârlık ve izzeti taşıyamıyorlarsa bir kenarda dursunlar. Artık Müslümanları karalamaya bir son versinler.”
 
DENGE HESAPLARI BOZULUYOR MU?
Sistemle şu ya da bu şekilde içli dışlı olan, oyunu kurallarına göre oynayıp Türkiye’yi adım adım, aşağıdan yukarıya İslamileştirmeyi hedefleyen İslami cemaatler çok ince bir dengeyi tutturmaya çalışıyor. Kamuoyunu karıştıran radikal çıkışların içeriğini hiçbir zaman sorgulamadan, örneğin Mahmut Kaçar’ın Anıtkabir’de söylediklerine toz kondurmadan, bu çıkışların zamanlamasını, yöntemini, üslubunu mahkûm ediyorlar.
Kaçar’ın söylediklerine karşı çıkmaları durumunda üzerinde yükseldikleri tabanı, onun yaptığını savunmaları durumunda “zinde güçleri” ürküteceklerini biliyorlar. Radikaller bu oyunu bozmaya uğraşırken, oyunun sürmesinden yana olan, çoğu Atatürkçülük iddiasındaki iktidar sahipleri olayları küllendirmek için çaba sarf ediyor.
Ancak Mahmut Kaçar’ın çıkardığı cini yeniden şişenin içine sokmak bu sefer çok zor olacağa benziyor.
 
 
 
Hasan Mezarcı: “Provokatör değil, ihlaslı bir kardeşimiz”
 
İstanbul Bağımsız Milletvekili Hasan Mezarcı, Selam Gazetesi’nin haberine göre Güngören Halk Eğitim ve Kültür Vakfı’nda yaptığı “Düşünce özgürlüğü” başlıklı konuşmasında Mahmut Kaçar’ı şöyle göklere çıkardı: “Bize ilkokuldayken şöyle bir şarkı öğretiyorlardı: Bak postacı geliyor, selam veriyor. Herkes ona bakıyor, merak ediyor.’ Bakın işte postacı geldi, Selamını verdi  ve söyleyeceklerini söyledi. Birileri çıkıyor efendim, ajan, provokatör diyor. Hayır, ben araştırdım provokatör filan değil, ihlaslı bir kardeşimiz. Sonuna kadar o kardeşimizi destekliyoruz.
Eğer birileri çıkıp böyle yapan kardeşlerimize bu yakıştırmalarda bulunursa daha kimse böyle şeyler yapmaya cesaret edemez. Ne dedi kardeşimiz? Kimseye hakaret etmedi, sövmedi. ‘Taşlara tapmayın, taşlar sizi duymaz, sizleri Kuran’a davet ediyorum’ dedi. Bunları hangi Müslüman söylemiyor? Bu kardeşimiz yüzlerce hocadan ve tefsirden çok daha etkili bir iş yaptı. Süleyman Bey, çıkmış adama deli, meczup diyor. Alın bu filmi İspanya’ya ve başka bir Batı ülkesine götürün izletin. Orada taşlara tapmayın diyene mi deli derler, yoksa taşlara tapana mı deli derler?”
 
Bahar Kaçar: “Eşim eylemi İslam adına yaptı”
 
Mahmut Kaçar’ın eşi Bahar Kaçar haftalık Selam Gazetesi muhabirinin sorularını yanıtlayıp eşi, eylemi ve ardından yaşananları anlattı:
“Mahmut, zulmün karşısında sessiz kalmayı, dilsiz şeytanlık olarak değerlendiriyordu. Bol bol teori üretip çok konuşan, fakat pratikte bir şey yapmayan insanları çok yadırgıyordu. Kendisini de aynı nedenle suçluyordu.
“Bu, eşimin İslam adına gerçekleştirdiği bir eylemdir. Eylem değil, tebliğ demek daha doğru olur. Kocam ne delidir ne de ruh hastasıdır. Dürüst, istikrarlı bir insandır. Bu tebliğ hakkında provokasyon diyenlere şunu söylemek isterim. Resulullah’ın müşriklere okuduğu ilk ayetleri incelesinler ve olayı buna göre değerlendirsinler. Mahmut Müslüman olmanın gereği olarak tebliğini yapmış, laiklerin aslında Kuran’dan ne kadar korktuklarını herkese göstermiştir. Eşimin bu davranışından gurur duyuyorum.
“İslami kesim diye bilinen RP ve Zaman Gazetesi’nin beyanatlarına üzüldüm. İslam RP’den ibaret değildir. RP’li değiliz diye Müslümanlıktan mı çıkıyoruz? Asiltürk’ün beyanı bir iftiradır. Hz. İbrahim ve tüm peygamberlerden habersiz mi acaba? Müslümanlar Mahmud’a sahip çıksınlar ve dualarını esirgemesinler."
 
Yazının orjinal hali




Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

YAZI DİZİSİ
1 İSLAMCILAR VE ATATÜRK 1: Kaçar, şişedeki cini çıkardı 28.11.1994
2 İSLAMCILAR VE ATATÜRK 2: Atatürk yaşasaydı Refahçı olur muydu? 29.11.1994
3 İSLAMCILAR VE ATATÜRK 3: Adnan Hoca'nın mucizevi Atatürkçülüğü ! 30.11.1994
4 İSLAMCILAR VE ATATÜRK 4: İslamcı - 2. Cumhuriyetçi işbirliği 01.12.1994

Son makaleler (10)
10.09.2019 Ali Babacan’ın söyledikleri ve söylemedikleri
09.09.2019 Bir “muhalefet” stratejisi olarak felaket tellallığı
06.09.2019 Yargı vesayetinde son nokta: Canan Kaftancıoğlu’na mahkumiyet
05.09.2019 Ekrem İmamoğlu’nun başkanlıkta 70 günü
04.09.2019 Erken seçim olur mu? Olursa ne olur?
03.09.2019 İçeride ve dışarıda Erdoğan’ın zor günleri: Murat Yetkin ile söyleşi
02.09.2019 Akşener Erdoğan’ı kurtarabilir mi? Kurtarır mı?
30.08.2019 Yeni partiler niçin gecikiyor?
29.08.2019 Cemaatlerin para muslukları kesilince…
28.08.2019 Kılıçdaroğlu’nun (yeni) Kürt açılımı
10.09.2019 Ali Babacan’ın söyledikleri ve söylemedikleri
04.09.2019 Turkey: Could there be an early election? If so, what will happen?
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
24.07.2019 Pourquoi le gouvernement turc change-t-il son attitude face aux syriens ?
11.02.2016 Hesabên herdu aliyan ên xelet şerê heyî kûrtir dike
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı